Taşı kuyuya atıp gitti.
Şimdi kırk akilli çıkarmaya uğraşıyor.
Kırk dediysek, sözün gelişi.
Altmış akilli tayin edip etrafa saldılar ama, içlerinde işin buralara varacağını görüp gerekli tedbir ve uyarı görevini yapan akıllı sayısı o kadar da fazla değilmiş.
Herkes, topu kendi ayağında çeviriyor.

Meselâ Gül “mesaj alınmıştır” diyerek kime mesaj veriyor? Halka mı, “bakın, burada itidali ben temsil ediyorum” diyerek uzak çevrelere mi?

O uzak çevrelerin Tayyip beyden ellerini çektikleri belli.
Bakışları Gül’e çevrildi mi, o henüz belli değil.
Çünkü, bu halk hareketi “Hükümet istifa!” sloganları atarken, Gül’e hiçbir şekilde olumlu mesajlar göndermedi. Çünkü O’nu “içten pazarlıklı” buluyor, tarafsızlığına güvenmiyor, bakışları kendine çevirebilmek için “açıkgözlülük” yaptığına inanıyor.
Dün, birkaç kişi bir aradaydık. Aramızda eski milletvekilleri, eski bürokratlar ve eskimeyen dostlar vardı. Bu meseleleri konuşuyorduk.

Biri dedi ki, gelin aramızda bir anket yapalım.
“Diyelim ki; bir mecburiyet oluştu, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah bey ile Tayyip bey kapışıyor. İkisinden birine oy vermek zorundasınız. Hangisini tercih edersiniz?”

Önce hepimiz “ikisine de vermeyiz” dedik.
“Tamam da, diyelim ki böyle bir mecburiyet var?”
İnanmayacaksınız; 7-8 kişiydik, aramızdan bir tane bile Gül’e oy çıkmadı.
Hepimiz, “Tayyip bey Gül’e göre daha tercihe şayan duruyor” cümlesinde buluştuk.
Çünkü O’nun içi dışında, ne yaptığını, ne yapacağını tahmin edebilir, ona göre tedbirinizi alırsınız.
Ama, ”Gül’ü okumak zor.”
“Çok içten pazarlıklı ve güven vermiyor.”
Anlayacağınız, bu şartlar içerisinde bir Cumhurbaşkanlığı seçimi olsa Gül değil, Erdoğan kazanır gibi duruyor.
“Allah ikisinden de uzak etsin!” diyenlerin bir hayli fazla olduğunu görüyoruz.

Gelelim, kuyudaki taşlara.
“İki ayyaş”
“Çapulcular”
“Biz karar verdik, olacak!”
Bu dayatmaya karşı kalabalıklar 9 gündür Türkiye’nin bütün meydanlarını protestolarıyla inletiyor, ama taşı kuyudan çıkaracak akıllılar çaresiz.
Bir Cemil Çiçek,
Bir Bülent Arınç,
Bir Nabi Avcı… “Bu kadar benzemezi bir araya getirmek, her halde bizim başarımız olsa gerek” diyerek dalgasını bile geçti.
Olayların nereye vardığını gördüler de, taşı atan göremiyor.
O halâ yüzde elliyi sokağa salmanın hesabında.

Mehmet Necati GÜNGÖR