O bir emekli asker. Belli ki dini hassasiyetleri var.

Bazı gazete ve dergilerde din adına ahkâm kesenlerin sapıklıklarını kestiği gazete ve dergi kupürleriyle teşhir ediyor ve gerçek din adamlarına soruyor:

“Din bu mu?”

Elimde, o emekli askerin Diyanet İşleri Başkanlarından ülkemizin tanınmış din bilginlerine kadar pek çok kişiye gönderdiği kupürlerden bir demet var.

İsmini açıklamayacağım. Çünkü din adına kılıç çekenin bu kadar bol olduğu bir ülkede başına neler geleceğini bilemem. Onun için adını ihtimamla saklıyorum.

Altı kırmızı kalemle çizilmiş kupür, bir gazetenin yayımlayıp halka kupon karşılığı “hediye” ettiği ansiklopediden. “Evliyalar Ansiklopedisi”ymiş!

“Sultan Ahmet Han, hocası Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerini ziyarete gitmişti. Bir müddet sohbetten sonra atlarına binerek gezintiye çıktılar. Karacaahmet mezarlığının yanından geçerken, Mahmud Hüdayi Padişah’a dönerek ‘Sultanım, ister misiniz bu gün size bir şey göstereyim?’ diye sordu. Sultanın ‘isterim’ demesi üzerine, kabristanlığa dönerek ‘Kalkınız!’ dedi. Bu hitap karşısında bütün ölüler arpa başağı gibi kabirlerinin içinde dikiliverdiler. Padişah bu hali gördükten sonra, Mahmud Hüdayi ’ Dönünüz!’ emrini verince, kabir ehli yine asıl hallerine döndüler.”

Bakar mısınız? Diriltme gücünün ve yetkisinin yalnız ve yalnız Allah’a ait olduğunu unutup, yanına bir de ortak koşuyor. Bunun adı şirktir. İslam’ın yıktığı ilk mel’anet ise şirk müessesesi olmuştur.

Karanlılğın çocukları, halkın saygı duyup, türbelerini akın akın ziyaret ettiği şahsiyetleri bile şirkin aleti haline soktular..

Kur’anda velilik mak***** işaret var, elbet. Yunus Suresi 62. Ayette “Allah’ın velileri için hiçbir korku yoktur. Tasaya düşmez onlar.” buyuruluyor.

Bu ayeti de kendi anlayışlarına göre yorumladılar.

Ünlü ilahiyatçımız diyor ki:

“Şirk çocukları hep bu ayeti gerekçe göstererek veli, evliya diye kendi cemaat liderlerine, kendi tarikat şeyhlerine velidir, evliyadır diye taparlar. Oysa ki, bu ayet Allah’ın velileri için korku yoktur diyerek insanları Allah’ın veliliğine, Allah’ın dostluğuna çağırmıştır.”

İlahiyatçımız devam ediyor:

Araf Süresi 3. ayet: “ Rabbinizden size indirilene uyun. Onun dışında bir takım velilerin ardına düşmeyin. Siz ne kadarda az öğüt alıyorsunuz.”

Bu ayet açıkça “Rabbinizden size indirilene yani Kur’an’a uyun. Kur’an dışında bir takım veli/ evliya diye başkalarının peşinden gitmeyin.” diyor.

Kur’anın bu açık hükmüne rağmen karanlığın çocukları dünyevi çıkarları adına şirk bataklığına balçık taşımaktan imtina etmiyorlar!

İman ve tefekkür insanı bunların önünde en büyük engeldir. Böyle bir toplum istemiyorlar!

“Ne sihirdir, ne keramet..”

Sihirbazlar söze böyle başlarlar. Sihirle keramet iç içedir sanki. Aşağıdaki olayda görüleceği gibi. (Bu da Evliyalar Ansiklopedisinden)

“Ali Hadi hazretleri zamanında Hindistan’dan gelen bir sihirbaz gösteriler yapıyordu. Bir gün zengin biri onu çağırıp dedi ki ‘İmam-ı Hadiyi mahcup edebilirsen sana bir altın vereceğim.’ Sihirbaz; ‘Olur yaparım, yalnız bir yemek ve yanına birkaç yufka ekmek hazırlayıp beni yanına oturtunuz’ dedi.

Sihirbazın dediği gibi yaptılar. İmam-ı Hadi hazretleri gelip sofraya oturdu. Bir parça ekmek almak istedi. Sihirbaz bir şeyler yaptı, ekmek önünden uçtu. Bu iş üç defa tekrarlandı. Sofrada bulunanlar gülmeye başladılar. Oturdukları odada bir divan yastığı üzerinde aslan resmi vardı.Ali Hadi hazretleri o resme işaret ederek: ‘Bu adamı yut!’ emrini verdi. O resim hemen canlanıp bir arslan oldu. Sıçradı, sihirbazı yuttu. Tekrar gidip resim halini aldı. Sihirbaz gözden kayboldu.”

Dirilip dile gelseler, bu akıl dışı, iman dışı, şirk kokan ifadelere eminim, önce Ali Hadi hazretleri ile Mahmud Hüdayi hazretleri isyan ederlerdi. Vicdansız maskaralar o alimlere bile iftira atmaktan çekinmemişler!

Daha böyle nice hikâyeler. Okudukça insan önce imanıyla, sonra da aklıyla isyan ediyor.

“Vah benim güzel dinim, seni ne hale getiriyorlar” demekten kendini alamıyor.

Şirk maskaralığına sadece imanlarını değil, akıllarını da teslim edenler şuursuzca bir gidişin peşinde koşarken, itaate dayalı, sorgulanmayan, daha doğrusu sorgulanamayan iktidarlarını da bu yolla kuruyorlar.

“Ölünün, yıkayıcısına teslimiyeti gibi bir teslimiyet”le…

Akıl ve iz’anın inzivaya çekildiği toplumlarda olan hep budur!

Oysa; “Aklını işletmeyen toplumların üzerine pislik yağdırırım!” diyor Yüce Yaratıcı.

Yağıyor işte! Sürünmemiz bundan…

Mehmet Necati GÜNGÖR