Prof Dr Ramazan Demir
Her milletin mutlaka bir milli ülküsü / gayesi / ideali / felsefesi / mefkûresi vardır; olmalıdır... Milli ülküyü şöyle ifade edebiliriz; kısa vadede gerçekleşmesi mümkün olmayan, fakat ona ulaşmak için mutlaka sürekli gayret gerektiren ve kuşaktan kuşağa (nesilden nesile) aktarılan bir düşünce, fikir bütünüdür... Bunun örneklerini de vermek mümkündür; Yunan milleti için “megaloidea”, Yahudiler için “vaat edilmiş topraklara sahip olmak” ya da “büyük İsrail imparatorluğu”, ABD’li için de, her şart ve ortamda “ABD menfaatlerini korumak ve kollamak; dünyayı yönetmek” gibi...


Peki, Türk milletinin milli ideali nedir?

...?!


Her millet için bu milli ülkü, “kutsallık” derecesindedir...

Bir fert için esas olan gaye de, bu milli idealin gerçekleşmesi yolunda katkı yapmak, önemli görevler yapmaktır...

**

Mülksüz kahramanlar…


Kişilerin milletine, ülküsüne hizmet edebilmeleri, düşüncelerini gerçekleştirebilmeleri için, kısaca millete bir şeyler verebilmeleri için, “çıplak” olmaları gerekir; kendini millete adamış olmaları gerekir...


Türk milletine, tarih boyunca, bir şey veren insanlara baktığınızda, “mülksüz” insanlar olduğunu görürsünüz; vatana, millete kendini adamış insanlar, herhangi bir “mülk” edinme hırsları olmamış, böyle bir gayeleri de yok; cepheden cepheye koşmuşlar, savaşmışlar ve ölmüşler; milletin ve vatanın geleceği için...


Bakınız Mustafa Kemal’e, bakınız İsmet Paşa’ya, bakınız Kazım Karabekir’e, bakınız Fevzi Çakmak’a, bakınız Rauf Orbay’a, bakınız Salih Bozok’a ve diğer İstiklâl Savaşının önderlerine...


Çanakkale savaşlarında şehit olan, gazi olan vatan evladı komutanlara, Mehmetçiklere bakınız...

Tek gayeleri olmuş; vatan için, bayrak içi, millet için, iffet için katkı yapmak...

Kendilerini adamışlar vatan için...


Kırk yaşına kadar cepheden cepheye koşmuşlar; ne ev, ne bark, ne çoluk çocuk, ne de eş...

Ne apartmanlar, ne araziler, ne villalar, ne holdingler, ne gemicikler, ne de kilolarla altınlar…

Hiç birisi olmamış onlara nasip...

Sırtlarında bir sakoları ve bellerinde palaskalarıyla tabancaları-kılıçları olmuş...

Olanların da geride bıraktıkları ne çocuk, ne eş düşünmeye vakitleri olmuş...

Ülkenin, milletin kurtuluşu için hep seferdeydiler…


**

Toprağı vatan yapan kültür-bilgi…


Bu yalın kılıç, savaş neferi vatan fedailerinden ayrı olarak bir grup daha vardı; onların ne kılıçları, ne palaları, ne de palaskaları vardı; toprağın vatan olabilmesi için o toprağa kültürün, geleneğin, inancın ekilmesi gerekiyordu; irşat bahçelerin yeşermesi gerekiyordu, bu tip bahçelerin önce oluşması, sonra imarı gerekiyordu...


Bu bahçeler irfan ve ilim bahçeleriydi, irşat ocaklarıydı...

Bunu yapanların sadece bilgelikleri, sevgileri, iyilik ve şefkatle dolu yürekleri vardı...

Bilgileriyle insanları irşat edip aydınlatıyorlardı; ilmin, bilginin, irfanın ne demek olduğunu; helâl-haramın ne anlama geldiğini; kul hakkını, vatan kutsallığını anlatan bilge kişiler...


Bunlar mülksüz bilge kişilerdi...

Onların hiç bir yerde malları da mülkleri de olmadı...

Onlar da kendilerini adamışlardı; toprağın vatan olabilmesi için seferdeydiler; bilgileriyle, sözleriyle, telkinleriyle; en önemlisi de özü-sözü birlikte yansıyan kişilik ve davranışlarıyla, icraatlarıyla örnektiler; böyle katkı yapıyorlardı vatan hizmeti için...

Toprağı bilgiyle, inançla, imanla yoğuruyorlardı bu mülksüz bilge kişiler...


**

Boğazın süzgeci…

Milletin kaderine hükmedenler büyük sorumluklar taşırlar. Sadece bugün için değil gelecek için de sorumludurlar. Devleti millet adına yöneten yöneticiler, eğer ağzına geleni, aklına getirileni düşünmeden, tartmadan biçmeden söylerse, yanlış yapmış olur. Devlet adına konuşan kişinin her söylediği, o devlet için “belge”, “gerekçe” olarak düşmanları tarafından bugün olmazsa bile “yarın” mutlaka kullanılacağını bilmeleri gerekir…

Boğaz 9 boğumdur…

Dokuzuncu boğum “süzme” görevini yapar…

Boğaz süzgeci delinmişlerin söylemlerinde “ayar” yoktur…

Bu kişilerin ülke idare etmeye ne hakları, ne de yetkileri vardır… Türkiye cumhuriyeti, 1960lı yılların kafasıyla-zihniyetiyle idare edilecek bir ülke değildir…

Devlet idaresi, ulu orta konuşularak idare edilen “hobi derneği” değildir… Herkes sorumluluğun farkına varmalı…

Her yetkilinin ağzından çıkan sözü, kulakları duymalıdır…

**


Yeniden...

Üç kıtaya yayılmış “İri Dev” olarak adlandırılan Osmanlıdan geriye kalan “küllerden”, kurtuluş mücadelesi verilerek yaratılan Anadolu’yu bize “vatan” yapan mülksüz kahramanlar, mülksüz bilge kişiler, ülkemde olup bitenlerden dolayı mezarlarında rahatsızdırlar…

Durum şunu gösteriyor ki, Türk milletinin, Türk yurdunun yeniden bu evsaftaki mülksüz kahramanlara, bilge kişilere ihtiyacı var...

Sizce yok mu?!


21.6.2010
Prof. Dr. Ramazan Demir