14 Haziran 2011…

Bazı sitelerde çıkan yazımın başlığı şu idi: “Silivri’yi İmralı Affına Katık Etmek!”

Ve şu cümleleri kurmuşum:

“Anayasa üzerinde İmralı ile yürütülen pazarlıklar üç aşağı-beş yukarı belirlenmiş gibi. Sözcükler yavaş yavaş dökülüyor ağızlardan ve biz bu dökülen sözcüklerden şunu anlıyoruz:

Anayasa’nın ilk üç maddesi esnetilecek.

Vatandaşlık tanımından “Türklük” kavramı çıkarılıp “ortaklık” kavr***** yer verilecek.”

Yeni Anayasa çalışmalarında bunu gördük.

“Yerel özerklik” adı altında Güneydoğu’ya (onlar Kürdistan diyor) özerklik sağlanacak.”

Bunu da, Büyükşehir Belediyesi Yasasındaki son düzenlemelerden anladık.

Hükümet, Apo ile görüşmeleri başlatmış.

“Apo’ya önce ev hapsi, sonra af beklentisi gerçekleşecek gibi.

Bunun adı “barış”mış!

Neyin barışı? Dökülen binlerce şehit kanını terörist postallarına çiğneten barış(!)”

Sonra şöyle devam etmişim:

“Bu barış hangi tavizler üzerinde temellenecek?

Çeşitli mahfillerde dillendirilen iddia şu:

Sadece APO’ya ve teröristlere getirilecek bir affın toplumda çok büyük öfke patlamalarına yol açacağı bilindiği içindir ki, bu affı başka bir şeyle harmutlamak, yani ılıtmak isteyeceklerdir. Fazla yakıcı olmasın diye.

Nasıl olabilir?

Silivri’yi İmralı affına katık yaparak!!!”

Sonraki cümleler iç isyanımın yansıması:

“O kahramanlar halâ mahkemede “suçum ne?” diye sorarken ve birçoğu bu soruya cevap bile bulamazken…Olabilir mi böyle bir saçmalık?

…

Silivri’dekilerle birlikte teröristleri de affederek işi dengelemek nasıl bir çılgınlıktır?

Böyle denge mi olur?

Askerle devlet düşmanı teröristler nasıl değiş-tokuş edilebilir?”

Hüküm cümlem şu olmuş:

“Böyle bir tasavvur BDP’nin emellerine hizmet eder de, AKP için yola döşenmiş mayından farksızdır.

Bu mayına basan iflah olmaz!”

Dün gazetelerde bir haber:

“Hükümet, İmralı ile görüşmeye başladı.”

Sonu malum: Genel afla birlikte Öcalan’a ev hapsi.

Övünmek gibi olmasın; çılgınlığı iki yıl önce görmüşüm!

Mayına basıyorlar!

Mehmet Necati GÜNGÖR