Geçtiğimiz hafta sonunda, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nün düzenlediği bir toplantıya katıldım.

Prof. Ümit Özdağ’ın babası Muzaffer Özdağ’ın fikirlerini yaşatmak ve her yıl Şubat ayının ilk haftasında O’nu anmak üzere kurulmuş bir Enstitü.

Toplantılarına ilk defa katıldım.

Ankara Dedeman otelin büyük salonu hınca hınç diyebileceğim bir kalabalıkla dolup taşmıştı. Yeni gelenler için diğer salonlardan ha bire sandalye taşınmasına rağmen, yine de ayakta kalanlar oldu. Diyeceğim o ki, toplantıya ilgi büyüktü.

Özdağ deyince, katılımcıların siyasi görüşlerinin ne olduğunu anlatmaya gerek yok. Salonun tam***** yakını MHP’lilerden ve eski ülkücülerden oluşuyordu. Orta yaşlıların çoğunlukta olduğu, aralarında çok sayıda gencin de bulunduğu ilgili bir topluluk.

Panelin konusu ise Anayasa. AKP iktidarının yeni Anayasa çalışmaları ve Türklük kavramının Anayasadan çıkarılma teşebbüsleri üzerine kurgulanmış bir panel.

Eski bakan Agâh Oktay Güner’in başkanlığında yapılan oturumda Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, Prof. Ümit Özdağ, Eski Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu ve emekli albay Erdal Sarızeybek konuşmacı olarak yer aldılar.

Agâh bey, her zamanki belagatiyle Muzaffer Özdağ adına düzenlenmiş bu paneli takdim ederken, “vefanın bir boza markasına indirgendiği” günümüzde bu tablonun anl***** işaret etti. Ben de, vefa ahlâkına çok önem veren birisi olarak çok beğendiğim bu cümleyi not ettim ve yazıma başlık yaptım.

Prof. Ercilasun, konuşmasında Türklüğün çıkış noktasından başlayarak günümüze kadar olan seyrini anlattı. Türklerin, dünyanın en eski kavimlerinden biri olduğunu bilimsel delillerle ortaya koydu. Ve dedi ki; “kimilerinin iddia ettiği gibi Atatürk durduk yerde bir devlet kurdu, adına Türkiye dedi, Türkiyeyi kuranların da Türk olduklarını iddia etti” düşüncesi son derece yapay bir düşüncedir. Türklüğü, elbette ki Atatürk icat etmedi. Türklük kavramı ta 1876 Anayasasından beri var. Atatürk, var olan bir gerçeği isimlendirdi ve hem milletin, hem devletin adı yaptı. Şimdi onu değiştirme teşebbüsleri var.

Ümit Özdağ da şunu söyledi: “Alparslan’la Romen Diyojen’den aldığımızı, bu gün Erdoğan’la İmralı’ya veriyoruz!” Etkileyici bir tespitti, bunu da not aldım ve sizlerle paylaşıyorum.

Konuşmaların hepsi güzeldi de, Erdal Sarızeybek’in konuşması daha farklıydı. Ateş çemberinin içinden çıkmış bir kahramandı ve anlattıkları salonu adeta büyüledi. En çok alkışı da o aldı. Hani, “siyasetçi stokumuz bitti” diye bir söz vardı ya; işte ben buna Sarızeybek ismi üzerinden de itiraz ediyorum. Siyasetçi stokumuzda Sarızeybek ismine de yer açın lütfen. MHP’de yeni bir liderlik oluşacaksa, “Sarızeybek neden olmasın?” sorusu ateşlendi beyinlerde.

Sözü MHP’ye getirmişken, Bahçeli’nin bu partide işinin gerçekten bittiğini gösteren emareleri ben bu salonda da gördüm. Alkışlardan ve tepkilerden anlaşılıyordu ki, bu salonu dolduran MHP’li topluluk, kendi partilerinin liderliğinde aradıklarını bulamamanın sıkıntısını yaşıyorlar. Kulisteki konuşmalara kulak kabarttım; Bahçeli’nin feshettiği il teşkilatları konuşuluyordu. “Bunun sonu iyiye varmaz” sözlerini çokça işittim. Şimdiden görünen o ki, çok yakın bir gelecekte MHP’de yeni bir kongre toplanabilir, Bahçeli ve ekibi bu kongrede görülmedik bir tonlama ile eleştirilebilir. MHP’de yer yerinden oynayacak gibi bir görüntü aldım.

“Vefa ahlâkıyla ahlâklanmak.”

Kendime hayat düsturu edindiğim bu ilkenin insani hasletler bakımından çok belirleyici bir tarif olduğunu düşünüyorum.

Ahde vefa, hizmete vefa, insana vefa. Ve her şeyden önce Yaratıcı’ya vefa. Bizi var ettiği, rızıklandırdığı ve akılla taçlandırdığı için.

Anne babaya vefa.; bizi bu günlere getirdikleri için.

Kahramanlara vefa; bizi, bu topraklarda özgür ve başı dik yaşattıkları için.

Cumhuriyete vefa; bizi “kişi” olmaktan çıkarıp, “vatandaş” yaptığı için!

Atatürk’e vefa; bu milleti tarih sahnesinde yeniden var ettiği için. Gönderlerimizdeki bayrağı, minarelerdeki ezanı bu var oluşa borçlu olduğumuzu unutmadan…

Bu liste daha çok uzar. Yeter ki, “vefa”yı semt adı veya boza markası olmaktan çıkarıp, kendi özgün anl***** oturtabilelim…

Mehmet Necati GÜNGÖR