NASİP DEĞİLMİŞ!
Mehmet Necati GÜNGÖR

Üzülmek ne kelime, kahrolduk!

Madrit elenince bayağı ümitlenmiştik. Japonya daha önce de olimpiyat düzenlemişti, herhalde ikincisi verilmez ümidiyle İstanbul’u kesin gibi görmüştük.

Başbakan da böyle düşünmüş olmalı ki, bu düşünceyi ifadelerine yansıttı.

Ne yazık ki olmadı. Ve biz bu sonuca çok üzüldük.

Başbakan “Nasip değilmiş” dedi.

Spor Bakanı ise attığı twitle herkesi şaşırttı. Sanki bu sonuca milletçe sevinmişiz gibi, “kına stokları tükendi” diye twit atmış. Nasıl bir mantıksa? Böyle bir twit onun başarısızlığını ortadan kaldırır mı?

Olan olmuş. Nedenlerini analiz edip ileriye bakmak gerek.

Biz “nasip” diyoruz ama, el oğlu (The New York Times) olayı sınırımızdaki Suriye Savaşı’na ve Gezi olaylarında protestoculara karşı orantısız güç kullanılmasına bağlamış.

Buna bir de spordaki “doping” iddaları ve bazı yetersizlikleri ekleyebiliriz.

Demek ki “nasip”le değil, “kusur”la ilgisi varmış.

Madem, olimpiyat gibi özünde barışı çağrıştıran bir organizasyona talibiz; tam da sınırımızda savaş tamtamlarının çalındığı, bizim de Suriye’yi tepeleyecek her koalisyona girmeye hazır olduğumuz en yetkili ağızdan açıklandığı bir ortamda böyle bir sonuca şaşırmamız gerekmiyor.

Onlar, Türkiye’deki karışıklıkları bizden daha iyi görüyorlar. Çağımız medya çağı ve onların medyasında herhangi bir sansür de yok. Gerek dünyadaki, gerekse kendi ülkelerindeki gelişmeleri bütün çıplaklığı ile görme imkânına sahipler.

Demek ki dünyayı ikna edememişiz.

Oylama sonuçları da bunu gösteriyor. 60’a karşı 36!

Buna “nasip” demek mümkün mü?

Nasip, dini bir kavramdır ve Allah’ın takdirine bağlanır. Ve elbette, iyilik de, kötülük de Allah’ın izni ve takdiriyle olur. O’nun izni olmadan yaprak bile kımıldamaz.

Allah adil-i mutlaktır, nasibi aklını işletene ve çalışana verir.

Japonlar da böyle bir millet. Çalışıyorlar, üretiyorlar, en yüksek ahlâki normlar içinde yaşayarak tüm insanlığa örnek oluyorlar.

Kur’an-ı Kerim’de aklını işletmeye, çalışmaya dair pek çok ayet var. Sonunda Yüce Yaratıcı “Aklını işletmeyen toplumların üstüne pislik yağdırırım!” diye ikazda bulunuyor.

Kusurlarımızı nasibe bağlayarak işin içinden çıkamayız.

Yani, Allah bu nasibi kendine tapanlara değil de, tabiata tapanlara mı layık gördü? (Japonların resmi dini şintoizmdir. Japonlar Allah’a değil, tabiata tapar.)

Uhud Savaşı’nda Peygamberimizin yenilgisini hatırlayalım. Bir grup askerin emri dinlememesi yüzünden bu savaş kaybedildiğinde, Allah Peygamberini bıraktı da (haşa) müşriklerden yana mı oldu?

İnanan insan böyle bir mantık yürütebilir mi?

Bir İslam bilginimiz şöyle bir izahta bulunuyor:

“Allah, Kur’an-ı kerimde buyuruyor ki:(Nefse iyilik ve kötülük veren Allahü teâlâya ant olsun ki, nefsini tezkiye eden, küfür ve isyandan temizleyen, kurtuldu. Nefsini bunlarda bırakan da, ziyan etti.) [Şems 7-10]

İnsan, irade-i cüziyyesini kullanmakta serbesttir, mecbur değildir. Yani irade-i cüziyye, iyiliğe kullanılırsa Allahü teâlâ iyilik yaratır, kötülüğe kullanılırsa, kötülük yaratır. Kul irade-i cüziyyesini kullanıyor, Allahü teâlâ da yaratıyor.

Demek ki, iyilik isteyene iyilik veriyor, o nasipli oluyor. Kötülük isteyene kötülük veriyor, o da nasipsiz oluyor. Burada bir zorlama yoktur. Yani Allahü teala zorla günah işletmiyor, zorla Cehenneme atmıyor. Günah işleyenin suçu kaderine yüklemesi yanlıştır.”


Daha ne söylenebilir ki???