AKP’nin 4. Genel Kurul toplantısını tv’den izledim.
İlgi ile ve de dikkatle.
Başbakanın konuşması, bazılarının iddia ettiği gibi “manifesto” niteliği taşımıyordu ama etkileyiciydi.
Bozkır’ın tezenesinin ölümü tazeliğini korurken, o, eline aldığı belagat tezenesiyle gönül sazlarının tellerini titretmeyi çok iyi başardı.
Halk tabiriyle “damardan” girdi.
İslam coğrafyasına, eski Osmanlı coğrafyasına gönderdiği selamlarla, Sezai Karakoç’un “Sevgili” hitabıyla başlayan şiirini çok güzel okuyarak, kelimenin tam anlamıyla kendi tabanını büyüledi.
Konuşması, kendisini de büyülemiş olacak ki, salonu ağlatırken zaman zaman içi de doldu boşaldı.
Bizim gibi hamaset toplumlarında, hele hele zihin kodlarında “hamaset” tomurcukları bulunan sağ seçmen kitlesi üzerinde bundan daha etkili bir konuşma dinlemediğimi itiraf etmeliyim.
Karakoç’un şiiri beni de ağlattı, ama Erdoğan’ı dinlerken değil.
“Sevgili”yi gecenin bir vaktinde yalnız başıma tekrar tekrar okurken, göz pınarlarımdan akan damlalar beni de eritti.
Şiirin son bölümünü tekrar okuyorum kendi kendime:
“Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır

Aşk celladından ne çıkar; madem ki yar vardır,

Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır

Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır

O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır

Sakın kader deme; kaderin üstünde bir kader vardır

Ne yapsalar boş; göklerden gelen bir karar vardır

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır

Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır

Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır

Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır

Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili”
Gerçek manifesto budur işte!
Bir mü’minin “iman manifestosu!”
“Yoktan da, vardan da ötede bir Var vardır…”
“Sakın kader deme; kaderin üstünde bir kader vardır…”
“Ne yapsalar boş; göklerden gelen bir karar vardır…”
“Gün batsa ne olur; geceyi onaran bir mimar vardır!...”
Erdoğan, büyük şairin “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır” sözlerini de kullanarak bir bakıma, temsil ettiği siyasi hareketin adım adım ilerleyen hikayesini hatırlatıyordu insanlara.
Evet, ustaca örgülenmiş bu konuşmanın içeriğinde gerçekliğe dair ne var sorusuna gelince;
Bu sorunun cevabını isterseniz, aynı geleneğin pınarlarından beslenmiş Ahmet Hakan’a bırakalım. Bakın, ne diyor Ahmet Hakan:
“Daha farklı bir siyasi kültüre sahip olsa idik...
Yani destansı nutuklar ile avlanmaya yatkın olmasa idik...
İki buçuk saatlik büyük nutkun ardından “Ne muazzam bir hitabet” demek yerine şunu diyor olurduk:
“İki buçuk saat konuştunuz ama uçağımızı kimin düşürdüğünden, Uludere’nin faillerinin neden hesap vermediğinden, yargıyla ilgili sorunların ne zaman çözüleceğinden, Anayasa’nın ne olduğundan, zamların nereye varacağından, Suriye işinin neye bağlandığından, ifade özgürlüğünden, gösteri yapanlara sıkılan gazlardan bir kelime olsun söz etmediniz... Ne iş?”
TORUNUN İSYANI
Bir siyasi lider böyle bir konuşma yapıyorsa, icraatında söylemlere aykırı izdüşümler bırakmamalıdır diye düşünüyorum.
Aşık Veysel’i konuşması arasına kendi sesiyle alan Başbakan, belki Alevilere de bir mesaj vermek istedi ama, bakın, ünlü ozanımızın torunu hiç de öyle düşünmüyormuş!
Âşık Veysel’in torunu Halil Süzer, “Âşık Veysel, partiler ve siyaset üstü bir kişidir. Âşık Veysel, siyasete alet edilmek isteniyor” diyerek tepkisini dile getirmiş.
Sağ olsaydı, yaşananlara Âşık Veysel’in de karşı çıkacağını söyleyen torun Süzer, “Âşık Veysel bağımsızlıkçı, özgürlükçü bir Cumhuriyet ozanıdır. Âşık Veysel, hiçbir ideolojinin aleti yapılmamalı. O halkın, Anadolu’nun ve Cumhuriyetin ozanıdır. Âşık Veysel, Atatürk devrim ve ilkelerine gönülden bağlıydı” değerlendirmesini yaparken, Erdoğan’a zımnen “Sen bu değerlerden uzaksın” mı demek istiyordu?
Kongrede, Âşık Veysel üzerinden demokrat, ilerici, Alevi, yurtsever insanlara mesaj verilmeye çalışıldığını ileri süren Süzer, iktidarın bunu Âşık Veysel’i kullanarak değil, direkt kendi uygulamalarıyla göstermesi gerektiğini vurgularken de Erdoğan’ı samimiyetsizlikle mi suçluyordu?
Torun Süzer’in şu serzenişini de aktarmadan geçmeyelim: “Ankara’dan heykelini kaldırıp kovarcasına Şarkışla’ya gönderiyorsunuz, konuşmanızda şiirini kullanıyorsunuz. Samimiyet bunun neresinde?”

İKİ GÖLGE
AKP kongresinde tertip ve düzen her zamanki gibi tam not aldı.
Hele Başbakanın tek başına yürüdüğü platform son derece akıllıca tasarlanmış. Biz ne kongreler gördük; lider ve eşi kapıdan girer girmez tezahürat lincinden kendini zor kurtarır, yaka paça edilmiş bir şekilde kürsünün yolunu zor bulurdu.
Erdoğan böyle bir muamele maruz bırakılmadı, kendisi için döşenen yolda eşiyle bir likte rahat rahat yürüdü, etrafına güller saçarak yürüdü. Bence bu iyi düşünülmüş bir düzenlemeydi.
Bunun dışında kongreye iki büyük gölgenin düşdüğünü de söylemeden geçemeyeceğim.
En büyük gölge, hiç şüphesiz Barzani gölgesidir. “Kanlı ellerin hamisinin bu kongrede işi ne?” sorularını eminim, benim gibi milyonlar soruyordur.
Bu da yetmedi, bir takım eblehler sanki bizlerden de vekalet almışcasına “Türkiye seninle gurur duyuyor!” şeklinde tezahüratta bulunmaları sinirlerimizi allak bullak etti. Yazıklar olsun!
İkcni gölge, ambargo gölgesidir. Kendine güvenen bir siyasetçi, bir iktidar, kala kala bir elin parmaklarını doldurmayacak kadar kalmış üç-beş muhalif gazete ve televizyondan korkuya kapılıp, onlara ambargo uygulamamalıydı. Bu ayıp AKP’nin, dolayısıyla başbakanın üzerinden kalkmayacaktır!

Buna sürpriz mi diyelim, kasıt mı arayalım bilemedim. Siz karar verin:
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın güç gösterisi niteliğindeki kongre sırasında Fethullah Gülen'in Youtube sayfasına yeni bir video eklendi ve bu video sosyal paylaşım hesaplarından paylaşıldı.
Video Fethullah Gülen'in "Güç, başarı, takdir ve alkış insanda sağırlık ve körlük meydana getirir" diye başlıyor.

SONUÇ:
Bu kongreden çıkan iki açık mesaj:
- Bu bir veda değil, yeni başlangıç. Sizi bırakmıyorum, sizin gücünüzle Köşke çıkıyorum!

- Artık kendimi aştım, sınırlarımızı da aşıyorum. Osmanlı coğrafyasına gönderdiğim selamların bir anlamı var. Artık dünya lideri olmak istiyorum!

İyi güzel de, zihninde emperyal hevesler besleyerek, o coğrafyaya selamlar göndererek dünya lideri olunmaz ki. Sonra birileri “cısss” der!
Son söz: olan bizim İdris’e oldu.
Şimdi bizi kim eğlendirecek?

Mehmet Necati GÜNGÖR