Hafta geçmiyor ki, Diyarbakırspor Başkanı, spor dışı söylemleri ile gündem oluşturmasın. Söylemleri ile spor ve siyaseti birbirine karıştıran Çetin Sümer, yaşadığımız böylesine hassas şu günlerde, son derece müsait zihinlerin, ne yazık ki karışmasına, bilerek veya bilmeyerek sebep oluyor.

Süper Lig’de yer alınan 10 yıl içerisinde, toplam 14 maçta taraftarının sebebiyet verdiği olaylar nedeniyle sahası kapatılan, para ve seyircisiz oynama cezaları verilen bir takım Diyarbakırspor.

Lig hazırlıklarına, 3-5 futbolcu ile başlamış, o ana kadar tek transfer dahi yapamamış bir takım Diyarbakırspor.

Şu ana kadar oynanan 28 haftada 3 teknik direktör değiştiren bir takım Diyarbakırspor.

Futbolcuları, paralarını alamadıkları için şehri terk eden bir takım Diyarbakırspor.

Ve nihayet, kural bunu gerektirmesine rağmen, “üst üste 2 maç ceza alan bir takım ligden düşürülür” kuralı uygulanmayan, açık ifadeyle; şehrin hassasiyeti göz önüne alınarak, pozitif ayrımcılığa tabi tutulan bir takım Diyarbakırspor.

Taraftarları arasında; Bursa’da yapılan “PKK Dışarı” tezahüratına karşılık rövanş maçında “İstiklal Marşı”nı protesto eden, ıslıklayan taraftarları bulunan bir takım Diyarbakırspor.

Ve bu Diyarbakırspor’un başkanının, 3-1 yenildikleri Güneydoğu Anadolu bölgemizin parlamaya devam eden yıldızı Gaziantep şehrinin futbol takımı ile yaptığı maç sonucu sarf ettiği, son derece tehlikeli spor dışı söylemler.

Yazılı ve görsel basın, her nedense sadece şu meşhur “yaratık” ifadesi üzerinde duruyor. “Bir bildikleri vardır, belki önemli buldukları bir şey vardır” diyerek, bir paragraf da biz açalım.

Merkez Hakem Komitesi (MHK) Başkanı Oğuz Sarvan için söylediği “Yaratık” ifadesi hakaret içeriyor. Her ne kadar, kendisi de bunu daha sonra fark edip; “Ne var bunda? Herkes yaratıktır, ben de yaratığım, sen de” dese de, buradan tükürdüğünü yalamaya çalıştığı anlaşılıyor. Ayrıca, kendisini “yaratık” olarak görmesi, sadece kendisini bağlar, buna kimsenin diyecek hiçbir şeyi, herhangi bir itirazı olmaz. Ancak, herkesin de kendisi gibi yaratık olduğunu söylemesi, kendisini insan olarak belleyen, adlandıran, yaşayan hiç kimse tarafından asla kabul edilemez.

Gelelim, hemen hemen hiç kimsenin üzerinde durmadığı, görmezden geldiği veya göremediği, sporun tamamen dışındaki buram buram siyaset kokan söylemlere…

“Diyarbakır’ın etnik bir yapısı var”…

“Oğuz Sarvan, Diyarbakır düşmanlığı yapıyor”…

Sarvan ve Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Mahmut Özgener için; “Sanki futbolu değil, CIA’yı, MİT’i yönetiyorlar”…

“Fenerbahçe spor kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve ikinci Başkanı Nihat Özdemir de Diyarbakırlıdır. Bunların onlarla da problemleri oldu. Ben de Diyarbakırlıyım. Bundan da gurur duyuyorum”...

“Türk hakemlerini vicdanlarıyla baş başa bırakıyorum”…

Etnik yapı, Diyarbakır, düşmanlık, CIA-MİT…

Bir; spor’un, etnik yapı ile ne alâkası vardır?

İki; Diyarbakırspor’un etnik yapı ile alâkalandırılmasının anlamı nedir?

Üç; “Diyarbakır düşmanlığı” ne demektir, nereden çıkmıştır?

Dört; Spor’un, devletlerin gizli servisleri ile, istihbarat teşkilatları ile ne alâkası olabilir?

Beş; istihbarat teşkilatlarının Diyarbakırspor ile, Diyarbakır düşmanlığı ile alâkalandırılmasının herhangi bir anlamı, mantığı var mıdır?

Altı; genel anlamda “Hakemlerin vicdanı” değil de, ekranlarda görüldüğü üzere, “hakem” sözcüğünün önüne, üstüne basa basa, dikkat çeke çeke neden “Türk” kimliği özellikle konulmuştur?

Yedi; “Diyarbakırlı olunduğu için gurur duyulduğu”nun ifade edilmesinin gereği nedir, var mıdır, nereden çıkmıştır?

Altı çizilmesi gereken ve sporla uzaktan yakından ilgisi olmayan bu açıklamaların birleşiminden tek bir anlam çıkıyor, daha doğrusu tek bir anlam kamuoyuna gizlice ve sinsice verilmeye çalışılıyor.

O da; “Diyarbakır etnik olarak Kürttür. Bu nedenle, devletin politikası gereği Kürtler istenmiyor, dışlanıyor. Bunun futbolla, sporla bir alâkası yok. Bütün bunlar, devletin gizli servisi gibi çalışan TFF ve MHK’ya yaptırılıyor. Politika gereği, Kürt kimlikli Diyarbakır’ın futbol takımına yaptırılan bu haksızlığı, Diyarbakır düşmanlığını Türk olan hakemlerin vicdanına bırakıyorum”… şeklindedir.

Bu çıkarıma katılmayanlar için, konuyla ilgili internet ortamındaki haberlere, “Yahu Başkan, artık ısrar etme. Bunlar biz Kürtleri istemiyorlar. Maçlarımıza ‘Türk’ hakem istemiyoruz” mealinden gönderilen yorumlara şöyle bir göz atmalarını tavsiye ederim. Buradaki “Türk hakem”den kasıt, “yerli hakem” değildir, hakemin etnik köken olarak “Türk” olduğuna işaret etmektir.

Maalesef son derece haksız, ve ancak ne yazık ki yaygın kanaat budur. Ve maalesef ki; bütün bu bilinçli veya bilinçsiz yaklaşımlar, zihniyetler, Türk-Kürt ayrımı yaratarak, körükleyerek, Kürt vatandaşlarımızı tarafına çekme hedefini baştan beri güden PKK’nın ekmeğine yağ sürmüştür, sürmektedir.

“Yaratık” olmayan, kendisini yaratık olarak görmeyen herkese “insanca” duyurulur.


Sabahattin Talu
sabahattintalu@gmail.com