Mehmet Necati GÜNGÖR

“Benzin çıkmış beş bine, aman aman neyime…”

Tayyip beye sevdalı olanlar halâ bu türküyü söylüyorlar.

Arabaları yok, dolayısıyla dertleri de yok.

Bazıları, onlara “makarnacı” diyor.

Bu, aşağılayıcı bir tabir. Kullanmak istemem.

Diyelim ki, yardım kolileriyle geçinen, kömür yardımı alan insanlar.

Bunları bu hale düşüren “kader utansın!”

Zaten, hep böyledir. İktidarlar utanmayınca kader utanıyor.

Evet, Türkiye artık bir “benzin şampiyonu”dur.

Dünyanın en pahalı benzini bizdedir artık. Beş bin lira!

İlk feryat, arabası olanlardan.

“artık bir kenara çekip yüzüne bakacağız…”

“dolmuş ya da tabanvay görünüyor …”

“başka çarem yok, arabamı satacam…”

Bu yakınmaları televizyonlarda izledik.

Bir yakınma da iktidara yüzde yetmiş oy vermiş olan benim memleketimden, Erzurum’dan.

Tayyip beyin aklına değil de, endamına sevdalı olduğunu bildiğim ahbabıma telefonda sordum:

“- Bu zam nasıl oldu böyle?”

“- Sorma, çok kötü oldu.”

“- Yine de halinden memnunsundur.”

“Nerdeee… Bak Necati bey, Teyyibe bahiram hac nasip olmuş, cızdana bakiram zekâta muhtaç!”

Tercüme edeyim:

Hemşerim diyor ki Tayyip beyin sözlerine bakıyorum, cebimdeki para on bin doları aşmış. Fert başına dediğine göre on bin benim, on bin bizim hatunun, on bin çocukların. Yekûna bakınca, yahu bize hac farz olmuş arkadaş. Bu kadar parası olan hacca gitmeli diyorum.

Bir de cüzdanına bakıyorum, zekâta muhtaç hale düşmüşüz!

Bu feryat bizim oradan yükseliyorsa iktidar kendine çeki düzen versin. Zira, artık “endam”ın da para etmediği görülüyor!

Dünyanın en pahalı benzinini kullanıyoruz.

Kabahat petrolde değil, vergide. Yani depomuzdaki her litre benzinin yarısından fazlası vergi.

İktidarlar için vergi toplamanın en kolay yolu, akaryakıta salma salmak.

İktidarımızı kınamayın lütfen. Başında bu kadar dert var.

500 bin Suriyeli’nin geçimi sağlanacak, bazı ülkelere rejimleri değişsin ya da yerli yerinde dursun diye milyon dolarlar gönderilecek, Ramazan kolilerinden sonra kış geliyor garip-gurebaya kömür lazım, erzak lazım, o koliler hazırlanacak, şu olacak, bu olacak. Baksanıza, artık örtülü ödenek harcamaları bile “insanlık adına” zirve yapmış. Benzin yapmış, çok mu?

Bir müezzin Emin efendi vardı Erzurum’da. O zamanlar, din adamlarının maaşı falan yok.

Emin efendinin cebinde para da yok.

Ramazandan önce hanımına “kapları ver de kalaylamaya götüreyim” demiş ve her zaman olduğu gibi onları da bit meydanında satmış. Emin efendinin huyu bu.

Ramazan oluyor, kaplar yok, ortası oluyor yine yok, sonu yaklaşıyor, sonunda hanım bir kez daha rica ediyor Emin efendiye:

“Herif, bayram yaklaştı, şu kapları artık getir!”

Emin efendi patlar:

“Ramazan boyunca boyum ğeder ğedayıf dolmalarıni hangi parayla yediniz? Sattım onları!”

İktidar, halkımıza kadayıf dolması yediriyor bu zamlarla. Daha ne istersiniz?