Başkanlığını ANAP döneminin Devlet, Maliye/Gümrük ve Dışişleri Bakanı Ahmet Kurtcebe Alptemoçin’in yaptığı Vakıf 2000, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nin salonlarında “Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi” konulu bir panel düzenledi.

Bizlere gönderilen davetiyede paneli “TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in onurlandıracağı” yazılıydı.

Panelin yönetici ve katılımcıları, CHP Milletvekili Süheyl Batum dışında hepsi tam kadro oradaydı. Başbakan eski yardımcısı Prof. Ali Bozer, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı AKP’li Ahmet İyimaya, TBMM Anayasa Uzlaşma Komitesi üyesi MHP’li Faruk Bal, Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk, Prof. Atilla Özer ve Prof. Ersin Kalaycıoğlu toplantıda hazır bulunarak fikirlerini ifade ettiler. Batum, anadilde savunma yasasının görüşmeleri sırasında konuşması olduğu gerekçesiyle panele katılamamıştı.

Meclis Başkanı Cemil Çiçek, her zamanki söylemlerini tekrarladı. “Bu gün tartıştığımız sorunlar, dünden gelen sorunlardır. 30 yıldır tartıştığımız Anayasa 17 defa değişti. İkisi de yoldan döndü. Bu kadar değişiklik istikrar getirmez. Nitekim getirmedi. Sorunları ileriye öteleme imkanımız kalmamıştır. Dört partinin uzlaştığı komisyondan ortalama anayasa çıkaracağız.”

Söyledikleri özetle buydu. Bir de, bu anayasayı yapamazlarsa olacakları ima etti. Dedi ki: “2014 Ağustosuna kadar bu işi başaramazsak demokratik sistemin dengesini bozacak yeni sorunlar çıkar.” Bu günün kandil olduğunu hatırlatarak, Mevlitten de alıntı yaptı ekledi: “Çok alametler belirdi gelmeden.”

Çiçek, sistemin dengesini bozacak yeni sorunların ne olacağını açıklamadı, dinleyenlerin ferasetine bıraktı. “Bu sözlerimden kendinizce çıkarımlar yapın” demeye getirdi.

Oturum Başkanı Ali Bozer, Başbakanın çok heveslendiği Başkanlık sistemini “değişiklik diktaya dönüşmesin” endişesiyle karşıladı. Başkan ile yasama arasındaki dengenin iyi gözetilmesi gerektiğini hatırlattı ve getirilmek istenen sistemin “Türkiye tipi Başkanlık sistemi olacağı” şeklindeki açıklamaların ne olduğunu da sormadan edemedi.

Evet, getirilmek istenen başkanlık sistemi Türkiye tipi bir başkanlık sistemidir. Biz buna Tayyip tipi bir başkanlık sistemi desek daha doğru olur. O kadar güçlü yetkilerle donatılıyor ki, maazallah bu sistem kabul edilse Tayyip beyin önünü kimse tutamaz. İşte o zaman “astığım astık, kestiğim kestik” bir rejimle karşı karşıya kalırız.

Türkiye tipi başkanlık sistemi tasavvur ettikleri halde çıkarsa ve Tayyip bey de başkan seçilirse bakın neler olabilecek: Başkan, bütün erklerin üstünde olacak. Gerektiğinde kararname çıkarabilecek ve Meclisi fesih edebilecek. Meclis, başkanı denetleyemeyecek. Sorumsuz bir başkanla karşı karşıya kalacağız. Bakanları da Başkan parlamento dışından atayacak. Bakanlar, Meclisin onayından da geçmeyecek. Meclis, sadece yasama görevi yapacak. Bu görevini nasıl yerine getireceğini de resme bakarak siz tahmin edin!

Anayasa Komisyonu Başkanı İyimaya, zaten bu Türk tipi başkanlık modelini savunmak ve kabul ettirmek için oradaydı. Süslü akademik cümlelerle dinleyenleri etkilemeyi denedi ama başaramadı. Yani, tezine kimseyi inandıramadı. Ne demekse, “Biz Anayasa üretmiyor, ortak talebi keşfediyoruz.”dedi. Ta, 1911 tarihine giderek Babanzade İsmail Hakkı Anayasası’nın sistematiğini salık verdi. “Üniter yapı kaygılarını biz de gözetiyoruz.” Dedi. Nasıl bir gözetme ise, onu da saklı tuttu. Söylediği tek doğru tanım, “Bu günkü sistemin, yürütmenin tam anlamıyla kuşatıldığı bir sistem” olduğuydu. Türk tipi başkanlık sistemiyle yürütmeyi bu kuşatılmışlıktan kurtarmayı mı hayal ediyordu İyimaya?

Anayasa Uzlaşma komisyonunun MHP’li üyesi eski Devlet Bakanı hukukçu Faruk Bal, yaptığı çok yerinde tespitlerle İyimaya’yı adeta yakasından tutup silkeledi.

Faruk Bal, sözlerine “2007’de kış geleceği belli idi ve geldi” diye başladı. 1856’daki filmin yeniden oynatıldığını söyledi ve MHP’nin bu oyuna gelmeyeceğini kesin ifadelerle dile getirdi.

Faruk Bal’ın yaptığı tespitleri salonda bulunan herkes can kulağı ile dinledi. AKP’nin Türk tipi başkanlık sistemini yerden yere vururken bu girişimi “cahil cesaretiyle damdan atlamak”, “dibi görünmeyen kuyudan su içmek” cümleleriyle resimledi.

Şöyle dedi Faruk Bal:

“1856 Paris Antlaşmasıyla Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü korumayı vadeden ülkeler, 44 yıl sonra Osmanlı’nın payitahtını işgal etmişler, yarattıkları kargaşa ve isyanlarla koskoca bir coğrafyadan Orta Anadolu’ya sıkışmış küçük bir toprak parçasını bırakmışlardır. Hangi ülkeler bunlar? Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü korumayı taahhüt eden İngiltere, Fransa, İtalya. Şimdi oynanmak istenen oyun budur. Bizim bu Anayasa’dan ders almamız lazım. Dikte ve dayatma ile Anayasa yapılmasına karşıyız. Bu, 1856’dan beri inşa ettiğimiz genel sisteme aykırıdır. Buna külliyen karşıyız. Biz, yetkisiz Cumhurbaşkanı ve demokratik parlamenter sistem dışında bir dayatmayı asla kabullenmeyeceğiz!”

Bal’ın bu konuşmasından sonra İyimaya salondan fikir perişanlığı içinde ayrıldı. Salondan ayrılırken karşılaştığı kişiye “abi nasıl buldunuz?” diye sordu ama, sorduğu kişi nezaketinden bir şey söylemeyip, susmakla yetindi. Herhalde bu sükûtun ne anlama geldiğini iyi anlamıştır İyamaya.

Netice-i kelam: bir damla bal, mayayı bozmaya yetmişti.

Bu maya artık hamur tutmaz, bu mayadan ekmek çıkmaz!

Mehmet Necati GÜNGÖR