Öcalan, her nedendir bilinmez ama, Haziran 2011 genel seçimlerine
kadar eylemsizlik kararı almıştı. "Neden seçimlere kadar?" derseniz,
kuvvetle muhtemel Öcalan'ın seçim sonrasına dair ya bir bildiği vardı,
ya da bir beklentisi!

Öcalan, daha sonraki açıklamasında, bu tarihi Mart'a çekmişti ve 1
Mart tarihi geldiğinde de Karayılan, eylemsizliğin bir nevi savunma
amaçlı kaldırıldığını açıkladı.

Hemen bir panik yaşandı, televizyonlar son dakika haberi olarak alt
yazı geçti, gazeteler ön sayfalarında bilmem kaç punto başlık attı,
hararetli tartışma programları düzenlendi, bilirkişilerden, akil
adamlardan dâhiyane (!) görüşler alındı. Öyle ya; "Şimdi ne
olacaktı?".

Neyse ki Öcalan, avukatları ile yaptığı son görüşmede, merak konusu
son noktayı koydu ve eylemsizlik sürecini 21 Mart tarihine, yani
Nevruz'a öteledi. Rahatladık! 21 gün için de olsa rahatladık. Şimdi
kulaklarımızı dikip, Öcalan 21'inde bu sefer ne diyecek diye yine
O'nun ağzına bakacağız.

Bakın Öcalan, müjde mahiyetli (!) bu son görüşmede daha neler demiş,
ne mesajlar vermiş, şöyle bir bakalım...


"Eylemsizlik süreci için Nevruz'a kadar bekleyeceğiz" diyen Öcalan,
AKP'nin demokratik çözüme zorlanması gerektiğine vurgu yaparak;
"Nevruz'a kadar gözleyeceğiz, hükümetin tavrına bakacağız. Haziran'a
kadar bu tür gerginliklerin, çözüm sürecini olumsuz etkileyebileceğini
hesaba katıyoruz. Bu süreçte çok büyük çatışmalarla devlet zor durumda
bırakılmamalı. Çünkü hala bir çözüm umudu olduğuna inanıyoruz" diye
devam etmiş.

Hemen arkasından Öcalan; "Devletle görüşmelerim, diyalog süreci devam
ediyor. Ben bu görüşmelerden hala umutluyum. 21 Mart'a kadar herhangi
bir olumsuzluğun olmaması gerekir. Bazı gelişmelerin olabileceğini
düşünüyorum. 21 Mart'tan Haziran'a kadar da bu durum devam edebilir"
demiş ve yüreklerimize su serpmiş! Yaşasın, en azından seçimlere kadar
eylem yok, epeyce rahatladık!

Bu arada Öcalan, büyük müjdeyi (!) vermiş ama, her zamanki gibi
tehditlerinden de yine vazgeçmemiş.

Demiş ki; "Ben, Mısır ve Tunus'taki gibi kesintisiz ayaklanma
yöntemini şimdilik önermiyorum. Biz potansiyelimizin harekete
geçmesini uygun bulmuyoruz. Kitlemizi, örgütlülüğümüzü harekete
geçirme çabamız şimdilik yok. Ama Mısır ve Tunus'takilerden çok daha
ileri olduğumuz bilinmelidir".

Son olarak da talimatını vermiş Öcalan; "Taleplerim, görüşlerim, hem
Hükümet'e, hem de KCK'ya iletilsin". İşte o kadar...

1999'da "Hizmetinizdeyim", 2011'de "Gereğini yapın"...

Gereği ne, biliyor musunuz?

Gereği; "haklar, özgürlükler, Kürtler, Demokratik Özerklik, anadil,
anayasal kabul" falan değil, hiç olmadı zaten bugüne kadar. Bugün
hepsini de verseniz, hatta içinizden gelse ve üstüne de siz koysanız,
Öcalan'ı asla kesmez bu durum. Çünkü, mühim olan her şeyden önce
Öcalan'ın kendi durumudur. Öcalan'ın tek gereği, tek isteği, arzusu,
şartı, önkoşulu; sadece ve sadece kendi özgürlüğüdür, kalan yaşamını
özgürce, kralca, padişahça geçirmesidir. İşte o kadar...

Diyor ya Öcalan; "Önce benim şartlarımın iyileştirilmesi lazım. Ev
hapsi mesela". İşte o kadar...

Bir yetkili bu isteğe cevaben ne dedi; "Halkımız HENÜZ buna hazır
değil, kanunlarımız uygun değil, şu anki konjonktür buna müsait
değil". İşte o kadar...

Ne kadar? Ne zamana kadar?

Belki de, işte o malum Haziran'a kadar...

Çünkü Öcalan, öyle diyor, "seçimleri bekleyelim, görelim" diyor. İşte o kadar...

Sabahattin Talu
sabahattintalu@gmail.com