Ilımlı olmanın kısa tarihçesi

Sevgili dostlar, bugünkü yazımızda ılımlı olma ideolojisi ve bu ideolojinin nasıl tarihsel bir evrimden geçtiği konusunu işleyeceğiz. Ilımlı olmak bir grup insanın taş bir duvarı kafalarıyla delebileceklerine kendilerini inandırıp hep beraber duvara tosladıktan sonra yarılan kafalarından akan kanlar sayesinde kendilerine gelerek, duvarın etrafından dolaşmaya karar vermelerine verilen siyasi bir isimdir. Bükemediği eli öperek baştan çıkarmak, köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek gibi taktikleri çok seven ılımlıların tarihte pek çok örnekleri vardır. Mesela İslam tarihinde peygamber efendimizin karşısında her savaşta yenilen ve canlarını kurtarmak için dışarıdan en dindar Müslüman olarak gözükenler buna bir örnektir. Baş başa kaldıkları zaman hem peygamberimize hem de Müslümanlara ağızlarına geleni söyleyen, olmadık fitneler kuranlara yüce Kuran da münafık adı verilmiştir. Peygamberimiz çeşitli ayetlerde bunların şeytanın elemanları olduğu konusunda uyarılmış ve bu cinslerin en kötü kafirden bile daha aşağı olduğu belirtilmiştir.

Dünyaya baktığımızda ise bunun daha değişik örneklerini görüyoruz. Mesela adam bir zamanlar Hitlerin SS taburlarında görev almış ve tüm savaş boyunca gaz odasına yollamadığı Yahudi, yere yatırıp kesmediği savaş esiri kalmamıştır. Savaşta yenilince üzerindeki SS üniformasını çıkarıp takımı giyer, kendisine Muhafazakar veya Hristiyan Demokrat adı verir, çünkü o artık ılımlı olmuştur. Başka bir insana bakarsınız tüm hayatını Bolşevik devrim için geçirmiştir, Kızıl ütopya uğruna atmadığı bomba,taramadığı kahvehane yoktur ama işlerin istediği gibi gitmediğini gördüğü anda üzerindeki milis kıyafetlerini bir köşeye atarak çeker üstüne lacileri ve bir de bakmışsınız artık sosyal demokrattır, çünkü o artık ılımlı olmuştur. Öteki şahsiyetlere gözümüzü çeviririz onlarda tüm gençliklerini İslam dinini yanlış anlamakla geçirip dinin sadece Yobazistan türü bir ülkede yaşanabileceğini düşünmüşler, bu uğurda çevirmedikleri dümen kalmamış, Ayetlerin ve Hadislerin temel fikrinin sosyal adalet,özgürlük ve insan olmakla alakalı olduğunu bir türlü anlamak istemeyip, tüm bir dini sadece çarşaf ve tespihe indirgemişler, kendileri dışındakileri kafir,deyyus ve zındık gibi kibar kelimelerle taltiflerken gözlerinin önünde yenen haltları görmezden gelmişlerdir. Devamlı cennetten bahsetmekte ama nedense dünya parası peşinde koşmaktan da geri durmamaktadırlar. Bu kişilerde gün gelmiş ataları gibi taş duvara çarpmışlar ve sonunda onlarda ılımlı olmuşlardır. Kısacası Ilımlı olmak bir sebep değil kafaların duvarlara vurulması sonucu oluşan bir sonuçtur.

İncilin tahrif edilmediğini düşündüğüm bölümlerinden birinde “Ne soğuksun, ne de sıcak, keşke soğuk yahut sıcak olsaydın, böylece ne sıcak, ne de soğuk, ılık olduğun için, seni ağzımdan kusacağım” cümlesi geçer ve ağızdan kusulması gerekenlerin en önde gelenleri ılımlı olanlardır. Ilımlı olmak ideolojisini benimseyenlerin esas tehlikesi işlerine gelen her türlü şekle girebilme özgürlüğüne sahip olmalarıdır. Ilımlı ideoloji uzmanları yeri geldiği zaman uçakta namaz kılabilecek kadar dinine düşkün gözükürken yeri geldiği zaman kendi dinlerinin düşman olduğunu belirttiği kesimlerle aynı masalarda oturup kahkahalar atabilir ve hatta onlardan madalya bile almakta bir sorun görmezler. Ilımlı düşünce sözcüleri kendi hanımları ve kızlarını ellerinden gelse taş zindana kapatıp, üzerlerine titanyumdan çarşaf geçirecek kadar kısıtlayabilir ama aynı zamanda o kadınların başkaları tarafından kısıtlandıkları için özgürce hareket edemediklerinden de şikayet edebilirler. Ilımlılık fikriyatı taraftarları her sözlerine fakirleri korumak,sadaka vermek,gariplerin ve gurebaların el üstünde tutulması gibi veciz ifadelerle başlayabilir ama sözlerini bitirdikten sonra bir Garip gelip mahzun gözlerle onlara elini açarsa “hadi Allah versin” şeklinde bir ifadeyi hiç içleri sızlamadan kullanabilirler.


Ilımlı dünya görüşü muhipleri hareketi üyeleri son derece acaip varlıklardır aslında, çünkü yüzlerine geçirdikleri maske gün gelmiş yüzlerine yapışmıştır ve artık isteseler bile çıkaramayacaklarını anladıkları için hem maskenin içinde bunalmakta ama dışarıya da “oh ılımlı olduk ne kadar da rahatladık” görüntüsü vermeye çalışmaktadırlar. Ilımlıların en büyük trajedisi ılık su oldukları için kimseye yaranamamalarıdır. İçlerinden çıktıkları kesim için onlar münafık, içlerine girmeye çalıştıkları kesim içinde takiyyecidirler. Her iki kesimde en ufak bir sendelemelerinde tepelerine binmeye hazırdır. Bir Ilımlı için en kötü son ise kendilerinden sonra kimsenin onları hatırlamayacak olmasıdır çünkü arkalarında iyi veya kötü hiçbir iz bırakamazlar. Ilımlılar ne gibi büyük işler yaptıklarını düşünürlerse düşünsünler bıraktıkları izler bir kağıdın üzerine limon suyuyla yazılan yazıya benzeyecektir, bu yazılar ancak üzerlerine ateş tutulursa görünürler ama ateş o kağıdı yakacağı için sonuç gene aynı olacaktır. Ilımlılara kızmamak tam tersine acımak gereklidir aslında, çünkü onlar bir zamanların büyük hedeflerine giderken kafalarını vurdukları duvarlar yüzünden yollarını şaşırarak karanlıklar içinde kalmışlardır. Arada bir parıldayan ışıklar sayesinde birkaç adım attıkları zaman bir yerlere gittiklerini zanneden ama ışık ortadan kalkınca gene zifir karanlık içinde yapayalnız kalanlardır onlar.

Sevgilerimle
Serdar Kuru
serdarkuru.sobukai.com