Bürokraside idolümdü.
Devleti, gece yarılarına kadar millet için koşturan bir adamdı.
Hırsızlıkların kol gezdiği bir dönemde ismine halel getirmedi.
Hiçbir maddi çıkara tenezzül etmeden görevini bihakkın yerine getirdi.
Kendisine ait bir evi dahi olmadı. Halen kirada oturduğunu öğrendim.
Lâkabı “Tank Hasan”dı.
Hiçbir korkuya, hiçbir çıkara, hiçbir empozeye boyun eğmeden, bildiği, inandığı yolda tank gibi yürüdü.
O’na “Tank Hasan” dediler.
Çok sevmiş, çok saygı duymuştum “Tank Hasan”a…
Uzun süredir kendisine kızgındım.
Adını dahi anmak istemiyordum.
“Yandaş” olmuş, yandaş bir gazetede iktidar methiyeciliğine soyunmuştu.
O’nu en çok Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kahraman subaylarına karşı tavrından dolayı kınamıştım.
Kahramanları linç etmeye yönelik tertiplere ses çıkarmamak bir yana, olanları onaylamasına öfkelenmiştim.
Kafamdaki “Tank Hasan” imajını yerle bir etmişti.
O, artık benim için “yandaş” gazetede “iktidar yalakalığı” yapan “sevimsiz” biriydi.
Düne kadar!
Dün gece “Ulusal Kanal”daki bir tartışma programına katılıp “Gerekirse silahımı alır, dağa çıkarım!” dediği anda, “Tank Hasan” yüreğime yeniden kondu.
O’nu bir kere daha sevdim.
Arslanlar gibi kükredi yeniden!
Vatan mevzubahis olunca, “çok seviyorum” dediği adamı bile silkeledi.
“Ne demek Türklüğün Anayasadan çıkarılması?”
“Ne demek Türkiye Cumhuriyeti’nin tabelalardan silinmesi?”
“Ne demek PKK ile kol kola girip ülkenin geleceğini karartmak?”
“Anayasa’dan Tüklüğü kaldırırsanız ben bu ülkenin vatandaşı olmam, gidip başka bir Türk diyarında yaşarım!”
“Gerekirse silahımı alır, dağa çıkarım!”
“Ben Başbakanı severim ama, ülkemi, milletimi ondan daha çok severim.”
Aslına rücu etmek böyle bir şey!
Hoş geldin aramıza “Tank Hasan!”
Seninle yeniden aynı yürekte buluşmak ne güzel!
Bütün kızgınlığımı silip atıyorum. Öfkemi bitiriyorum.
Seni yeniden selamlıyorum.
Tank Hasan!

Mehmet Necati GÜNGÖR