Bir ülkede, Cumhurbaşkanı ile Hükümet arasında görüş ayrılıklarının bulunması olağan karşılanabilecek bir durumdur. Normalde bunun “fevkaladelik” taşıyan bir yönü yoktur. Ancak, “kardeşlik hukuku” üzerine kurulmuş ve zaman zaman taraflarca teyid edilerek korunmaya çalışılmış bir ilişkinin ani çıkışlarla sivilceler yaratıp dışa vurması, üzerinde durulması gereken bir husustur. Çünkü , bu ilişki her ne kadar taraflar arasında “bir aile ilişkisi” gibi algılansa da, olaya “devlet” kavramı ve perspektifi açısından baktığınızda bunun daha yakından bakılması gereken ve ileride ciddi sonuçlar doğurabilecek bir ayrışma olduğunu anlamamız gerekir.

Gül ile Erdoğan arasında, aslında eskiden beri var olan gizli rekabetin şimdi artık açıktan açığa ortaya çıktığı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yaklaşıldıkça bu rekabetin daha belirgin bir hal alacağı tarafımızca beklenen bir gelişmeydi. Gül’ün önünü kesmek için yapılan bir takım hukuki atraksiyonların Anayasa Mahkemesince değişikliğe uğratılarak O’na yeniden Cumhurbaşkanlığı seçiminin yolunu açması Erdoğan’ı zora sokmuştur. Gül, basın danışmanı aracıyla kendisine karşı yapılan “vefasızlık”ları kamuoyuyla “diplomatik dil” kullanarak paylaştığında Erdoğan’ın tepkisini hatırlayalım: Doğrudan Cumhurbaşkanını değil de, onun dilinden bu açıklamayı yapan Basın Danışmanını muhatap alarak kükremeyi tercih etmiş, sonra da her iki taraf “aramızda kardeşlik hukuku var” açıklamalarıyla aralarındaki gerginliği gözlerden kaçırmak istemişlerdir.

Cumhurbaşkanının, Meclisin yeni yasama dönemine başlarken yaptığı konuşmada altını çizdiği hususlardan ve ortaya koyduğu kimi eleştirilerden de anlaşılıyor ki Gül sakin ve sabırlı fırsat arayışlarıyla karşı hamleyi 1 Ekim 2012 tarihi itibariyle açıkça başlatmıştır. Bundan sonra, “devlet adamı ciddiyet ve sorumluluğu” temasını her zaman üstünde taşıyarak kardeşini inceden inceye üzmeye, bunun karşılığında da kamuoyundan destek aramaya devam edecektir. Yani kısaca; Cumhurbaşkanlığı seçimi ve bunun sonrasındaki siyasi gelişmeler Erdoğan için artık “çantada keklik” değildir. Ve yine artık her şey tek başına kendisinin belirleyeceği ve yöneteceği bir yörüngede seyretmeyecektir!

Gül’ün çevresinden alınan duyumlar da bunun böyle olacağını teyid etmektedir. Her ne kadar yüksek sesle dile getirilmese de, yakın gelecekte Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik rekabetin ritminin AKP’nin içini de karıştıracağı ve partide çatlaklar meydana getireceği yorumları şimdilik dar çevrelerde yapılmakta ve bir takım hazırlıkların içinde bulunulduğu gözlenmektedir.

1 Ekim konuşmasıyla Gül, Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendisinin de var olacağını belli etmiştir. Bazı gazetelerde yayımlanan anketler, karşı taraftan “sipariş üzerine” yapılmış anketler gibi gösterilmeye çalışılsa da, bunun belli bir kaynaktan belli bir hedefe yönelik olarak dizayn edildiği açıktır. Bu anketlerde Gül’ün, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’dan daha fazla oy alacağı kanaati yerleştirilmeye çalışılmakta ve Erdoğan’a “bu sevdadan vazgeç” demeye getirilmektedir.

Bizim tanıdığımız Erdoğan bu sevdadan vazgeçer mi? Bunun peşin cevabı “Hayır”dır. İşte o zaman pandoranın kutusu açılacak ve içinde ne varsa ortaya saçılacaktır.

İhtimalleri alt alta sıralayalım:
1. Cumhurbaşkanı seçiminde Gül de, Erdoğan da aday olacaktır. Gül ve Erdoğan arasında oylar bölünürken CHP ve MHP’nin üzerinde anlaşabileceği bir aday ikinci tura çıkabilir ve Erdoğan’la veya Gül’le yarışabilir. Bu yarış sonunda bu üçüncü aday, kamuoyunun da sürpriz desteğiyle ipi göğüsleyebilir. Çünkü, içimizde ve dışımızda cereyan eden siyasi gelişmeler ibreyi her an üçüncü bir adayın üzerine çekebilir.

2. Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimine girdiği ve partisini bıraktığı için AKP’nin başına yeni bir isim gelecektir. Bu isim, partiyi eski gücünde tutamaz. Zira, Erdoğan gibi güçlü bir liderin karizmasına ulaşmak onun için kolay olmayacaktır. Tüzük gereği bir dönem daha aday olamayacak 73 milletvekilinin ne tür davranış sergileyeceklerini de hesap dışı bırakmayalım!

3. Gül, adaylık hamlesiyle Erdoğan’ı devre dışı bırakamaz, Erdoğan Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmayı başarırsa, bu defa Başbakanlık koltuğu için mücadele edecektir. Gül’e Başbakanlık koltuğunu Erdoğan ve AKP elbette ikram etmeyecektir. Bu durumda üçüncü yol: Yeni Parti.

4. Zaten Gül’ün çalıştığı ve şimdilik kamuoyundan gizlenmeye çalışılan en ciddi çalışma da budur. Evet, Gül yeni bir parti ile “beni tasfiye edemezsiniz, işte varım, hodri meydan” diyerek bu defa şansını Başbakanlıkta deneyecektir.

5. Gül, kuracağı yeni partisiyle Başbakanlık merdivenlerini tırmanabilir mi? Kim bilir?

Tabii ki bunların hepsi birer tahmine dayanıyor.
Başka bir cenahta da hazırlıkların olduğunu söyleyelim. Merkez sağ bu defa sağıyla soluyla “Milli Merkez Partisi” adı altında örgütlenip, iktidar adayı olarak seçimlere girebilir. Böyle bir partinin şansını yabana atmayalım. Dikkat!

Mehmet Necati GÜNGÖR