Bu satırların yazıldığı saatlerde gezi direnişi on birinci gününe girdi.
Yurdun hemen her bölgesinde, kasabasında, köyünde ve yurtdışında Türk’ün bulunduğu her yerde bu direniş, artan azmiyle devam ediyor.

Gaz bombaları, TOMA’lar karşısında, hayatları pahasına özgürlük mücadelesi veren kitlede en ufak bir yılgınlık ve yorgunluk izi yok.

Gündüzleri işlerine, ya da okullarına gidiyorlar; akşam saatlerinde de meydanlarda toplanıp eylemlerine kaldıkları yerden devam ediyorlar.

Böyle bir direnişi tarih kaydetmemiştir sanırım.
Gençlik yıllarımdan beri siyasal ve sosyal olayları yakından izlerim; böyle bir halk hareketini ilk defa gözlemliyorum.
Müthiş bir direnç.
Müthiş bir dayanışma.
Müthiş bir olgunluk…

Bir resim var ki, gözümün önünden gitmiyor.
Bir engelli genç. Bastonları üzerinde dikleniyor, sonra eline aldığı bastonlarını göstericilere su sıkmaya hazırlanan TOMA’nın üstüne üstüne vurarak meydan okuyor. Arkasındaki kitleye adeta kalkan oluyor. “Beni ezip geçmeden, onlara zarar veremezsin” dercesine bir delikanlılıkla…
“Delikanlı” başbakana da böyle delikanlı bir direnişçi yakışır!
Delikanlı başbakanın arkasında koskoca bir devlet gücü var, onun dayandığı tek güç ise bastonları. Koruması falan yok, desteği yok, arkası yok. Sadece bastonları var. Bastonlarına tutunarak yürüyebiliyor ancak. Özgürlüğü söz konusu olunca da gözünü karartıp, kendini o hoyrat makinanın önüne atıyor!
Alıyor o iki bastonu eline, önce sallıyor TOMA’ya karşı; yetinmiyor, üzerine yürüyor; hırsını alamayıp bir de kaportasını dövüyor!
İşte o resim her şeyi anlatıyor.
İnsanın özgürlüğünün, yaşama hakkının, tutkularının, sevdalarının önüne geçilemeyeceğini haykırıyor tüm insanlığa.
O resim, bence Taksim direnişinin sembolüdür.
Her yere büyültülerek asılmalı. Her evin duvarlarını süslemeli. Anne babalar, çocuklar her sabah o resme bakarak özgürlüğün ne kadar değerli, ne kadar mücadeleye değer bir hak olduğunu tekrar tekrar idrak ederek güne başlamalıdır.
Ağaçlarına balta vurdurmayan gezi parkı daha şimdiden özgürlüğün simgesi oldu.
İnsanlar orada hem eğleniyor, hem protestolarını dillendiriyorlar.
Kendi oyunlarını sergileyerek,
Kendi müziklerini seslendirerek,
Kendi mizahlarını yaratarak,
Kendi felsefelerini üreterek,
Kendi edebiyatlarını yazarak tarihe not düşüyorlar.
Güce karşı özgür iradenin zaferi!
“Evlerinde tutsak edilen” yüzde elliden daha kalabalık, daha inançlı, daha coşkulu!

Mehmet Necati GÜNGÖR