BAYRAK SATAN TERÖRİST (!)
Mehmet Necati GÜNGÖR

Artık, bayrak satanların “terörist” diye tutuklandığı bir ülkede yaşıyoruz.

Satılan bayrak, Türk Bayrağıdır. Bu bayrağın üstünde, vatanı düşman işgalinden kurtarıp, hür ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kahramanın resmi vardır.

Böylece, bayrak satıcısının suçu ikiye katlanmıştır.

Bayrak ve ayrıca Atatürk’ün resmi. Terörist sayılmak için bunlar yeter sebep benim ülkemde.

Ülkenin bir başka köşesinde sarılı, kırmızılı, yeşilli bayraklar sallanıyor, bölücülük ve ihanet adına her türlü ********lik bu paçavralar altında yapılıyor, buna ses çıkaran yok.

Ama, Türk bayrağı olunca yakala ve tutukla!

Bu nasıl bir iştir, nasıl bir aymazlıktır, anlamak mümkün değil!

Sanki bu ülke işgal altında, bayraklar bu işgale karşı direnişin simgesi.

İşgalse işgalci kim, suç bayraktaysa bu kimin bayrağıdır?

Bu sorular cevap bekleyedursun, biz, okur-yazar bile olmayan bayrak satıcısının, okur-yazar olmayan eşi Merhamet Sarıçiçek’in sözleriyle yazımıza başlayıp, onun sözleriyle bitirmek istiyoruz.

Yani, bu günkü yazımızı bize Merhamet Sarıçiçek adındaki o yoksul ve cahil (!) kadın yazdırıyor.

Ben bu cehaleti ayakta alkışlıyorum. Bu yoksul ve çaresiz kadının önünde derin bir saygı ile eğiliyorum.

Öyle bir mantık dokusu var ki, değme hukukçulara taş çıkartır.

Sözleri, (ben ona savunma diyeceğim) hukuk literatürüne geçecek bir içeriğe sahip.

Ali Sarıçiçek, bayrak satarak hayatını kazanıyor.

Daha önce AKP’nin mitinglerinde de var. Çünkü, işi bu. O bayrakları satmasa 5 çocuğuna ekmek götüremeyecek.

Olay günü 17 yaşındaki oğlu Selami Sarıçiçek’le Taksim’de bayrak satmaya çıkmışlar. Olaylar başlamadan önce polis gelmiş. Anons etmeden, İstiklâl caddesinin girişinde TOMA’yla halkın üzerine yürümüş ve su sıkmış. Selami’nin üzerine tazyikli su gelince, babasıyla o anda bağı kopmuş. Babasını bulamayınca da evine dönmüş.

Burada sözü, Merhamet Sarıçiçek’e bırakıyoruz:

"Eşim bayrakçı. Biz 30-40 seneden beri bayrakçılıkla geçimimizi sağlıyoruz. Şu çocuğuma sorsanız 'Okuyup öğretmen mi, doktor mu olacaksın?' diye sorsanız, 'Yok anne ben bayrakçı ya da posterci olacağım' der. Biz böylesine yetişmişiz.

Biz günübirlik kazanan, günübirlik yiyen azıcık aşımız, kaygısız başımız olan insanlarız.

Ekmek davasına düştü o gün. Çocuğumun işleri durunca o da kemercide çalışıyordu, baba -oğul Gezi olayları olunca bayrak aldılar bayrak satışına çıktılar. Kazlıçeşme'de de benim eşim bayrak sattı. O zaman niye içeri almadınız, tutuklamadınız. O zaman örgüt kurmamış da, o zamanlar suç işlememiş de Taksim'de satarken mi suç işledi? Bu ne biçim adalet?

Vicdanları rahat mı acaba?

Kocam, bu bayrakları Taksim'e hediye etmek için mi gitmiş. Bunu hiç mi hakim-savcı düşünmüyor?

Beni mağdur etmenin bir anlamı yok ki.

Örgüt kurmuş. Tamam, benim kocam örgüt kurdu. 7 kişiyiz biz örgütüz. (Çocuklarını sayarak) 5 tane çocuğum var. Biz örgütüz.

Adamın evinde çocuğunun tişörtü yok ya. Örgüt kuranın çoluğunun çocuğunun tişörtü olmaz mı ya?

İlkokuldan okuması, yazması yok. Bu nasıl örgüt kurmak?

Bir ceza kesilecekse, Ali Sarıçiçek'e mi kesildi, 5 tane çocuğuma mı kesildi?

Sen diyon ki Başbakan 'Ben başörtülü hanımın arkasındayım, başındayım' diyon. Ben daha fazla zarar gördüm. Bizden ne istedin ki. O, '3 tane çocuk' dedi. Allah verdi, bir de ikiz verdi. 5 tane çocuğum var. Ben senin sözünü de dinledim.

İkiz çocuklarımdan Hasan hasta. Doktoru bir çok ilaç verdi. Geçimimizi sağlayacak kimse yok. Bir oğlum var o da bayrağı alıp işe de gidemiyor. Korkuyor.

Eli palalıyı serbest bırakın, onlara öyle adalet bize böyle adalet.

İki türlü adalet var. Mazlumların yanında olmuyorlar. Biran önce bunlar serbest bırakılsın. Suç işlemediler ki.

50 milyon insan gördü suç işleyen eli palalıyı. Eli palalıyı yakalasın, tutuklasın, onu bir atsın cezaevine; benim eşimde suç işlediyse onu da atsın. Kanunun kestiği parmak acımaz derim. Ben de buna katlanırım. Bu olayları 8 kişiye mal etmenin anlamı yok."

Bayrak satarak geçimlerini sağladıklarını ve el konulan bayrakların kendilerine verilmediğini söyleyen 17 yaşındaki Selami Sarıçiçek, babasının bıraktığı yerden işine devam etmek zorunda. Aksi halde 7 kişilik “çete” aç kalacak.

5 Ağustos'ta Ergenekon Davası'nın karara bağlanacağı gün de Silivri'ye giderek bayrak satacaklarını söyledi.

Bakalım, o gün neler yaşanacak?!

La havle!!!!