Son yıllarda her şeyin bir “Derin”i çıktı Türkiye’de.
Tanınmış şahsiyetlerden herhangi biri, zayıfı-şişmanı, etkilisi-etkisizi, önemlisi-önemsizi, oluru-olmazı, ister bir kaza ile, ister yaşadığı önemli bir sağlık sorunu ile, kendiliğinden ölse bile, konu hemen akla yakın veya uzak bir senaryo, bir kurgu ile “Derin”e bağlanıveriyor, “Ecel” veya “Takdir-i İlahi” ise akla hiç getirilmiyor, hatta getirilmekten özenle kaçınılıyor.
Eğer gerçekten ortada “Derin Devlet” var ise, bunun karşılığında veya normalinde bir de “Sığ Devlet” olması gerekiyor. Oysa bugüne kadar, Devlet’in derin’ini çok kez duyduk ama, nedense sığ olanını bir kez bile hiç duymadık!
Şimdilerde PKK’nın da bir derin’i çıktı ortaya; “Derin PKK”.
“Derin PKK”, zaman zaman bölgedeki bazı eylemlerde gündeme geldi. Eğer, herhangi bir eylem, özellikle sivil halka yönelik bir eylem, başta Öcalan ve bilâhare siyasi uzantıları tarafından hemen “Derin Devlet”e yüklendi. Eylemin PKK tarafından yapıldığının anlaşılması üzerine, bu kesimce bu sefer “Derin PKK” devreye sokuldu. Onlara göre “Derin PKK”, PKK içerisinde PKK’dan ayrı, hatta karşıtı faaliyet gösteren gruplarmış ve bu gruplar, nasıl oluyorsa yine Devlet ile bağlantılılarmış!
Hakkâri bölgesinde 9 sivilin hayatını kaybettiği mayın eylemini de “Derin PKK”nın yaptığı yazılıp, çiziliyor. Suriyeli Fehman Hüseyin’in bu grubun lideri olduğu ve örgüt tarafından soruşturmaya alındığı belirtiliyor.
Aslında şu “Derin PKK” konusunu, daha iyi anlayabilmek için, biraz daha geniş incelemek gerekiyor.
Söyleme göre eylemi, Suriyeli Fehman Hüseyin yapmış ve PKK üst düzey sorumlusu Cemil Bayık da O’na sürekli destek veriyormuş. Silah yanlısı “Şahinci” grup olarak adlandırılan Fehman ve Bayık grubu, çözümün ancak silahla sağlanabileceğini savunarak, Öcalan ve Murat Karayılan’a karşı faaliyet gösteriyor, son günlerde oluştuğu söylenen uzlaşma sürecini özellikle baltalıyorlarmış.
Doğrudur veya değildir, ancak bu söylem, gerçekten de son derece mantıklı görünüyor. Neden?
Örgüt içerisinde eli silahlı 1000 civarında Suriyelinin olduğu kabul edilirse, buradan silahlı kadronun % 20’sinin Suriyelilerden oluştuğu anlaşılıyor. Bu, oldukça önemli bir oran.
Ve diyelim ki, yarın uzlaşma sağlandı ve örgüt silah bıraktı. İşte bu noktada “Suriyelilerin durumu ne olacak?” sorusu akla geliyor.
Türkiye’nin, Suriyelileri kabul etmeyeceğine, onların da bu saatten sonra ellerini kollarını sallayarak Suriye’ye dönemeyeceklerine göre, durumun farkında olması kuvvetle muhtemel Suriyelilerin, süreç ne olursa olsun, ellerinde sürekli olarak balta ile dolaşmaları son derece doğal gözüküyor.
Ancak, her ne olursa olsun, ne kadar mantıklı görünürse gözüksün, bu grup için “Derin PKK” asla denemez. Bir şeyin derin olması, onun bilinmezliği ile açıklanır. Oysa örgüt, bölgede kimin ne yaptığını, ne yapmadığını gayet iyi bilir. Çünkü, eylem malzemesini o vermiştir, eylem gruplarını o göndermiştir, sorumluluğu o yüklemiştir, hatta zorlamıştır. Bu nedenle, bilir ve eliyle koymuş gibi bulur, bilmesi, bulması gerekir. Öcalan’ın, eylem sonrasında “PKK içerisinde kontra olabilir, kendi başına hareket eden JİTEM vari gruplar vardır” açıklaması bu nedenle pek de samimi değildir. Bu açıklama, PKK’nın kamuoyunca hoş görülmeyecek, kınanacak, tepki görecek eylemlerinin üstünün örtülmesi, topun taca atılması gayretinden başka bir şey değildir.
Kısaca, “Derin PKK” söylemi, örgütün “kamuflaj”, “yavuz hırsız” anlamında işine gelmektedir.
Apo bile İmralı’dan, örgüt içerisinde derin bir PKK’nın varlığından bahsederek şikâyet edebiliyorsa ve Hakkâri eyleminin sorumlusunun örgüt tarafından tespit edilebilmesi son derece mümkünken, neden halâ bulunup cezalandırılmadığı manidar değil midir?
Sonuç olarak özetle denebilir ki; “Derin PKK” yoktur, bu olsa olsa “Sinsi PKK”dır ve PKK’nın tam da kendisidir.

Sabahattin Talu
sabahattintalu@gmail.com