Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2005
    Nerden
    Uzay:))
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Erkek
    Yaş
    42
    Mesaj
    11.462
    Blog Mesajları
    33
    Rep Gücü
    93742

    Molla kasım eğitimi sigaya çeksin!

    Yeni Milli Eğitim Bakanımız, bizim gibi yazar-çizer takımından birisiymiş. Yazılarını da “Molla Kasım” mahlasıyla (takma ad) yazarmış. Bunu gazetelerdeki tanıtım bilgilerinden öğreniyoruz. Malûm; yeni bakanlar görevlerine başladıklarında onların biyografileri yayımlanır. Prof. Nabi Avcı da “Molla Kasım” takma adını kullandığına göre, içinde bir “sigaya çekme” dürtüsü olmalı.

    Hepimiz biliyoruz ki, Molla Kasım, bir önceki bakanın başarısızlıkları üzerine geldi. Biz bunu başlangıçtan beri “dört dörtlük” çuvallama olarak nitelendirdik. Nitekim öyle oldu. Okullar, öğretmenler, veliler toptan bir huzursuzluğun, belirsizliğin içine sürüklendiler. Halen de bunun ceremesini çekiyoruz. Yani, eski bakan öyle bir enkaz bıraktı ki temizleyebilene aşk olsun!

    Beklentimiz odur ki Molla Kasım takma adlı bakanımız bu başarısızlığı yaratan nedenleri iyiden iyiye araştırsın, sorumlularını sigaya çeksin ve önümüze başarı ile yürütülebilecek bir eğitim sistemi koysun.

    Genç nesiller için önce şu “Molla Kasım” hikâyesini anlatalım:

    Molla kasım, Osmanlı tarihindeki tekke-medrese çatışmasında, tasavvuf ehli tarafından oluşturulan, medreseyi temsil eden, işin kısırına takılıp kalmış bir tiplemedir. Özü kavrayamadan şeriat adına inançları sorgulayan ulema-ı rüsumdan biri.

    Menkıbeye göre Yunus, üç bin şiir söylemiş ve bunları bir divan hâline getirmiş. Molla Kasım isimli din bilgini de bir su kenarına oturup bu şiirleri okumaya başlamış. Bunlardan binini okumuş ve şeriata aykırı bularak yakmış. Kalan bin tanesini de aynı sebeple suya atmış. Üçüncü bine başlayınca şu beyitle karşılaşmış:

    “Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme

    Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelir.”

    Bu beyti okuyunca “ben ne yaptım, ne halt ettim” diye dövünmeye başlamış.

    Yunus, 13. asrın sonlarında, 14. asrın başlarında Orta Anadolu’da yaşamış bir Türkmen dervişidir. Molla Kasım ise Yunus Emre’nin vefatından 100 yıl sonra yaşamış, adı üstünde bir medrese mollası. Derviş Yunus, yüz yıl öncesinden Molla Kasım’a işte böyle bir ders veriyor.

    Molla Kasım, Yunus'un kerametine inanmış. Divanı öpüp alnına koymuş. Fakat ne çare ki elde bin şiir kalmış. Şimdi Yunus'un o yakılan bin şiirini gökte kuşlar ve meleklerin, denize atılan bin tanesini balıkların, kalan bin şiirini de insanların okuduklarına inanılır. Tabii ki bu bir efsane.

    Dönelim eğitim mes’elemize:

    Eğitim, yıllardan beri ülkemizin bir numaralı meselesi olarak önümüzde durmaktadır. Bütçeden, bu gün de önemli oranda bir pay (yüzde 50) milli eğitime ayrılmasına rağmen, sorunlar tam anlamıyla çözülemediği gibi, her iktidara ve bakana göre değişen sistem kargaşası içinde giderek “sorunlar yumağı” haline gelmiştir.

    Öğrencilerin eğitim süreci boyunca okul-dershane arasında “yarış atı” gibi koşturulması sorunun en önemli yanını teşkil ediyor. Bu durum fiziki ve manevi olarak öğrencileri, maddi olarak da aileleri yılgınlığa sürüklüyor. Dershaneler, aynı zamanda Anayasamızda teminat altına alınmış olan “eğitimde fırsat eşitliği” kavramını alt üst ediyor. Zira, parası olan aileler çoçuklarını dershanelerde sınavlara hazırlatıp en iyi okullara gönderme imkânına sahipken, yoksul ailelerin çocukları her yönüyle hak ve fırsat mahrumiyetine uğratılmaktadır.

    Başbakan, birkaç ay önce dershanelerin kapatılacağı müjdesini vermiş, bu durum öğrencilerde ve velilerde büyük ferahlık yaratmıştır. Ancak, aradan bunca zaman geçmesine rağmen bu konuda ciddi bir çalışma yapıldığına tanık olmadık. Ya da, çalışmalar gizlilik içinde yürütüldüğü için kamuoyu yeterince bilgilendirilmedi. Kulağımıza gelen haberlere göre cemaatle hükümet arasında bir dershane pazarlığı yürütülüyormuş. Bakalım, hükümetin mi dediği olacak, cemaatin mi?

    Liseyi dört yıla çıkarmak başlı başına bir hata olarak önümüze çıkmıştır. Zira; üniversite sınavlarına hazırlanan öğrenciler okul yerine dershane devamlılığını tercih etmekte, hemen hemen bütün dersler lise son sınıflarda boş geçmektedir. Bir “rapor sektörü” ortaya çıkmıştır. Okula devam etmek istemeyen öğrenciler, devamsızlıktan sınıfta kalmamak için velilerini rapor aldırmaya zorlamakta, devlet hastaneleri veya sağlık ocakları rapor vermekten imtina ettikleri için özel hastanelerden rapor alma cihetine gidilmektedir. Raporların tarifesi bile bellidir: 20 günlük 200 TL, 30 günlük 300 TL, 40 günlük 400 TL. Dershanelere para yetiştirmekte zorlanan veliler, bir de rapor külfetiyle karşı karşıya bırakılmışlardır.

    Yeni Milli Eğitim Bakanına bir önerimiz var; lise son sınıflarda ikinci dönem dersler tamamen boş geçecek, sınıfa giren öğretmenler ders anlatacak öğrenci bulamayacaklardır. Hal böyle iken velileri rapor almaya zorlamanın ne alemi var? Bir genelgeyle lise son sınıfları ikinci dönem derslerinden muaf tutun, birinci dönem karne notlarıyla diplomalarını verin, olsun bitsin. Böylece hem devleti, hem öğretmenleri, hem öğrencileri, hem de velileri büyük bir israftan ve külfetten kurtarmış olursunuz.

    Eğitimin başka hayati sorunları da var elbette. Onlara da kısaca bakalım. Daha ötesine yerimiz ve mesleki yeterliliğimiz müsait değil.

    Sınıf tekrarı: Bir öğrenciyi sınıfta bıraktığınız zaman ona 1 senelik ceza vermiş oluyorsunuz. Bu, bence eğitim sistemimizin en büyük sorunudur. Çözümü yaz okulları ve zorunlu hafta sonu etütleriyle mümkün olamaz mı?

    Yabancı dil eğitimi: 9 sene boyunca yabancı dil olarak İngilizce eğitimi aldığı halde öğrencilerin neden iki kelimeyi yan yana getirip konuşamadıklarını lütfen merak buyurunuz. İngilizce dersleri için de pratik imkânı sağlanamaz mı?

    Sınavlar: SBS, YGS, LYS, KPSS, DGS, ÖYS, ALES, ALS, DPYS, ES (Ehliyet sınavı) geçmek zorunda olduğumuz sınavların başlıcaları. Bunca sınava hazırlanan gençler ne kitap, ne gazete okuyacak, ne de haber programlarını izleyebilecek. en önemlisi de ne zaman bu öğrenciler milli bilince ulaşacak? Kafasında sadece fizik ve matematik formüllerinin olduğu bireyler mi yetiştirmek istiyoruz?

    Müfredat: Malumunuz okullarımızda dünyanın en ağır müfredatıyla ders yapmaya çalışıyoruz. Müfredat programları günün şartlarına ve pratiğine uygun bir şekilde hafifletilerek, uygulamalı ve anlaşılır bir şekilde yeniden düzenlenmelidir.

    Ve tabii; mesleki ve teknik öğretim mutlaka özendirilmelidir!

    Mehmet Necati GÜNGÖR

  2. #2
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    deveye niye boynun eğri demişler ;"nerem doğru ki "demiş.
    Milli eğitimimiz içler acısı.gereksiz bir sürü ders.sadece sınav için ezberlenip ertesi gün unutulan onca bilgi.hayatta hiç bir işine yaramayacak bilgilerle gençlerin beynini işgal,Liseyi 4 yıla çıkararak hayata daha geç atılmaları,daha geç iş,aş,eş sahibi olmaları ailelere bir sene fazladan yük getirmesi vs.

    Öğretmenlerin içler acısı halini hiç sormayın.onca öğrenciyle uğraş, derse hazırlanmak için gece çalış,sınav okumak için gece çalış bunlara ekstra ücret almadığın gibi birde yan gelip yatıyorlar ith***** maruz kal.aldığın ücretle yakanın iki ucu bir araya gelmezken ikinci bir işte çalışmakta yasak .

    Okullar olmasa milli eğitimi ne güzel yönetirdim demiş bir zamanlar milli eğitim bakanının biri.

Benzer Konular

  1. Molla Nedir?
    İNCİ Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-10-2011, 01:20 PM
  2. 10 kasım ve gazeteler
    YukseLL Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 11-11-2010, 05:04 PM
  3. İstanbul'un Fethi ve Molla Gûrânî
    mopsy Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 15-08-2010, 05:54 PM
  4. Said Nursi , Şeyh Said ve Said Molla ... ?
    Serdengeçti Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 06-10-2009, 08:10 PM
  5. Molla Ahmed'in Türküsü
    Nil@y Tarafından Türküler ve Hikayeleri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-11-2007, 12:57 AM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık