“YARDIMLARDA KARDEŞ KOKUSU VAR!”

Mehmet Necati GÜNGÖR
Bir PKK sempatizanının sözlerini yazıma başlık yapacağım aklıma gelmezdi.
Yukarıda tırnak içinde verdiğim sözler, PKK’ya terör örgütü dememekte direnen, örgütü fiil ve eylemleriyle destekledikleri çok açık olan BDP Genel Başkanı Nurettin Demirtaş adlı kişiye ait.
Van depremi dolayısı ile yurdun dört bir yanından akan yardım kolilerine değinerek diyor ki: “Yardımlarda kardeş kokusu var!”
Yeni anlamış!
Oysa bu hukuk Malazgirt’ten bu yana bin yıldır işliyor. PKK ve işbirlikçilerinin her türlü tertip ve tahriklerine, günahsız insanları, ana karnındaki bebekleri kurşunlamalarına rağmen…
Bu caniler çetesinin asker ve polise kurduğu mayınlı tuzaklara rağmen!
Orada kaybedilmiş otuz bini aşkın cana rağmen!
Demirtaş efendiye “kardeşlik” hukukunu hatırlatan ise deprem!
Yıkılan binaların birisinden kopan taşlardan birisi, herhalde bu zatın başına düşmüş.
Aklıyla vicdanı ancak böyle bir yıkımla senkronize olabilmiş!
Şimdi her ikisi birden “kardeş kokusu”nu alıyor!
“Her şerden bir hayır doğar” anlayışı ile belki Van depreminin ülkemizde barış ve kardeşliğe önemli bir katkısı olacağını düşünüyor insan ister istemez. Yurdun dört bir yanından akan kardeş yardımları Demirtaş’ı bile duygulandırdığına göre…
Benim eşim, şimdi Allah’a kavuşmuş bir askerin çocuğudur.
Yarbay Hasan Kalaycıoğlu.
Karadeniz kökenli bir Erzurum’lu.
Mezarı Erzurum’un Çiğdemli köyündedir.
1976 yılında meydana gelen Van depreminden hemen sonra, 28 Kasım’da vefat etti.
Kalbinden rahatsızdı.
Vefat etmeden önce, rahatsızlığına rağmen kendi elleriyle yaptığı koliyi bizzat postaneye kadar taşıyarak deprem felaketzedelerine göndermişti.
Birkaç gün sonra da Hakka yürüdü.
Şimdi yine bir Van depremi.
Bu defa kızı koli hazırlıyor. Ayrıca bir miktar parayı depremzedelere göndermem için bana veriyor.
Aynı şuur, aynı kardeşlik hukuku babasından kızına miras.
Hoş, hepimiz aynı mirası paylaşmıyor muyuz?
Hepimiz, ülkenin şurasında burasında meydana gelen felâketlere, yanıp yıkılan canlara kahrolmuyor muyuz?
Bunu anlamak için, bunu idrak edebilmek için ille de bir deprem mi olması gerekiyor?
Asıl deprem ruhlarımızda.
Ruhlarımızdaki depremi dindirmeden nasıl huzur bulacağız?
Bekir Coşkun’un “Battaniye” başlıklı yazısını okudum. O kadar güzel anlatmiş ki kardeşlik hukukunu. Bakın ne diyor, yazısının bir yerinde:
“O battaniye...

Evi yıkılmış, soğukta sokakta kalmış bir Kürt çocuğa, batıdaki Türk annenin koşturarak gönderdiği battaniye...

Her şeyin üstünde...

Her şeyden önemli...

Her şeyden anlamlı...

….

Bölücü terörü, Türk-Kürt meselesini, sorunun nasıl çözülebileceğini, ne yapılması gerektiğini, Türkiye’nin başına ne geldiğini konuşacaklar, belki elli saat...

O battaniyeyi götürün...

Koyun kürsüye...

Anlatsın...

O gece İzmir’de, Edirne’de, Çanakkale’de, Kırklareli’nde, Afyon’da, Muğla’da, Trabzon’da, Antalya’da...

Ülkemizin dört bir yanındaki evlerde insanların uyumadıklarını, kötü haberler geldikçe dizlerine vurduklarını...”


Evet, yüreklerimizle ilmik ilmik dokunmuş o battaniyeye iyi bakın!
Orada vicdanın, merhametin, diğergâmlığın (empati), dostluğun, kardeşliğin resmini göreceksiniz.
Tır tır, kamyon kamyon dolu kolilerde ve battaniyelerde…
Depremde canlarını kaybetmiş kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa diliyorum. Yakınlarını kaybeden ailelere sabır ve başsağlığı diliyorum.
Türk milleti, Türk devleti bu yarayı da kısa zamanda saracaktır.
Bu yaradan alınacak derslerin, kanayan yaramıza melhem olması dileği ile…