Gazze olayında Akdeniz’in uluslararası sularında 9 insan hayatını kaybetti. Aynı günün 4-5 saat öncesinde de İskenderun’daki Deniz Kuvvetleri’ne ait birliğe PKK tarafından gerçekleştirilen roketli saldırıda 7 askerimizi şehit verdik.

Her ikisinin de, sadece “Deniz” ile ilgili olması, ister istemez birbiriyle bağlantı kurulmasına sebep oldu.

İleriye sürülen ve neredeyse kabul gören tez; “İsrail’in PKK’yı taşeron olarak kullanıp, İskenderun eylemini yaptırdığı” şeklindeydi.

Gerekçesi ise; PKK’nın ilk defa Deniz Kuvvetleri’ne saldırı düzenlemiş olmasıydı ve sadece bu, tek başına da olsa yeterli gösterilmişti! Öyle ya, ortak payda; “DENİZ”di!

Oysa İskenderun eylemi, PKK açısından bakılarak hiç düşünülüp değerlendirilmedi, yazar, çizer, konuşur/konuşturulur, danışman, on’larca, yüz’lerce terör ve PKK uzmanınca. Aynen, büyük çaplı ve toplu imha amaçlı “Aktütün Karakolu” eyleminde olduğu gibi.

Aktütün eylemi, K.Irak’tan yurt içine giren 200-250 kişilik oldukça kalabalık bir PKK grubu tarafından yapılmıştı. Böylesi bir eylemin, mutlaka önemli bir gerekçesi ve amacı olmalıydı, ve vardı. Ancak basın, basını yönlendiren ve hatta meşgul eden bazı bilirkişiler, sadece “Vay efendim, 200-250 kişilik kalabalık terörist grup, elini kolunu sallayarak sınırdan nasıl böyle girebiliyor”un peşindeydi, ne yazık ki, halâ oradalar.

Amerika tarafından dışlanmış, Talabani ve Barzani tarafından istenmeyen bir PKK vardı o dönemde. Örgüt sıkışmıştı, boşluktaydı. Konjonktür aynen bugünlerde olduğu gibiydi. PKK o eylemle, Amerika’ya şu mesajı vermeye çalışmıştı; “Beni görmezden gelemezsin. Ben, bölgede önemli bir gücüm. Ortadoğu politikanda beni kullanabilirsin, benden vazgeçme”.

Peki, bugünkü durum? Çerçeve yine aynı.

Baştan almak gerekirse;

Davos’ta “One minute” çıkışı; Türkiye-İsrail krizinin başlangıcıydı.

Gazze’ye, Türkiye’den insani yardım gemileri gidecekti.

İsrail, “gelirse vururum” demiş, tehdit etmiş, uyarmış, Türk Hükümeti ise; “İHH, 32 ülkenin oluşturduğu bir yardım kuruluşudur ve bizimle direk bir alâkası yoktur” diyerek, cevap vermişti.

Kriz daha da büyüyebilirdi. Çünkü İsrail, Ortadoğu’nun hırçın, söz dinlemez, şımarık ve kötü çocuğuydu. Sadece uyarmakla kalmaz, yapardı da. Bunu, herkes gibi örgüt de biliyordu.

Bir önceki günün gecesinin geç saatlerinde, arada sadece 4-5 saatlik küçük bir fark varken, İskenderun’daki deniz birliğine roket attı PKK. Daha sonra, kuvvetle muhtemel Gazze eylemini can kulağıyla ve heyecanla beklemeye başladı. Çünkü, “düşmanımın düşmanı dostum”du ve bu dosta, eski dosta, biraz küsülen dosta bölgede acil ihtiyaç vardı. Çok daha önemlisi “bir taşla iki kuş” misali, İsrail bir anlamda Amerika demekti aynı zamanda!!!

Deniz Kuvvetlerine ait bir birliğe yapılmış ilk eylem olması ve her iki eylemin Akdeniz sularında ve kısa aralıklarla gerçekleşmesi, basit bir tesadüfle açıklanamaz, bağlanamazdı, doğal olarak İsrail de bağlamayacaktı.

Sonuç olarak; PKK’nın, “Ben varım, beni kullan” mesajı İsrail’e, yani hedeflenen adrese çoktan gitmiş oldu böylece.


Sabahattin Talu
sabahattintalu@gmail.com