“28 ŞUBAT EMİRLERİ ASKERDEN DEĞİL, SİVİL HÜKÜMETTEN!”

Diyanet işleri Başkanlığı, TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’na 28 Şubat dönemine ilişkin bir rapor vermiş. 170 küsur sayfa olduğu ifade edilen rapor ve ekleri 6 sayfalık bir özet halinde Darbeleri Araştırma Komisyonu Raporu’na girmiş. Biz de bu bilgileri, (daha doğrusu, ithamları) söz konusu rapordan aldık.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, doğruları görmezden gelerek yalan yanlış bir raporla başında bulunduğu kurumu yerden yere vuruyor. Eski Başkan Mehmet Nuri Yılmaz’ı yerin dibine batırayım derken kazmayı başında bulunduğu kurumun kafasına indiriyor. Gerçekleri çarpıtarak, Diyanet’i “darbe yardakçısı bir kurum” gibi göstermeye çalışıyor.

Görmez, öyle cezbelere kapılıyor ki bazen kendini de göremiyor. Misal; geçen yıl Partik Bartelomous’u Diyanet İşleri Başkanı olarak ilk defa kendisinin ziyaret ettiğini övünerek basına açıklamış, sonradan bunun ilk ziyaret olmadığı bizzat ziyaretin muhatabınca açıklanınca başka teviller aramıştı. Biz de “imam yalan söylerse cemaat ne yapar?” diyerek, başkanı gerçek dışı beyanlarından dolayı kınamıştık.

Diyanet İşleri Başkanlığı 3 Mart 1924 tarihinde kuruldu. O tarihten bu yana Başkanlık koltuğuna Mehmet Görmez gibi birisi oturmadı. Her yönüyle ilginç bir kişilik. Çoğu kez mesleki kimliğinden sıyrılarak iktidarın bir mensubuymuş gibi karşımıza çıkıyor. Verdiği beyanatlardan bunu anlıyoruz.

Nitekim, Darbeleri Araştırma Komisyonu’na verdiği raporda da iktidarın siyasi jargonuna uygun bir üslup kullanmış. Sanki, resmi bir kurum adına değil de, bir siyasi parti adına hareket ediyor. Nasıl bir ciddiyetse, söz konusu rapor Meclis Araştırma Komisyonuna verilirken, çoğaltılmış suretleri de el altından basına dağıtılıyor. Gizli olması gereken bu bilgiler, iktidar yandaşı basın ve yayın organları tarafından günlerce çarşaf çarşaf yayımlanıyor. Fakat hiçbir ilgili ve yetkiliden “bu ne rezalet, devletin gizli bilgileri böyle nasıl pervasızca etrafa saçılabiliyor?” sorusunu sormuyor. Herkes, yaptığı işten memnun. Maksat hasıl olsun yeter!

Görmez’in rapora yansıyan, bir kısım basın organlarında da bire bir yer alan iddialarında denilmek istenen şu:

“Diyanet, 28 Şubat’ta askerlerle işbirliği halinde çalışmış. Personele yönelik takip ve fişleme faaliyetleri ve cezai uygulamalar yapılmış, kur’an kursları kapatılmış, irtica raporu yayımlanmış, başkan kendisine emekli bir kurmay albayı da başdanışman olarak atamış, cemaat ve tarikat mensupları fişlenmiş, dini hayata müdahale edilmiş… vs. vs.”

8 yıllık kesintisiz eğitimin “sorumlusu” bile neredeyse Diyanet!

Raporda, uygulamalarıyla suçlanan Diyanet İşleri Eski Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz hayatta. Her nedense ne Meclis Araştırma Komisyonu, ne bir basın organı bilgisine başvurup iddiaların doğruluğunu araştırma gereği duymuş. Meclis Araştırma Komisyonu kendisini çağırıp, “sayın başkan, döneminize ilişkin bazı iddialar var. Bunlar hakkında ne söylemek istersiniz?” sorusunu sormamış. Diyanetin raporundaki iddiaları doğru kabul edip, özetleyerek raporuna yansıtmış, o kadar! Demokratik Hukuk devletinde bunlar nasıl olur diye kafa yormaya gerek yok. İşte resim ortada ve eski başkan da hayatta.

Kimsenin çağırıp bilgisine başvurmadığı eski başkana biz ulaştık. Sorduk Mehmet Nuri Yılmaz’a. Bu iddialar doğru mu?

Aldığımız cevap:
“Külliyen yalan ve yanlış bilgiler.”

Birkaçına kestirmeden cevap veriyor: “Fişleme yok, tasfiye edilen kimse yok, tarafımızca kapatılan bir tek Kur’an kursu yok, aksine, 8 yıllık eğitimden sonra ortaya çıkan boşluğu kapatmak için cami dersleri konulmuş. Askerlerle işbirliği halinde herhangi bir çalışma yok. Diyanetin kadro cetveline baksınlar bakalım; orada Başdanışman diye bir kadro var mı? Sözü edilen emekli albay böyle bir kadroya atanmış mı? Diyanetten böyle birine maaş ödenmiş mi?”

“28 Şubat dönemi ile ilgili emirleri biz askerlerden değil, sivil hükümetten aldık” diyor eski Diyanet İşleri Başkanı. Bakıyoruz; o dönemde Milli Güvenlik Kurulu’nun aldığı 18 maddelik “tavsiye” kararları (MGK kararları tavsiye niteliğindedir) dönemin Başbakanı Prof. Necmettin Erbakan’ın imzasıyla “emir” haline dönüştürülüp bütün bakanlıklara ve kamu kuruluşlarına gönderilmiş. Asker bunun neresinde?”

“DİYAM’ı sanki Genelkurmay kurdurmuş, paşalara nimet bağışlanmış gibi bir hava verilmeye çalışılmış. Diyanet Genelkurmay’a bağlı bir kurum değil ki; Genelkurmay’ın talimatıyla araştırma merkezi kursun. Başbakanlık’a bağlı bir kuruluş. Ne Genelkurmay Başkanlığı’nın, ne MGK’nın bırakın talimatı, en ufak iması, tavsiyesi var. Ne izin, ne onay alınmıştır; ne de ASAM’a iş verilsin diye kurulmuştur.” diyor, eski Başkan Mehmet Nuri Yılmaz.

Diyam’ın kuruluş amacını da şöyle açıklıyor:

“Gelişen iletişim teknolojileri karşısında din hizmetinin daha bilimsel zemine oturtulması gerekiyordu. Kitaplardaki yazılanlarla bugünkü realite birbirine uymuyor. Bu ihtiyacı karşılamak, teşkilatın hizmet sunduğu alanla ilgili aktüel ve geleceğe yönelik bilimsel araştırmalar yapmak, hizmetlerin ölçme ve değerlendirilmesi yapmak.”

Şu ifadeye bakar mısınız?!

“28 Şubat döneminde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından sürece katkı sağlanmıştır. Açıkça görüleceği üzere, din ve dini hayat kavramları yeniden ele alınmış, alelade, mütedeyyin ya da kendi halinde dindarlık biçimlerinin bile ölçü ve sınırları yeniden belirlenmeye çalışılmış…”

“İnsaf dinin yarısıdır” diye güzel bir atasözümüz var. Diyanet bu sürece nasıl bir katkı sağlamış, yeniden ele alınan dini kavramlar neler, mütedeyyin dindarlığın ölçü ve sınırları nasıl yeniden belirlenmiş? Bunların cevabı yok. Sadece ithamlar var.

Dönüp, o dönemdeki dini hayatımıza yeniden bakıyoruz: İbadetlerin formatında oynamalar mı yapılmış, bazı dış telkinlere uyulup ibadetin dili mi değiştirilmiş, ibadetlere sınırlama, ya da yasaklar mı getirilmiş? Bunların hiç birisi olmamış. Diyanet kurumuna “nakise” getirecek hiçbir uygulamaya gidilmemiş. Dini hayatımızın hiçbir kuralına ve kavr***** dokunulmamış.

Peki ne olmuş?


Birileri “yandaşlık” cezbesine tutulup, kaş yaparken göz çıkarmış.

Kendi gözünü!

Mehmet Necati GÜNGÖR