Supermeydan mail kutusuna gönderilen Mehmet Necati GÜNGÖR imzalı bir makale , Türkiyenin iç ve dış politikaları hakkında ilginç iddia,tespit ve yaklaşımlar

Mehmet Necati GÜNGÖR
Her gece bir sabaha gebedir.
Yüce Allah “Geceden gündüzü çıkarırız” buyurmuyor mu?
Geceler hiç bir zaman kararıp kalmaz.
Şafağın aydınlığı, gecenin karanlığını zamanı gelince yırtar geçer.
Türkiye’miz, bu gün yeni bir şafak beklentisi içindedir.
Etrafımız karartılmış; sönük bir ampülün ışığında bir göle oyunu oynanıyor.
Perdeye akseden görüntüyü çok uzaklardan bir el yönetiyor. Karagöz oyunu oynatır gibi!
Süflörü ise içimizde.
Bu görüntüler bazılarına hoş gelebilir. Ama, duyarlı ve vatandsever yurttaşlarımızı endişelendirdiği muhakkak.
Neresinden bakalım?
AB diye geldiler, AB’nin eşiğinden bile atlayamadan onlara teslim olup çıktılar!
Ne arayanları, ne soranları var o cenahtan.
Bizimki ara sıra avazı çıktığı kadar bağırıyor; “Bu yaptığınız iki yüzlülüktür!” diye ama takan yok!
Bir yanımız AB, öbür yanımız ABD.
“Sobe” oyunu oynar gibiyiz.
ABD istiyor, bizimkiler “şak” diye yerine getiriyor.
İsrail’le papaz vaziyetteyiz. Onlar, ortadoğudaki müttefiklerini kaybettiler, biz ise onların üzerinden yahudi lobisinin hışmını kazandık.
İsrail eşittir ABD olduğuna göre, bundan sonrası nasıl gelişir, Allah bilir.
Bir yanda başka bir çelişki. İsrail’i korumak için okyanus ötesindeki patronun isteği ile topraklarımızda füzesavar konuşlandırıyoruz!
Komşularımızla da papaz olduk.
Suriye’yi çoktan kaybettik.
İran’la durumumuz bu füze kalkanı yüzünden kritik bir noktaya geliyor.
“Libya’da NATO’nun ne işi var?” diyen irade, oradaki muhalifler için “Türk usulü” ile bavul dolusu para gönderiyor.
ABD’nin eski müttefiki, İsrail’in eski dostu Mübarek şimdi kafeste.
Bu da gösteriyor ki, ABD’ye teslim olanların sonu kafeste bitiyor.
Saddam da, Kaddafi de, El Kaide de onların büyütmesi değil miydi?
Kullandıklarını limon gibi sıkıp bir tarafa atıyorlar.
Bizim dış politikamız hiç böyle gel-gitlere maruz kalmamıştı.
Başında ciddi devlet adamları vardı. İyi yetişmiş diplomatlarımızın sözlerine kulak verir, ona göre politika geliştirirlerdi.
Şimdiki Bakanımız şöhret basamaklarını üçer-beşer çıkmak için aklına eseni yapıyor ama, her defasında merdivenin dibine düşüyor.
Sıfır sorunlardan sıfır muhabbetlere geriliyor.
Velhasıl; karanlıkta yürüyor, bir uçuruma doğru sürükleniyoruz. Allah sonumuzu hayretsin niyazından başka elimizden bir şey gelmiyor.
İçeride ise durum daha karışık.
Her gün bir şehit cenazesiyle yürekler kavruluyor.
Açılım hamleleriyle şımartılan teröristler ve onların siyasi uzantıları gemi azıya almış; bildikleri mavalı okumaya devam ediyorlar.
Ülkenin güneydoğusunda devlete karşı bir başkaldırı hareketi var ama umursayan yok!
İkiyüzlü AB ve ABD PKK’yı bir yandan terörist listesine alırlarken, diğer yandan el altından lojistik destek sağlıyorlar.
Devlet, terör karşısında acze düşmüşken,
Terörle mücadele eden koca Türk ordusu’nu terhis etme operasyonu yürütülüyor bir yandan!
Ordumuzun seçkin generalleri tutuklu!
“Akdenizde seyrüseferi denetleyeceğiz” deniliyor ama, gemilerimize komuta edecek generaller nerede?
Bu durum, tıpkı 1920’lerin Türkiye’sini andırıyor.
Her yanımız abluka altında, düşman gemileri yanıbaşımızda,
Ferit, İngiliz uçaklarıyla milli mücadele aleyhinde şeyhülislam fetvaları atıyor,
Mustafa Kemal önderliğinde bir avuç vatansever bağımsızlık savaşında!
O savaşı dün Mustafa Kemal’in askerleri kazanmıştı.
Bu gün de vatan savunması için canlarını dişlerine takmış, dağda taşta savaş veriyorlar.
Ve birileri onların moralini bozmak için ellerinden geleni yapıyor!
Ne yaparlarsa yapsınlar, “VEYL MAĞLUPLARA” haykırışıyla kesin zafer yakındır.
Terörün canına okunacak, işbirlikçilerin canı yanacak, kazanan Türk milleti olacak!
Her gecenin bir sabahı,
Her Ferit’in bir Kemal'i vardır!
Kemal, mutlaka zuhur edecektir!