Düğünde ağlanır mı?
Dökülen sevinç gözyaşları ise evet.
Akan, mazlumun gözyaşı ise bu bir sessiz çığlıktır ki vicdan kanatır.
Gittiğimiz düğün, böyle bir düğündü.

Silivri tutsaklarından Emekli Korgeneral Korkut Özarslan’ın oğlu Zafer’le Eda’nın düğünü.
Biz o düğünün kız tarafıyız. Türk Telekom Basketbol takımının yıldız oyuncusu Eda Çankaya, yakın akrabam olan Akdeniz Olimpiyatları şampiyonu milli güreşçimiz Mesure- Fahrettin Çankaya’nın kızları.
İstanbul Çekmeköy’de kara lojmanları sosyal tesislerinin bahçesindeki davetlilerin tamamı mahzun. Yüzlerde acı tebessüm; iki gencin izdivaçlarına buruk bakışlarla tanıklık ediyorlar. Davetlilerin çoğu emekli, ya da muvazzaf asker aileleri. Emanete sahiplik etmek adına buradalar. Asil bir davranış.

Biz siviller kız tarafının davetlileriyiz.
Nişan törenleri Silivri hapishanesinde yapılmış. Baba Özarslan, “düğününüz için beni beklemeyin, burada ne kadar kalacağımızı bilmiyoruz. Düğününüzü geciktirmeyin” diye tembihlemiş.
O zaman henüz cezaları tertip edilmemiş. Şimdi, o tutsakların her biri 18 yıla mahkûm. Nasıl işlediklerini anlamadıkları bir suç için içerideler. Oraya Silivri Zindanı diyorlar.

Belma Özarslan “Meğer eşim yememiş, içmemiş, darbe hazırlığı yapmış. Bundan haberimiz olmamış!” diyerek başlarına geleni ironik bir dille anlatıyor.

Aslında, onları oraya tıkan kuvvet böyle istediği için oradalar.
Özarslan Paşa’nın mesajı davetlileri hem ağlattı, hem dakikalarca alkışlandı.
“Babamın ne de çok seveni varmış. Hepinize minnettarım” diyebildi Zafer.
Sonraki sözleri boğazında düğümlendi, daha fazla konuşamadı, duygularını kızarmış gözlerinden yere düşen birkaç damla ile anlattı. Gelinin gözleri de nemliydi. Anne Selda, çocuklarının bu mutlu gününde ağlamamak için ilaç almış ama nafile. Eşinin gönderdiği çelengin yanında boynu bükük, fakat asker eşine yaraşır dik duruşla, sessizce, o da ağlıyor.
Damat mahzun, gelin mahzun, şahitler mahzun, aileler mahzun, akrabalar, arkadaşlar mahzun. Baktım, nikâh şahitliği için Ankara’dan kalkıp gelen Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bekir Kalyoncu’nun da gözleri nemli. İstisnasız herkes tarifsiz bir kederi içlerine gömmüş, yürekleriyle ağlıyorlar.

Arkadaşları hapiste; 30 yıldır dağlarda vatanı böldürmemek için mücadele ettikleri teröristler, katiller itibar kazanıp “süreç” denilen aldatmaca ile devletle “hemhal” olup pazarlık masasına oturmuşlar.

Burada bir nikâh acı yürekleri buruk bir mutlulukla birleştirirken, ülkenin diğer köşesinde bir avuç sergerde, sanki büyük bir zafer kazanmışçasına devlete boşanma ilamı çıkarıyor. “Senden ayrılıyorum” diyerek ayrılık şartlarını tek taraflı olarak dikte ediyor.

Şartlarına bakar mısınız:
“Şefimizi salıverin, tüm PKK ve KCK’lıları serbest bırakın, tek dil, tek millet tek bayrak sevdanızdan vazgeçin, bölge artık bizimdir, öz savunma birliklerimizi kurduk, onlara üniforma bile giydirip yol kontrollerine çıkardık. Hükümetin, bunları onaylamaktan öte bir çıkışı yoktur.”

Maznunlar hüküm-ferma, mazlumlar maznun!
Aşınmamış ve de hiç kullanılmamış vicdanların tesis ettiği önyargılarla.
Oysa, kanayan vicdan Türk milletinin vicdanıdır.
Hesap kesiminde kafesi parçalayacak olan vicdan da bu vicdandır!
Zafer’e ve Eda’ya sonsuz mutluluk, Özarslan ailesine metanet diliyorum.
Söyleyen ne güzel söylemiş: “Bu da geçer yahu!”
“Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler.”

Mehmet Necati GÜNGÖR