(Masal ülkesinin kabadayısına…)
O esir.
Senin mekanında, senin ördüğün duvarlar arasında, senin belirlediğin kurallar içinde yaşıyor.
Sen kudreti temsil ediyorsun.
Güçlüsün. Etrafın hayranlarınla dolu.
Ahali, kabadayılığına meftun.
Onların gönlünde taht kurmuşsun.
Ayranları bazen o kadar kabarıyor ki;
Hezeyana düşüp her yaptığına şuursuzca alkış tutuyorlar.
Övgüler başını döndürüyor. Kendini “layüsel” sanıyorsun.
Astın astık, kestiğin kestik.
***
O da ne?!
Esir, çetesini içerden yönetiyor, sen temsil ettiğin muhteşem gücün başında aciz!
Vur diyor vuruyorlar,
Dur diyor, duruyorlar.
Azgınlıkları karşısında pes edip, ayağına adamlar gönderiyorsun.
“Seninle mücadele edemiyorum, gel müzakere edelim!”
Neyi?
“Ne istiyorsan onu.”
Şartlarını şerikleri açıklıyor:
“Bunlar, bunlar, bunlar olacak!”
“Yoksa, huzur yok!”
“O dur demeden dağdaki-ovadaki durmaz.”
Çetesini değil de, ölüme yatanları durdurdu.
Senin yalvar yakar yapamadığını, o içeriden tek komutla yaptı.
Başınızdan duman kalkmışçasına sevindiniz.
Yardımcın derin bir nefes alıp millete “geçmiş olsun” dedi.
Öteki yardımcın, yanına nazendesini gönderiyor.
Fırı fışı insin diye…
Çengisi, sazendesi de yolda…
***
Acizliğin bini bir para bu masal ülkesinde.
Taviz bir kere verilmeye görsün, arkası hep gelecektir.
Dümeni kaptırdın ya kabadayı;
Taviz verdikçe büzülecek, büzüldükçe küçüleceksin!
Azametli (!) cesametinden eser kalmayacak.
Aslanlar gibi geldiğine inanıyorken, kedi gibi çekip gideceksin.
Kural böyledir:
Yenilgi sevimsizdir.
Yenilenin arkasında duran olmaz.
Yürüyüşün “mağlup” yürüyüşüne dönüştüğünde arkandan teneke çalan çok olur.
Sen, pazarlığa oturdun ya kabadayı;
Artık o esirin zebunusun!
Yer değiştirdiniz.
O gardiyan, sen mahkum!
Sana destek çıkıp, her davranışından övgü ve hayranlık çıkaranlar,
Bu “kedi yürüyüşü”nden sonra arkanda durmazlar.
Onlar bu bitişe razı olmayacakları için seni bitirecekler!
Bu masal böyle biter
Kabadayı!

Mehmet Necati GÜNGÖR