BU ZATLA AŞIK ATILMAZ!
Mehmet Necati GÜNGÖR

Bu zatla aşık atılamayacağını sana söylemediler mi arkadaş?
Anlamadıysan, kendi yazdığı “Küçük Dünyam” ı oku.
Ona dokunanların başına gelenleri okuduktan sonra da ısrarını sürdüreceksen sen bilirsin!
Bizden hatırlatması.
Küçük Dünyam, Sayfa: 43

”Çocukluğumda bizim kazlarımız vardı. Ben onları çok severdim. Bir gün bu kazlar, Necip Ağa adındaki çok muhterem, abit, zahit komşumuzun tarlasına girmişler. O da kızmış, kazları bir güzel dövmüş. Baktık bizim kazlar kan revan içinde. Kiminin ayağı kırılmış, kiminin gözü çıkmış. Onları öyle görünce içim sızladı, çok rikkatime dokundu. Fakat ne ben ne de evimizden bir başkası tek kelime söylemedi. Çok geçmedi. Havada bir bulut belirdi. Necip Ağa’nın tarlasına öyle bir dolu yağdı ki, bahçede ne var ne yok hepsini aldı götürdü. O da, biz de hayret içinde kaldık. Çünkü köyde başka hiçbir yere dolu yağmamıştı..”

Sayfa: 137
”…O sıralarda Kâbe ve çevresinin temizliğine bugünkü kadar dikkat edilmiyordu. Harem’in duvarlarına dahi idrar yapan oluyordu. Pislik sebebiyle de çok sinek bulunuyordu. Bilhassa geceleri, sinekler ciddi bir şekilde çoğalıyor ve rahatsız edecek oranda insanlara saldırıyorlardı. Ben on beş gün kadar Harem’den hiç ayrılmamıştım. Buna rağmen bir kere dahi olsun beni sinek ısırmadı. Bu durumun sadece bana mahsus olduğunu da zannetmiyorum. Sadece ‘Vemen dehalehu kane aminen ‘ hakikatının, Harem’de ne derece şümullü olduğunu bu hadise sebebiyle daha iyi anlamış oldum…”

Sayfa: 9
”Cihan Harbi’nden evvel çok şiddetli bir zelzele olmuştu. Köyde (Pasinler, Korucuk köyü) yıkılmadık bina kalmamıştı. Herkes harman yerinde yatıyor, evlerine gidemiyordu. Halbuki kış bastırmış ve kar da yağmıştı. Bir gün ben de harmana gidiyordum. Karşıma Mehmet Efendi çıktı. Bana ‘Şamil Ağa! (Hocaefendinin dedesi) Nereye gidiyorsun?’ diye sordu. ‘Harmana’ diye cevap verdim. ‘Git evine yat! Bir tek taş dahi düşerse getir onu benim kafama çal’ dedi. ‘Hoca niye?’ dedim. Bana şunları söyledi:

Bu gece köye Fahri Kâinat Efendimiz geldi. Arkasında Raşid halifeler vardı. Hz. Ali’nin elinde ise birçok kazık bulunuyordu. Ben hemen koştum ve yanına vardım. Efendimiz bana dönerek:

- Molla Muhammed! Bu köy senin mi? diye sordu. Ben de ‘Evet ya Resulallah! Benimdir’ dedim. Bunun üzerine Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ali’ye döndü ve ‘Ya Ali! Bu köye de bir kazık çak, bir daha bu köy de sallanmasın!’ dedi. O da elindeki kazıklardan birini ovaya çaktı…
Dedem Şamil Ağa, bu hadiseyi çok defa anlatmıştı. Her defasında da ‘İşte manaya açık, ruh insanı bir tek şahıs var. O da Mehmet Efendi’dir’ derdi.”

Bir de şu hikâye var ki, Hocaefendi bu günleri ta Cemal Tural zamanından (60’lı yıllar) görmüş:

(Küçük Dünyam’dan)
“Cemal Tural o sıralarda 2. Ordu Komutanıydı. Ve hakikaten milliyetçi görünüyordu. Barzani hareketini adım adım takip ediyordu. O günlerde, Güneydoğu'daki bazı evlerde, Barzani'nin resimleri asılıydı. Barzani her an halkı ayaklandırabilir şeklinde şayia vardı. Cemal Tural'a karşı duyduğumuz alaka biraz da Barzani'yi yakın takibe almasından dolayıydı. Şimdi durum ve tutumuza bakınca bir kere daha şu tuhaflıkların karşısında hayrete düşüyorum. Dünkü şaki bugün eller üstünde. Tural Paşamız milliyetçi diyorlar. Türk askeri milliyetçi olmayacak da ne olacak. Allah milliyetçilere uzun ömür versin.”

Evet, Allah milliyetçilere uzun ömür versin.
Ya “dünkü şakiyi eller üstünde tutanlar”a ne demeli?
Not: Hocafendi’nin “Küçük Dünyam” isimli kitabı piyasada bulunmuyor. Milli kütüphanede bulunabilir. Bu kitabın sonradan Hocaefendi’nin emriyle toplatıldığını ve bir daha bastırılmadığını işitmiştim.