İşleyiş güven vermese de, anayasal kavram ve tarifle Türkiye Cumhuriyeti halen bir “Hukuk Devleti”dir.

Bunu bir kenara not ederek şu “çekilme” işine bakalım:
Çekilen kim?
Eli kanlı teröristler. Askerini, polisini, öğretmenini, imamını, masum halkı, daha çok da kendi etnisitesinden olanları, kundaktaki bebekleri acımasızca katleden katiller sürüsü. İçlerinde bir tane bile masum insan yok. Hepsi suçlu. Devletin görevi ise bunları yakalayıp adaletin huzuruna çıkarmak!

Peki, olan nedir?
Devletin korumasında olay yerini terk etmek. Yani, cinayet aletiyle birlikte elini kolunu sallayarak çekip gitmek!
Çekilme, güvenlik güçlerimizin “enseleri” önünde oluyor ki, bakıp görmesinler.
“Görmeyin, duymayın, ilişmeyin!” denmesi bundandır.
Kime veriliyor bu emir?
Ülkenin sınırlarını korumakla görevli güvenlik güçlerine, özellikle de Türk Silahlı Kuvvetlerine.
Aslında yazılı emir filan yok. Şifahi emirle oluyor bu işler.
Suçlu himaye edilerek, alenen suç işleniyor.

Devlet dediğiniz aygıtta işler yazılı kurallarla ve emirlerle yürümez mi?
Yürür de, ip yürütenin elinde olduğunda şekil değişiyor.
İleride başa gelecekler hesapladığı için olacak; bu konudaki emirler yazılı değil, sözlü veriliyor. Delil bırakmadan, belge bırakmadan, iz bırakmadan.
Devran değişir de sual eden olursa, suçu başkalarına yıkmak, sorumluluktan yırtmak için!

Nereye gidiyor bu teröristler?
Kuzey Irak’a.
Peki, Kandil nerede?
Kuzey Irak’ta.
Aslında teröristler mevziyi terk etmiyor, geldikleri yere, inlerine gidiyorlar. İstediklerini alamadıklarında tekrar dönmek için!
Beri taraftakiler de yol kazasından korkuyorlar.
Başbakan, “sürece zarar vermeyelim!” diye yeri göğü inletirken,
Yardımcısı “cehennemin dibine gitsinler!” diyerek ortaya dinamit atıyor.
Bu arada Cemil bey de “ne sekizi, onlar çoktan gittiler” diyerek adeta dalgasını geçiyor.
Akil ise yalvarıyo: “n’olur onlara katil demeyelim, gücendirmeyelim!”
Tam bir tüluat.
Doğaçlama gidiyorlar.
Dümbüllü’yü hatırlatıyorlar!

Mehmet Necati GÜNGÖR