Hazretler, tarihi yeniden yazmaya niyetlendiler ya;
Erbab-ı yalan şimdiden hezeyanlarını kusmaya başladı bile.
19 Mayıs bir “devlet projesi” imiş!
Anlayacağınız;
Mustafa Kemal’i Samsun’a Vahdettin göndermiş.
Cebine çil çil altınları da koyarak, “Mustafa’m git şu vatanı kurtar!” demiş!
Ve vatan, Vahdettin’in izni ve yardımıyla kurtulmuş.
Samsun’a çıkış izninin Vahdettin’den, vizenin İngilizlerden alındığı doğru.
Ama, vatanın O’nun izniyle ve yardımıyla kurtarıldığı yalan üstüne yalan!
Bakınız, yeni yobaz tipinin tarih anlayışı ne diyor. Hoş, önemsediğim için değil, bunların cibilliyetini ortaya koymak için alıyorum:
“Yalan ve kan üzerine inşa edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, adeta slogan üretme vazifesiyle mücehhez kılınan mekteplerin, Cüneyt Arkın’ın başrol oynadığı “Dünyayı Kurtaran Adam” adlı sinema filmi tadında anlattıkları masallara göre, -haşa- vatanı satan Padişaha isyan edip yokluk içinde, beş parasız, bütün imkanlardan mahrum bir şekilde kırık dökük, pusulasız bir vapurla gizlice Samsun’a çıkan ve Anadolu’daki kıyamı başlatan M. Kemal Atatürk, 7 düveli vatandan kovmuş ve yere serilmiş, pes etmiş bir milleti yoktan var etmiştir…”
“Evet, Sultan Vahidüddin hain değildi ve Enver Paşa başta olmak üzere birçok kişinin karşı çıkmasına rağmen M. Kemal’i Samsun’a göndermiştir.”

Vahdettin, bize göre de “hain” değildi.

Yani, kendi saltanatına mı hainlik edecekti?

Saltanatın devamı için bir “vatan”, bir de “ahali” gerekirdi.

Onları korumak dururken, niçin vatan haini olsundu ki!...

Evet, o vatan haini değildi.

Ama, katıksız bir “milli mücadele” karşıtıydı. Hainliği, milli mücadeleye idi.

Vatanı kurtarmak için yola çıkanları engellemek için elinden geleni ardına koymadı.

Mustafa Kemal’i Samsun’a İngilizlerin zorlamasıyla gönderdi.

Çünkü, o havalide yaşayan Rumlara baskı yapıldığı iddiaları vardı. İngiliz, bu baskıların sona erdirilmesi için Vahdettin’e baskı yapıyordu. O da, bu işin üstesinden kimin gelebileceğini sordu soruşturdu, sonunda Mustafa Kemal’de karar kılındı. O kararın aldırılması için karar mekanizmalarının nasıl ikna edilebildiği de ayrı mesele.

Mustafa Kemal gerçek fikrini Samsun’a çıktıktan sonra belli eder.

Padişah ve şürekasının kuşkuları yerindedir. Çünkü O Samsun’a öncelikle vatanı kurtarmak, ardından da Cumhuriyeti ilan etmek için çıkmıştır. Kafasındaki fikir budur.

O’nun için hakkında idam fermanı çıkarırlar.

Yakalanması için Ali Galip denen adamı peşine takarlar.

Dürrüzade denen adama fetva çıkarttırıp, O’nun bir asi olduğuna halkı inandırmaya çalışırlar.

Daha da kötüsü, Dürrizade denen adamın imzasıyla İngiliz uçaklarından attırılan beyannamelerdir. O beyannamelerde “Yunan ordusu Halife’nin ordusudur” diyecek kadar alçalırlar.

Vatan kurtarıldıktan sonra işlerinin bittiğini anlayınca da yine bir İngiliz gemisine sığınarak kaçarlar.

Mustafa Kemal’in cebine konulan o çil çil altınlara ne oldu diyecek olursanız;

Barlarda, pavyonlarda alem yaptı, sonra da “cep delik, cepken delik” bu vatanı kurtardı.

İyi mi?

Mehmet Necati GÜNGÖR