Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2005
    Nerden
    Uzay:))
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Erkek
    Yaş
    42
    Mesaj
    11.461
    Blog Mesajları
    33
    Rep Gücü
    93742

    Adaletin gözü...

    ADALETİN GÖZ܅

    Mehmet Necati GÜNGÖR

    Chessman’ın bu romanını gençlik yıllarımda okumuştum.

    Aradan uzun yıllar geçtiği için hikâyesi tam olarak aklımda kalmamış.

    Aklımda kalan tek cümle ise romanın ismi: “Adaletin Kör Gözü”

    Caryl Chessman 1948 yılında adam kaçırma, tecavüz ve çeşitli diğer suçlardan ölüme mahkum olan bir mahkûmdur. Lakabı Red-Light-Bandit (Kırmızı Işıklı Haydut) olan Chessman, infazını beklerken ölüm hücresinde gizlice birkaç kitap yazdı. Bunlardan birisi de bu kitaptır. 1960 yılında California'da gaz odasında idam edilmiştir. Masum olduğuna inananların sayısı fazlaydı. Chessman "Adaletin Kör Gözü"nde masumluğunu kanıtlayacak bir delili 50 yıl sonra bulunacak şekilde bıraktığını söylemişti.

    Delil bulundu mu, bulunmadı mı, orasını takip edememiştik. Kanıtlansa ne olacak, adam çoktan öteki tarafa varmış!

    Biz, Romanın ismine takıldık.

    Chessman’a göre kendisini mahkûm eden adaletin gözü kördü. Çünkü masumiyetini görememişti, ya da inanmamıştı.

    Balyoz davası kararlarını dinlerken, Chessman’ın bu romanının adı aklıma takıldı.

    Sonra, bir TV programında Dursun Çiçek’in avukat kızı İrem Çiçek’i tesadüfen dinledim.

    Şöyle bir izahta bulundu:

    “Aynı suçla yargılanan iki kişiden biri beraat etti, diğeri, yani babam 18 yıla mahkûm edildi. Beraat edenin niçin beraat ettirildiğini elbette sorgulamıyorum. Çünkü, babam dahil, hiç birisinin suçluluğuna inanmıyorum.”

    “Ama” dedi ve devam etti:

    “İddianamede her iki sanığa izafe edilen suç kelimesi kelimesine aynı. Karar da kelimesi kelimesine aynı. Noktası, virgülü dahi yer değiştirmemiş. Peki, nasıl oluyor da aynı suçla suçlanan iki kişiden biri beraat ediyor, diğeri 18 yıl hüküm giyiyor?”

    Sonuçta, Yargıtay son sözünü söyledi.

    Bir garabeti de düzelterek. O da şuydu:

    Mahkeme, Hükümlülerden Kadın albay Berna Dönmez’in babalık ve kocalık haklarını iptal etmişti. Yargıtay bunu düzeltti. Böylece, Berna hanımın erek değil, kadın olduğu da Yüsek Mahkeme kararıyla ispatlanmış oldu.

    Adaletin gözü kör mü?

    Adalet kavramının simgesi olan Themis Yunan mitolojisinden geliyormuş.

    Elindeki terazi adaleti ve bunun dengeli şekilde dağıtılmasını, diğer elindeki kılıç ise adaletin keskinliğini simgeliyormuş. Kadın ve bakire oluşu bağımsızlığını, gözlerinin bağlı olması ise tarafsızlığını. Böylece adaleti dağıttığı kişileri görerek etkilenmesi, taraflı davranması önlenmiş olurmuş. Bu, tüm dünyada adaletin bağımsız, tarafsız ve dengeli şekilde dağıtıldığı, caydırıcılığı olan hukuk düzeninin ifadesi olarak anlaşılırmış.

    Aslında Gözleri bağlı olan ise Roma Mitolojisindeki Justitita imiş.

    Justitia’nın da elinde kılıç ve terazi, gözlerinde gözbağı varmış.

    Tartışma şurada:

    Adaletin gözü açık mı olmalı yoksa tarafsızlığı için bağlanmalı mı?

    Bazı hukukçular, yargıcın tarafsızlığı için Justitia'yı destekliyor. Bunlara göre:

    “Kör değil de gözü bağlı olduğuna göre, Justitia istese görebilecek olduğu şeyleri bilinçli olarak görmemeyi tercih ediyor demektir. Gözü bağlı yargıç yargılama esnasında herkese eşit nazarla bakacak ve hukuku sadece vicdanına göre belirleyecektir.”

    Gözbağı sembolünün işaret ettiği ilkeler özellikle yargıcın egemenle olan ilişkileri bakımından önemliymiş.

    “Hakimler kurulu bir egemenlik yapısı içinde hareket ediyor olsa da, adalet dağıtırken iktidardan bağımsız olmaları ve ona karşı eleştirel bir mesafeyi korumaları gerekir. Justitia'nın en önemli görevlerinden biri iktidara (devlete) karşı doğruyu söylemektir. Onun içindir ki, yargıda tarafsızlığın asıl anlamı, onun devletle ilişkisi bakımından ortaya çıkar. Çünkü, en zor olan bu anlamda tarafsızlığı gerçekleştirmektir.”

    Gözü açık ya da bağlı, sembolü Themis ya da Justitia.

    Adil olsun da, figürü ne olursa olsun!

  2. #2
    Aktif Üye tansxx - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2011
    Mesaj
    1.640
    Rep Gücü
    14450
    selam ederim;

    göz açık yada kapalı fark etmez eğerki benlik orada duruyorsa. insanlar benlik dediğimiz duygudan sıyrılmalı ve hangi makamda olursa olsun ulu Allah'ın kulu olduğunu ve yaptığı en küçük hareketin dahi hesabını vereceğini bilmelidir.

    tüm kainat hesap üzerine kurulmuştur. bu hesabı anlamaya bizim cılız aklımız yetmez bile. yanlızca bunu fark edebilir ona görede yaşamımıza dikkat edebiliriz. bunca hesap yüklü ortamda dünyaya gelip ölünce hesapsızca yok olup gideceğini inanmak kendini kandırmaktır.

    türkiyede yargı sistemi yanlıştır, bir gurup tarafsız heyet gözlemci yani juri toplum arasından seçilmeli isimleri gizli tutulmalı ve karar anında oy oranına bakılmalıdır. juri içersinde yaşanacak herhangi bir yolsuzlukda ise insan adaletini yaşam hakkını çıkar ugruna çiğnemekten dolayı verilebilecek en ağır ceza verilmelidir. adına şeriat derseniz şeriat olsun cezaların caydırıcılığı olmadıkça suç oranında artış ve suçu işlemekten sakınca ortadan kalkmaktadır.

    din ile yönetilmek şeriat yasası ile yönetilmek değildir. din ile yönetilmek vicdan ve muhakeme ile benliğin ortadan kaldırılarak, ulu Allah'ın bütün kainatta üstün kıldığı DOĞRU ya hizmet etmek demektir. yargı dinden bağımsızdır ama malesef zaman zaman okuyoruz maddi veya siyasi çıkarlarlada çarpıtılmaktadır.

    peki insan neye güvenecek kime göre doğru yada neye göre doğru olduğuna?

    bismillahirrahmanirrahim;

    1, 2. Rahmân Kur'an'ı öğretti.

    3. İnsanı yarattı.

    4. Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti.

    5. Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir.


    daha insan yokken KUR'AN öğretiliyor ardından insan var ediliyor, ve düşünüp ifade etmek (muhakeme) öğretiliyor. ve ne alaka ise!!! güneş ve ay'ın yaradılışındaki hesaptan bahsediliyor. işte dostlarım meselenin özü budur ve çok önemlidir. nasıl ki güneş ve ay bir hesaba göre yaratılıp görevlerini icra ediyorlarsa (secde ediyorlar hesaplarına ‘Secde’ sözlükte, eğilme ve boyun büküş demektir. mutlak itaat) , insanında yaradılışında vicdan ve muhakeme hesabı vardır akıl vasıtası ile çalışan. akılın doğruya adalete yani yaradılış amacına göre hareket etmesi içinde muhakeme ve vicdan şarttır. bu örneklerin peş peşe bir ayette olmasının amacıda insanlara yaradılış amacı ve gerçeğini öğretmektir.

    insan yaradılışı gereği herhal ve koşulda doğruyu icra etmelidir. DİN dediğimiz anlayışın gerçeği bu merkezden hareket eder. DİN in merkezine namazı orucu ve duaları koyarsak malesefki insaniyet ilmi olan islam anlayışında ileri gidemeyiz, gidememişizdir de. namazlar oruçlar ve dualar doğruda durmaya emniyet kilitleridir insana verilen.

    insanın doğruda durması, namazla oruçla duayla kıyafetle değil önce akıl mantık idrak muhakeme ve adalet ile mümkündür. kimse aklından çıkarmamalıdır ki, ulu Allah'ın insanlara öğütleri yine insanlar içindir.

    “Zaten takva sahibi mü’minler de bollukta ve darlıkta bağışta bulunanlar, öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını affedenlerdir.” (Âl-i İmran, 3/134)

    “O takva sahipleri öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını affederler. Allah bu sûretle iyilik yapanları sever.”

    Kardeşinize sövmeyiniz, sizi onun durumuna düşürmekten koruyan Allah’a hamd ediniz. Kardeşinize buğz da etmeyiniz ancak onun ameline buğz ediniz.”

    “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki; siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş olmazsınız.”


    bu yolda peygamberleri kendimize önder ilan etmek yerine, onları kendimize örnek almamız bizim taşıdığımız hesap gereği doğruda durmamıza kolaylık sağlayacakken, onların peygamber olmasını ve doğruda durmalarının çok normal olduğunu düşünüp, bizim ise düşünce ve davranışta onlar kadar olamayacağımızı düşünmek ne büyük ayıptır aslında.

    hatta ve hatta günümüzde adına din dedikleri anlayışlarda, toplumların kendi çıkarlarına doğru yönlendirilmiş, kitleleri yöneten vicdan ve muhakemenin bile ayıp yada günah sayıldığı bir hale dönüşmüştür. malesef namazlar dualar zekatlar oruçlar sanki ulu Allah'a fayda sağlayacakmış gibi insana borç edilmiş yaklaşımı vardır. oysa insanın yaradılışı gereği üzerine düşen borcu DOĞRU yu her hal ve koşulda icra etmesidir. gücü yetmiyor ve edemiyorsa hiç olmazsa niyet etmesidir. “Bir kötülük gördüğünüz zaman elle düzeltin. Buna gücünüz yetmezse dilinizle düzeltmeye çalışın. Buna da gücünüz yetmezse kalben buğzedin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.”(Müslim, İman 78; Ebu Davut, Salat, 232)

    konumuza dönecek olursak, adaletin gözü körmü? hak hukuk yokmu? gibi soruların cevabı bir tek bu davada değil, tüm dünya coğrafyasını inceleyecek olursanız, günümüzde tüm dünyada mevcut olan büyük bir sorundur. eskiden bu kadar varmıydı? elbette vardı fakat etkileşim bu denli hızlı değildi. günümüzde yanlışların yayılma hızı doğruya oranla daha fazladır. bunun sebebi adına "decchal" denilmiş olan cehalettir. bu cehalet kitaplar okumakla, KUR'AN ı ezberlemekle, yada zorla din'e davet etmekle yenilmez. onu yenmenin tek yolu insanın artık durup bir düşünmeye başlaması ve yaradılışında bünyesinde var olan KUR'AN'a kulak vermesidir, yaradılış amacını düşünmeye, anlamaya çalışmasıdır. KUR'AN Rab dilidir ve kulak verince anlayamayan duyamayan yoktur.

    güneş ve ay bir hesaba göre yaratılmıştır. insanda bir hesaba göre yaratılmıştır fakat özgür irade sahibi olarak güneş ve ay'dan farklılık gösterir. güneş ısıtır ve ışık verir secde eder. insan ne yaparda taşıdığı hesabın hakkını verebilir? namaz mı? oruç mu? yoksa beşeriyetin istikametini doğruya çevirecek düşünme ve muhakeme mi? hadisler ayetler hepsi aynı yönü gösterir. fakat onlara bakan gözlerin din bilgisinden arınmış olması gerekir ki tarafsız olabilsin. çünkü bugünkü hali ile din anlayışı çok salavat getirip cennetten huri almak yada çok namaz kılıp cennete varmak gibi hesaplar peşindedir. oysa din dediğimiz anlayışın indirilme sebebi insana bu dünya yaşamında nasıl olunması gerektiğinin bir HATIRLATMASI dır. hatırlatmadır çünkü insan daha yaratılmadan önce vicdan vasıtası ile ruhunda var olan doğruyu icra etme isteği ile yaratılmıştır, yukarıdaki rahman suresi bize bunu bildirmektedir. cehennem tanımlanırken benzetilen cehennem azabı ve ateşler hepsi vicdan azabının benzetmeleridir.

    38 / SÂD - 87 İn huve illâ zikrun lil âlemîn(âlemîne).«O (Kur'an), alemler için yalnızca bir zikir (öğüt ve hatırlatma)dır.»

    bu vesile ile KUR'AN'ı hiç bilmeyen tanımayan insan yoktur hayatta diyebiliriz. insanları anlayışlarına göre sınıflamak inandığı peygambere göre derecelendirmek insana düşmez. bize düşen taşıdığımız hesap gereği karşımızdaki neye inanırsa inansın hatta canlı yada cansız olsun taşıdığı hesaba saygı göstermemizdir. aynı şekilde taşıdığımız hesabında hakkını verebilmektir. namazların duaların şükür ve hamdların çokluğu insanı Allah'ın dostu yapmaz. bunların fazla olması ancak doğruda durmaya birer araç olarak doğruda durabilmede insanda unutkanlığı önleyen temiz ve halis niyetler taşımasına vesile olan araçlardır. temiz ve halis niyetler insanı ulu Allah'a yakınlaştırır aksi ise uzaklaştırır.

    Biliniz ki kalp, Allah'ın komşusu sayılır. O'nun mukaddes zatına kalpten daha yakın bir şey yoktur.
    Kalp kırmaktan sakınınız. Zira küfürden sonra, kalbe eziyet etmek kadar Allah'ı üzen başka bir günah yoktur. "
    İmam Rabbani (r.a)


    "Bir Müslümanın kalbini kırmak, haksız olarak incitmek, Kâbe’yi 70 kere yıkmaktan daha günahtır. Riyadün- Nasihin isimli kitapta geçen bir Hadis


    konuyu toparlamak gerekirse, din adı verilerek sosyal ve devlet işlerinden ayırılması mümkün olmayan DOĞRU yu ayırmak, bazı kesimleri memnun ederken diğer kesimide mutsuz etmeye devam edecektir. mesele adaletin kör gözü değil, insanların bakış açısının taraflılığından kaynaklanmaktadır. beşeriyeti ilgilendiren mevzularda insanların el ele vererek bir tek anlayışta bütünü memnun edecek karar almaları ancak ulu ve kerim olan cenabı HAK 'da buluşarak mümkün olacaktır. ilahi adalet denen şey ancak bu şekilde tecelli edebilecektir. bunun tüm dünyada yaşantıya geçirilebilmesi ise ancak günümüzde var olan din anlayışlarının tekrar sorgulanarak bir araya gelinip tekrar tanımlanması ile mümkün olacaktır.

    o vakit yine her zamanki gibi ulu Allah'ın yardımı ve ulu meleklerin icraatı ile insanlara vaad edilen adalette yeryüzünde zuhur edecektir. bu mehdi den beklenen bir icraattır fakat bunu mehdi değil insanlık el ele idrak ve muhakeme ile becerecektir.


    hayırlı bayramlar dilerim
    Konu tansxx tarafından (11-10-2013 Saat 03:08 AM ) değiştirilmiştir.
    "birimiz hepimiz hepimiz birimiz için"

Benzer Konular

  1. Adaletin suyu çıktı..
    YukseLL Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 05-04-2010, 04:33 PM
  2. Gönül gözü (kalp gözü)
    İnci Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 02-12-2009, 02:08 AM
  3. Adaletin böylesi
    blueice Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 07-03-2009, 09:51 PM
  4. Selda Bagcan - Adaletin Bumu Dünya
    SAHARAY Tarafından Nostalji (Mazi'den Kalanlar) Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 24-01-2009, 10:59 PM
  5. Dunyada Adaletin oldugu ulkeler ?
    orkuorkun Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 22-05-2008, 04:18 AM
Yukarı Çık