İKİ YOBAZ!
Mehmet Necati GÜNGÖR

İki yobaz!

Merhum Peyami Safa’nın ifadesiyle: “Biri devrim yobazı, diğeri din yobazı!”

Başlarına boyunduruk geçirip bir kağnı arabasına koşsanız, inanınız o araba bir santim bile ileri gitmez. Biri o tarafa çeker, biri bu tarafa.

Birinci yobaz, devrimcilik adına Atatürk’ü peygamber seviyesine çıkarıyor. “O, benim çağımın peygamberidir. Ben, peygamber diye O’na inanıyorum!”

Bu sözleri, istemeyerek kulak kabarttığım bir mekânda, yaşı geçkin üç-beş entelektüel(!)in sohbeti arasında dinliyorum.

Biri aynen şöyle diyor: “O, benim asrımın peygamberidir!”

Diğerleri daha da tuhaf. Adem ile Havva’dan sonraki üremeyi, “kardeşle evlenilir mi?” itirazına bağlayarak “Allah, madem yaratma gücüne sahip, (madem diyerek inanmadığını ima ediyor) kardeşi kardeşle evlendireceğine, diğerleri için de birer kadın yaratsaydı ya!” abukluğuna sarılıyorlar. Allah’ın indirdiği Kur’an’a ve Yüce Kitab’ın bildirdiği muazzez dinimize hücum ediyorlar.

(Çoğalma konusunda bize ulaşan bilgiler; her batında dünyaya gelen biri erkek, diğeri kız ikiz çocukların bir sonraki batınla çapraz evliliklerine bir müddet için izin verildiği, sonradan kardeş evliliğinin yasaklandığı şeklindedir. İlahi kudret, bu izni verirken, belki de genlerini ona göre biçimlendirmiştir. Kim bilir?)

İnançlara karışmayız. Kim, neye inanıyorsa inansın. İnanmayanlara da diyecek sözümüz yok. Ama, kör inançları adına ortak milli ve manevi değerlerimize saldırmalarına anlayışla bakamayız. Kendilerine gelsinler!

Böyle yaratıklar yüzünden, Atatürk’e hak etmediği bir düşmanlık körükleniyor.

Sağ olsaydı, “uluhiyet” yakıştıranları önce kendisi paylardı. Sofrasında, bu tür yalakalıklara nasıl tepki gösterdiği, olaya tanıklık edenlerin tarihe bıraktıkları belgelerle sabittir.

İkincisi, kinini başka yerde kusuyor. Kendine “araştırmacı” unvanını takıştırmış, utanmadan her konuda ahkâm kesiyor. Yeni nesil, böylelerini “herbokolog” diye ti’ye alıyor. (Her b.ktan anlayan anlamında.)

Şunu iddia ediyor: “Zübeyde hanım Atatürk’ün annesi değil, halasıdır!”

Aklınca büyük kurtarıcının nesepsiz olduğunu iddia edecek. Açıktan söyleyemiyor da, anneyi hala yaparak salyasını akıtıyor.

Oysa, -sahihse- nesebini O’na borçlu.

O, bu vatanı düşman sürülerinden temizlemeseydi, kendisi dahil hepimize özgür bir vatan bırakmasaydı, belki Rum tohumuyla kirletilmiş bir rahimden “Yorgo “ olarak dünyaya gelecekti.

Müslümanlığı elden bırakmıyor ama, taşıdığı “Müslüman” kimliğini O’nun sayesinde koruduğunun farkında değil.

Atatürk sadece kahraman değil, aynı zamanda büyük bir inkılapçıydı.

Elbette Peygamber değildi. Böyle bir sıfatı O’na yakıştıranlar bühtan içindedir!

Peygamberlik iddiası bir yana; “En büyük devrimci Hz. Muhammed’tir!” sözünün sahibi O’dur.

“İslam dini en mükemmel dindir!” gerçeğini bütün samimiyetiyle ifade eden de…

İnsanlar dinini iyi anlasınlar diye Diyanet teşkilatını kuran, Kur’an’ı tercüme ettiren, kendi parasıyla hadis külliyatını bastıran da…

“Benim naçiz vücudum” diyerek, “aciz bir kul” olduğunu ifade eden de...

Kusurları yok muydu?

“Naçiz” olduğuna göre olmaması mümkün mü?

Ama, bir tek doğrusuyla, -varsa - tüm yanlışlarını silen adamdır O!

Bu ülkeyi kurtarandır, bu yüce devleti kurandır, bu büyük millete“adam olma” yolunda aydınlık ufuklar açandır.

O, emsalsiz bir kahraman, eşi bulunmaz bir değerdir hepimiz için.

Vefa ahlâkı taşıyan her Türk O’na sonsuz bir minnet aşkıyla bağlıdır.

O büyük dehayı bir takım kuş beyinlilerin “platonik” aşklarına heba ettirmemek de bizim borcumuzdur!