SÖZDE KÜRT LİDERLER
Araştırmacı gazeteciliğin günümüzdeki önderlerinden Saygı Öztürk, “Apo Olayının Perde Arkası” isimli kitabında Abdullah Öcalan’ın PKK’nın sözde ünlü komutanlarına yönelik değerlendirmelerine yer vermişti. Apo’ya göre lider kadronun önemli bir kısmının son derece yetersiz, kişiliksiz ve askeri yönden zayıf olduğu görülüyordu. PKK içerisinde hiç kimsenin birbirini sevmediği, örgüt içerisinde sevmeyi suç sayan anlayış nedeniyle kadroların da birbirlerinden nefret ettikleri biliniyordu. Bu kez de “Kürdistan Post” sitesinde yayınlanan “Burhan Kemal” imzalı bir yazıda sözde Kürt liderlerin neden diktatörleştiğine ilişkin açıklamalara yer veriliyor.
Burhan Kemal, bazı Kürt örgütlerinin birbirlerine yaptıkları ve söylediklerinin kelimelere aktarılmasının bile yakışıksız kabul edileceğine, bazılarının düşmandan çok birbirlerine düşman, ağza alınmayan karalamalarla birbirlerini karaladıklarına değinerek, birbirlerini yerli yersiz yerenlerin çokluğundan dolayı doğru söylenilen şeylerin de ayak altına alınarak amacına ulaşamadığından bahsediyor.
Söz konusu yazıda, PSK (Kürdistan Sosyalist Partisi) ve PKK’nın sözde liderleri Kemal Burkay ve Abdullah Öcalan’ın kaderleri ve yaptıkları ile kişiliklerinin bazı noktalarda kesiştiği belirtilerek, ikisinin yıldızının her nedense bugüne kadar bir türlü barışamadığı kaydediliyor. Burkay ve Öcalan’ın hep birbirlerini rakip ve düşman gördükleri hatırlatılarak, iyi ilişkiler sürdürmüş olsalardı Türkiye’nin bugün karşısında barış görüşmelerini sürdüren güçlü bir Kürt grubunu göreceği kaydediliyor.
PSK’nın eski lideri Kemal Burkay’ın aktif politikadan çekilip Stockholm’de oturarak yazarlığı politikaya tercih ettiği, anılarına bakıldığında eski yoldaşlarını mezarlarında onların yaşayan eş ve çocuklarını da günlük yaşamda dahi rahat bırakmayacak kadar hayattan dersler çıkarmamışa benzediği aktarılıyor.
Son günlerde ses getirmeyen Burkay’ın anılarının 1.cildinden sonra 2. cildinin de basıldığına, Burkay’ın anılarında partisinin eski merkez komitesindeki vefat eden ya da şehit olan yoldaşlarına ölümlerinden sonra hiç de yoldaşça olmayan yakıştırmalarda bulunduğu için büyük eleştiriler almakta olduğuna, neden bu kadar hata yaptım diye kendisine sorabilmesi halinde anıların bir şey ifade edeceğine işaret ediliyor. Hiç kimseye güven duymayan Kemal Burkay gibilerin zamanı gelince kendisinin de aynı konuma düşeceğini hesapta uzak tutmamasının gerektiğine, bu konuda sadece lider veya liderleri sorumlu tutarak onları yalnızlaştıranların da en az liderler kadar sorumluluk duymak zorunda olduklarına, Kürt liderleri diktatörleştirenlerin çoğu kez onların en yakın çevresi olduğuna, el oğuşturarak, her denilene evet diyerek yanlış haberlerle liderleri kıskaç ve çembere alan lider çevresinin de en azından hata yapan liderler kadar sorumlu olduklarına dikkat çekiliyor. Kemal Burkay’ın politik olarak yoldaşlarını birer birer mefta haline getirirken bugünlerini de düşünmesi gerektiği, olaylara seyirci kalışı ve sessizliği tercih etmesi, gelecekte politik araştırmalar yapacak olan Kürt bilim adamlarının konusunu teşkil edecek kadar karmaşık olduğu belirtiliyor.
Kemal Burkay ile Abdullah Öcalan’ı eleştirmenin hem zor hem de çok kolay olduğu, onların örgütünde olup da onları eleştirenlerin ateşle oynamış sayılacakları, eleştiriyi yapanların bir daha iflah olmayacakları, onlara dokunanların artık kendini yanmış bileceği, her ikisinin de eleştirilecek yönlerinin saymakla bitmeyeceği değerlendiriliyor.
Kemal Burkay ve Abdullah Öcalan’ın benzer yönlerinin bulunduğu, Burkay’ın, kendisi için her an ölüme gidecek olan fedailerini gözlerini kırpmadan harcayabilmiş bir politikacı olduğu, bu konumda olan yoldaşlarını harcarken üzüldüğüne dair hiçbir yerde hiçbir yazısına rastlanmadığı, her zaman ayrılanları veya atılanları suçladığı, etrafında ikinci bir güçlü politikacının yetişip gelişmesine fırsat vermediği, aynı özelliği Abdullah Öcalan’da görmenin mümkün olduğu, her ikisinin de etraflarında kendilerini öven ve hiçbir eleştiri yapmayan bir kitleyi tercih ettikleri, her dediğini yapan ve her istediğini hükmeden liderin zamanla hiç farkına varmadan diktatörleştiğini bile görüp fark edemediği Kemal Burkay’ın bir çok arkadaşını politik olarak ortadan kaldırırken, Abdullah Öcalan’ın politik olarak bitirmenin yanı sıra fiziki olarak da ortadan kaldırmayı sıkça uyguladığı vurgulanıyor.
PSK ve PKK’nın Kürt halkının kaderine etki edecek kadar bir role sahip oldukları, biri diğerini terörist ve diğer suçlamalarla suçlarken diğerinin de onun elini kolunu bağlayarak işlevsiz bir konuma düşürdüğü, ulusal açıdan her iki Kürt hareketinin kaybederken, en çok kan kaybedenin de aslında Kürt halkının kendisi olduğu ifade ediliyor.
Sonuç olarak birbirine kuşkulu gözlerle bakan, birbirlerini düşmanların saflarında gören hareketlerin devrim yapamayacakları, birbirlerinin önünü kesen ve birbirlerine üstünlük kurmak için akla hayale gelmeyen sıfatlar yakıştıranların hedeflerine erişemeyecekleri düşünülüyor.
Helin Demir
helindem@mynet.com