“Her iki milliyetçilik de ayaklarımızın altındadır” buyurmuşlar.

Milliyet, kimliktir. Kimlik ise ayaklar altına alınacak bir kavram değildir usta.

Senden kimlik isteyenler,

Özerklik isteyenler,

Ana dilde eğitim, ana dilde savunma isteyenler,

“Resmi dilin yanına benimkini de ilave et” diyenler…

Ve bu dedikleriyle seni masaya oturtanlar,

Milliyetçilik yapmıyorlar da ne yapıyorlar acaba?

Bunun adı Kürt milliyetçiliğidir usta!

Ve o milliyetçilik tepende tepinip, zafer naraları atarken,

Sen bu milletin asli unsuruna meydan okuyarak kendini de, yanında saf tutanları da ateşe atıyorsun!

Kimi ayaklar altına alıyorsun usta?

Ayakkabın kaç numara?

Tarihe şöyle bir bak, bu millet hiç ayaklar altına düşmüş mü?

Yedi düvelin ayakları altına düşmemiş bir millet, senin ökçenin altına mı girecek?

Sen kimsin usta? O değilsen, bu değilsen, senin kimliğin ne?

Milliyetçilik, dil, tarih ve kültür bağlarından üstyapı oluşturabilmiş bir topluluğun adıdır.

Türk milliyetçiliğine gelince;

O, ırkçılık değildir,

Kafatasçılık değildir,

Şovenizm değildir,

On binlerce yıllık kadim kültürün oluşturduğu bir var oluştur.

Bunu yok edemezsin usta!


Günümüzde, Anglosakson kültürüne bağlı toplumlarda ve AB düşüncesini savunan çevrelerde olumsuz bir anlam yüklenmiş olsa da, 19. Yüzyılın başlarından itibaren Avrupa’da, 20. Yüzyılda ise tüm dünyada egemen olmuş bir siyasi düşünce tarzıdır.

Anlamadıysan; olaya bir de senin anlayacağın Arap dilinden bakalım:

“Millet” sözcüğü aslen Arapçadır. “Bir din veya mezhebe bağlı olan cemaat” anlamındadır.

20. yüzyıl başlarına kadar bu anlamda kullanılmıştır.

Aynı sözcük, 19. Yüzyıl ortalarından itibaren Fransızca/İngilizce dillerinde “nation” diye geçer.

Latince kökenli olan “lation”, kök anlamı itibariyle “aynı atadan gelenler topluluğu” demektir.

Orhun Yazıtları’nda “ulus” olur.

Kaşkarlı Mahmut’un ta 1072’lerde yazdığı Divânu Lugati’t-Türk adlı kitabında Türkçe karşılığı “budun”dur.

Milliyetçiliğe yol açan en önemli etken, daha önce hükümdar ve sülale zemininde tanımlanan siyasi aidiyet duygusunu, hükümdardan bağımsız olarak, "halk"a maletme ihtiyacıydı.

Siyasi aidiyet ve itaat, "halk"ın ortak iradesine dayandırılmalıydı.

Bu nedenle 19. yüzyılda milliyetçilik, radikal, devrimci, anti-monarşist, yerleşik düzene zıt bir siyasi düşünce olarak değerlendirildi.

Avrupa tarihi başka bir izahla şunu söylüyor bize:

"Halkı tanımlamanın güçlüğü, milliyetçi düşünürleri —bazen olguları ve mantığı zorlama pahasına— olağanüstü duygusal anlamlar yüklemeye sevk etti. Örneğin (ayrı lehçeler konuşan) Sicilyalılar veya Venedikliler ayrı bir ulus mu, yoksa İtalyan ulusunun parçası mıydı? Avusturya ulusu var mıydı? Makedonlar ayrı bir ulus mu, Bulgar mı, yoksa Güney Slavların bir boyu muydu? Bu konularda farklı görüşleri savunanlar, benimsedikleri ulusa hayali bir tarih ve hayali kökenler atfederek, onun ezelden beri doğal olarak var olduğunu kanıtlamaya çalıştılar. Farklı lehçeler konuşan toplumlarda, ortak bir ulusal dil oluşturmaya büyük önem verildi.”

Atatürk milliyetçiliği, 1924 Anayasası'nın 88. maddesinde ve Atatürk İlkelerinde de belirtilmiş olan, din ve ırk ayrımı gözetmeksizin, ulus tanımını dil, kültür ve siyasi birliktelik gibi değerlere dayandıran milliyetperverlik anlayışıdır.

Osmanlı aydınları Tanzimattan sonra Osmanlı milliyetçiliğini savundular, bazıları ümmetçiliğe yöneldi ancak aynı ümmetten olan Arap kavimleri de dış kışkırtmaların etkisiyle Osmanlı Devleti'nden ve birbirlerinden bağımısız devletlere bölündüler.

Atatürk sonradan 1982 Anayasası'nda Atatürk Milliyetçiliği olarak isimlendirilen Atatürkçü-Milliyetçi görüşü ortaya koydu.

İşte biz “milliyetçiyiz” derken, hep bu milliyetçiliği savunduk.

Irkçılığı ayaklarımızın altına aldık ama, milliyetçilik her zaman başımızın tacı oldu.

Bu gün de öyledir usta!

Sen, “zor” a teslim olarak birilerini baş tacı edebilirsin,

Ama, bizim başımızdaki tacı, bizim kimliğimizi, bizim varlığımızı ayaklar altına almaya kalkışırsan;

Karşında büyük bir milletin öfkesini bulursun.

Bak, Atatürk ne diyor:

“Türk Milliyetçisi, gelişme ve ilerleme yolunda ve uluslararası ilişkilerde bütün çağdaş milletlere paralel olarak, onlarla bir uyum içinde yürüyecektir. Ama bunu yaparken Türk Milleti'nin özelliklerini, bağımsız kişiliğini koruyacaktır. Türk Milliyetçisi diğer milletlerin hakkına, bağımsızlığına saygı gösterecektir. Ancak böylelikle diğer milletlerden de saygı görecektir. Kimsenin yurdunda gözümüz yoktur. Çünkü her milletin yurdu kutsaldır. Türk, büyük gücünü ancak haklarına saldırı olduğu zaman kullanacaktır.”

Bu milletin kimliğini yok sayamazsın usta!

Mehmet Necati GÜNGÖR