Mayıs ayı, Ankara’da konser ayıdır.
Amatör sanat toplulukları, kış boyunca çalıştıkları eserleri mevsim sonunda bir konserle taçlandırırlar.
Amatör müzikseverlerin buluştuğu bu küçük topluluklarda, beş, altı; bilemediniz yedi sekiz aylık bir çalışma ile Türk Sanat Müziği’nin en zor eserlerinin başarı ile temsil edildiğini görürsünüz.
Toplumun estetik boyutundan fışkıran bir güzelliktir bu.
Geçtiğimiz hafta sonunda, bu korolardan birinin konserine çağrılmıştık.
“Muhabbet Bağı Türk Sanat Müziği Konseri”ne.
Başbakanlıktan, dostum ve arkadaşım olan Süleyman Bozkurt’un davetlisi olarak.
O şimdi Serender pastaneleri zincirinin sahiplerinden birisi olarak hem iş hayatını sürdürüyor, hem de sanat faaliyetlerine katılıyor. Rafine bir insandır. Sanatın, bir gün onu kendine çekeceğini hissediyordum; yanılmamışım.
Hitit Güneşi Gösteri Sanat Derneği’nin koristlerinden biri olmuş.
Güzel bir topluluk. Yaş ortalaması ellinin üzerinde. Hem koro olarak, hem solistler olarak Türk Sanat Müziğinin en zor eserlerini şef Tahir Aydoğdu’nun yönetiminde maharetle seslendirdiler.
Tek kelime ile, “mest olduk” diyebilirim.
Dernek Başkanı GÜRŞEN SEVİNÇ , yaptığı kısa konuşmada Derneğin faaliyetlerini anlatırken sık sık “Atatürk, laiklik, Cumhuriyet” vurguları yaptı. Demek istiyordu ki, “Türkiye Cumhuriyeti, tüm kabiliyetlerini Büyük Atatürk’ün eşsiz dehası ve çağdaşlık hedefiyle kazandı. Biz bu kazanımları ne pahasına olursa olsun, feda etmeyeceğiz.”
Zaten, konserin “Çanakkale Türküsü” ile bitirilmesi ve bu türkünün seyirciler de dahil hep bir ağızdan coşku ile söylenmesi, ayakta alkışlanması, bu haykırışın notalarla, seslerle ifadesiydi.
Milli uyanış, milli haykırış, milli şuur artık her yerde!
Konserlerde, pazarlarda, evlerde, iş yerlerinde, sohbetin olduğu, tartışmanın olduğu her mekânda.
Hitit Güneşi Derneği bu mesajı müziğin estetik boyutuyla verdi.
Ve çok da iyi etti. Yöneticilerini, solistlerini, koristlerini ve değerli Şef Tahir Aydoğdu’yu yürekten kutluyorum.
Gelelim işin “ağır” boyutuna.
Hitit Güneşi Derneği bu konserle aynı zamanda büyük bir suçun zanlısı oldu.
Atatürk dedi, laiklik dedi, Cumhuriyet dedi.
Yetmedi, Çanakkale dedi.
Kurtuluş Savaşı’nın yok sayıldığı, “Çanakkale’de Mustafa Kemal isimli bir nefer bile yokken, bu zabit Mustafa Kemal’i nereden çıkarıyorsunuz?” sorularının pervasızca sorulduğu, İsmet Paşa’nın asker kaçağı olduğu, cepheden kaçmaya teşebbüs ederken kaçan Yunanlı askerler tarafından “biz yenildik, sen niye kaçıyorsun?” denilerek yeniden cepheye gönderildiği masallarının vicdansızca anlatıldığı bir ortamda suç işledi Hitit Güneşi Derneği.
Zaten, adından belli. “Hitit Güneşi”ymiş! Bir de bunu Melih efendiye sorun!
Dernek Başkanına naçizane tavsiyemiz.
Atatürk'müş, laiklikmiş, Cumhuriyet’miş! Bunlar artık demode değerler.
Bırak Çanakale’yi.
Sen açılıma bak!
Mümkünse gelecek seneye bir Kürtçe eser (bulabilirsen tabi) koy, bir de “lavek” söyleyecek bir korist!
Ağzına biber gazi sürerler sonra!

Mehmet Necati GÜNGÖR