ÖZERKLİK DEĞİL, YERELLİK!
Mehmet Necati GÜNGÖR

“Barış süreci” denen bölücü aldatmacaya karşı çıkmamıza kızıp, “O halde Kürt sorunu ile ilgili çözümünüz ne?” diye soranlara “Bu ülkede Kürt sorunu yoktur, Kürtçülük, bölücülük ve buna bağlı terör sorunu vardır. Devletin görevi ise bütün gücünü kullanarak terörü bitirmektir. Devlet teröristle müzakere etmez, mücadele eder!” cevabını vermiştim.

Ceza yasalarımızda terörizm “halk düşmanlığı”, terörist “halk düşmanı” olarak tanımlanmalı ve en ağır ceza ile tecziye edilmelidir. Keza uyuşturucu tacirleri de “halk düşmanı” tanımı içinde tasnif edilmeli, bunlara da en ağır cezalar tertip edilmelidir.
Sade bir vatandaş olarak benim görevim değil ama, şimdi geliyorum “çözüm” meselesine.
Bana göre çözüm “özerklik”te değil, “yerel”liktedir. Özerklik, devlet içinde devlet olunmasına kapı aralamaktır ki, bu kabul edilemez. İdari yapıda yerelleşmeye ağırlık veren bir reorganizasyona ihtiyaç vardır. Bunu savunuyorum.

Biraz daha açayım:
Devletin, vatanın ve milletin bütünlüğü esastır. Vatan, “Türkiye’dir”, Devletin adı “Türkiye Cumhuriyeti”dir. Milletin adı, çeşitli etnik unsurları bünyesinde barındıran, ağırlığını Türklerin oluşturduğu “Türk Milleti”dir. Buradaki “Türk” lafzı etnik anlamda değil, kavrayıcı isim anlamında kullanılmaktadır.

Herkes kültürünü ve inancını istediği gibi yaşamakta serbesttir. Herkes, ana dilini rahatça konuşabilir, öğrenebilir, öğretebilir. Ancak ortak dil, devlet dili, eğitim dili Türkçedir. Bundan taviz verilemez.

Modern devletlerin yapılanmasında,”her işin merkezden görülmesi” şeklindeki kural büyük ölçüde değişikliklere uğramıştır. Bu demode yapı halen bizde mevcuttur. Oysa, Ankara’nın her konuda “müdahil” olup, “yöresel çözümler” üretmesi artık fiziken zorlaşmıştır. Düşünün, Bayburt’un bilmem hangi köyüne köprü yapılacak, DPT’den izin almak zorundasınız. Yani, Bayburt’un falanca köyüne bir köprü lazım mı, değil mi, bunun kararını belki de Bayburt’u ömründe hiç görmemiş bir planlama uzmanının inisiyatifine bırakıyorsunuz. Olacak iş mi?

Demek ki, devlet, bazı kararları artık yerele bırakmalıdır.
Güçlü bir “idari vesayet” altında yerel yapılara belirli inisiyatifler tanınmalıdır.
Bu yerel yapılar “Bölge valilikleri” şeklinde oluşturulabilir. Her ilde “il genel meclisi”, her bölgede “Bölge Parlamentosu” ve o yapıyı yöneten bir idari yapı. Buna “hükümet” demezsiniz de, başka bir isim bulursunuz.
Türkiye 7 bölgeden mi, 9 bölgeden mi ibaret, bunu Anayasa ile belirlersiniz.
İdari yapıyı buna göre taksim edersiniz.

Her ile, nüfus sayısına göre bütçeden pay verirsiniz. O ilin ihtiyaç ve yatırım kararlarını o ilin parlamentosuna ve yerel idaresine bırakırsınız.

İl valilerini, belediye başkanlarını seçimle belirleyebilirsiniz. Ancak, Bölge valileri “İdari vesayet”i temsil edecek olmaları dolayısıyla mutlaka atama ile getirilmelidir.

Anayasaya ve ülke bütünlüğe aykırı eylemler ve tasarruflar Bölge Valileri tarafından denetlenmeli, gerekirse temsil ettiği güçlü idari vesayet yetkisi ile önlenmelidir. Buna, görevden almalar, fesihler de dahildir. (Tabii ki hukuk çerçevesi içinde.)
Baraj, elektrik santralleri, kara yolu, demiryolu gibi büyük projeler yine devlet tarafından gerçekleştirilmelidir. Çünkü, yerel idarelerin gücü büyük yatırımları kaldıramaz. Buna karşılık, yerel idareler her türlü iç ve dış yatırım talepleri ile ilgili kararları serbestçe alabilmeli, serbest piyasa ve rekabet anlayışı içinde hem kendi aralarında, hem diğer bölgelerle yarışarak ülkenin bütününün kalkınmasına hizmet etmelidirler.

Mahalli idarelerin silahlı güç bulundurmalarına, polis gücü oluşturulmalarına izin verilemez. Bu yetki her zaman devletin elinde olmalıdır. Trafik kontrolleri mahalli idarelere bırakılabilir.

Keza vergi koyma, vergi toplama yetkisi de genel anlamda devletin yetkisinde olmalı; mahalli idareler sadece mahalli vergileri düzenleme yetkisiyle sınırlandırılmalıdır.

Ombudsmanlık (Kamu deneticiliği) müessesi benim bürokrasideki hayalimdi. Bu konuda bir projeyi “Başbakanlık İdareyi Geliştirme Başkanlığı”m sırasında devletin raflarına koymayı başarmıştım. Kanunlaşması bu hükümet zamanında oldu. Bundan dolayı hükümete müteşekkirim.

Ombdusmanlık kurumu bütün ülkede ve yerel idarelerde batılı anlamda kurumlaştırılmalı ve kullanılmalıdır. Buna, modern devletin de, öyle bir devlette yaşama hakkına sahip uygar vatandaşlarımızın da hakkı vardır.
Yerimin müsaade ettiği ölçüde, “çözüm” çerçevesini ancak ana hatlarıyla doldurabildim.
Detayları benden daha yetkin uzmanlara aittir.