1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 11
  1. #1
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199

    30. Yılında Maraş Katliamı ve Tersyüz Edilen Gerçekler

    Birol Cevizoğlu

    İstanbul’da art arda camiler kundaklanıyor, üstelik herkesin bir Alevi açılımı yaptığı, Alevi kesimin çok hassas olduğu bir dönem ve Maraş katliamının 30. yılında!

    Bu gelişmeler hiç de hayra alamet değil! Görünen o ki birileri 30 yıl evvelki dosyayı yeniden açmak istiyor. Kendilerine göre yarım kalmış bir işi tamamlamak istiyorlar. Adına “alevi Sünni çatışması” dedikleri provokasyonlarla acımızı tazelemek ve daha fazlasını yaşatmak istiyorlar.

    Bu yüzden o günlere bir daha dönmemek ve o günlerin muhasebesini yaparak gençlere doğruları anlatmak istedim. Yazdıklarım o günlerde olan, yaşanan ve söylenen şeylerdir. Bu gün camileri ve belki de “Cemevlerini” kundaklayan ve kundaklayacak kişiler yine eskisi gibi emperyalist güçlerin oyuncağı, hainlerdir.

    Şimdi birlikte bir zaman yolculuğuna çıkıp “keşke yaşanmasaydı” dediğimiz o günlere bir bakalım. Unutulmamalıdır ki o günlerde SSCB gizli servisi KGB başta olmak üzere Çin, Arnavutluk, Bulgaristan ve diğer komünist blok ülkelerinin gizli servisleri ülkemizde cinayetler işleyip, büyük provokasyonlara imza atmaktaydılar.

    Bu büyük iç savaş provalarından ilki belki de “Malatya Olayları” diye bilinen, Malatya’da CHP’nin 52 yıllık iktidarını yıkarak 11 Aralık 1977’de belediye başkanı seçilen Hamit Fendoğlu’nun, 17 Nisan 1978’de gelini ve torunları Bozkurt ve Mehmet ile birlikte şehit edilmesi olayıdır. Diğer olaylarda olduğu gibi “Hamido”nun da şehit edilmesi olayına bir ülkücü fail bulunması gerekiyordu. Aranan fail Ülkü Ocakları Derneği (ÜOD) eski genel başkanı Muharrem Şemsek’ti!

    Oysa bunların hepsi bir yalan ve büyük bir oyunun parçası idi. Bugün olduğu gibi o günlerde de Türkiye başta KGB olmak üzere CIA ve MOSSAD’ın eylem ve cinayet işleme alanı haline gelmişti. Bu olay da bunların işiydi. Bu servislerin satın aldığı hainler vasıtasıyla gerçekleştirilen katliamlar toplumsal hayatımızda derin yaraların açılmasına sebep oluyordu. Muharrem Şemsek’in suçsuzluğu kısa sürede anlaşılacaktı ama karanlık kişiler amaçlarına ulaşıp, çıkan olaylarda masum insanlar hayatlarını kaybettikten sonra...

    Malatya olaylarına gelinmesindeki en büyük nedenlerden biri de ülkücülerin yaptığı büyük mitingdir. 15 Nisan 1978 tarihinde MHP’nin düzenlediği büyük mitinge iktidardaki CHP’nin her türlü olumsuzluğa, tehdit ve bütün engellemelerine rağmen çok büyük bir katılım olmuş ve Türkiye siyasi tarihindeki en büyük miting olarak tarihe geçmiştir. Hiçbir taşkınlığın ve yasadışı olayın yaşanmadığı bu yürüyüş ve mitingde yaklaşık olarak yarım milyon insan toplanmıştı. Yürüyüşe geçen kortej Cemal Gürsel meydanından Tandoğan’a saatler sonra gelebilmişti. İşte SSCB, ÇİN, ABD ve MOSSAD, CIA, KGB bundan korkuyordu… Bu kitlesel büyüme durdurulmalıydı!

    Hamido’ya gönderilen bombanın bir benzeri de üç gün evvel CHP’den istifa eden (Maraş) Pazarcık eski ilçe başkanı Memiş Özdal’a gönderilmişti. Ancak bu paket postanede patlamış ve iki posta görevlisi ölmüştü. Yapılan araştırmalar sonucu Türkiye büyük bir gerçekle yüzleşiyordu! İçişleri Bakanlığının 24 Nisan 1978 tarihinde Güvenlik Dairesi Yabancı Faaliyetler Bölümünün 10568 sayılı yazısına dayanılarak valiliklere gönderdiği yazıda Hamit Fendoğlu ve PTT memurlarının ölümüne sebep olan bombalar Almanya’da faaliyet gösteren yasadışı “Türkiye Gizli Ermenistan Kurtuluş Örgütü” tarafından imal edilerek amacına ulaşması sağlanmıştır. (Hakkı Öznur, Ülkücü Hareket, Cilt 3, sh, 228)

    Bunlarla yetinmeyenler bu sefer gözlerini Sivas’a çevirmişlerdi. Sivas’ta Ramazan’ın son günü (3 – 4 Eylül 1978) patlak verip bayramın birinci günü de devam eden olaylarda 10 kişi ölmüş yüzlercesi de yaralanmıştı. Burada da aynı oyun sahneye konmuş maalesef istediklerini almışlardı. Bu olayda da diğerlerinde olduğu gibi bir ülkücü fail bulunmuştu. Bu seferki fail Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu olacaktı. Ne var ki sonunda ÜGD genel başkanının suçsuzluğu anlaşılacak ve olayların arkasında İGD, TİKKO, DEV-YOL, Acilciler gibi komünist terör örgütleri çıkacaktı.

    Kısacası Türkiye’nin her yerinde cinayetler işleniyor, kurtarılmış topraklar ilan ediliyor, Kars kalesine Rus, Antep kalesine Çin bayrağı çekiliyordu… ODTÜ’de Türk bayrağı indiriliyor, istiklal marşı söylenmiyordu… Konya’da istiklal marşı okunurken yuhalanıyor, protesto etmek için bir grup yere oturuyor, meydanlarda Karl Marks, Friedrik Engels, Lenin, Stalin, Mao ve bilumum komünistlerin posterleri dolaştırılıyordu…

    İşte Türkiye’nin “manzarayı umumiyesi” buydu!

  2. #2
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199
    Katliamların arkasında kim var?

    Maraş katliamı gibi büyük olayları çıkarmak kimin işine yarayabilir sorusuna cevap aramak ve bu cevabı milletimize duyurmak sağduyu sahibi herkesin görevidir. 12 Eylül öncesinde komünist fırtınanın son hızıyla estiği günlerde meydana gelen gerek toplumsal ve gerekse kişisel katliamlarda bu olayları kimin teşvik edip tasarladığını ve uygulamaya koyduğunu merak edenlere şu basit cevabı verebiliriz!

    Yapılan katliamlar kime menfaat sağlıyorsa ve işlenen cinayetlerde kullanılan yöntem kime ait ise bu işleri onlar yapmıştır! O hâlde Türkiye gibi bir ülkede bunları kimler yaptırabilir? Bu yöntemler kimin yöntemleridir?

    Türkiye’deki toplu katliamların ve siyasî cinayetlerin arkasında SSCB’yi görmekteyiz. Toplu katliamları ve siyasî cinayetleri bir yöntem olarak kullanan SSCB bu yöntemle hem düşman kabul ettiği muhaliflerini ortadan kaldırır ve hem de iç savaş aşamasından sonra işgale başlar. Komünizmi ve komünistleri deşifre ederek milletini uyanık olmaya davet eden kişi, kurum, dernek, parti ve sendika gibi sivil toplum teşkilatlarının Rus ve Çin hükümetleri tarafından kurdurulan veya beslenen ya da desteklenen komünist örgütlerce yok edilmeleri sağlanır.

    Çarlık Rusya’sından komünist Rusya’ya kadar bütün Rus yönetimleri İstanbul’u ve boğazları ele geçirmeyi millî bir politika olarak kabul etmiştir. Rus milli politikası içinde Kars, Ağrı ve Ardahan özel önem taşımaktadır. Onlara göre buralar ele geçirilmeli ve Türkler Anadolu’dan sökülüp atılmalıdır.

    Türkiye üzerinde çok büyük politikaları olan Rusya bu amaçla beynelmilel komünizmin de yardımıyla yüzlerce örgüt kurdurmuş bunlara para, silâh, mühimmat, teknoloji ve beyin gücü yardımı yapmıştır. Genellikle yasadışı yöntemleri kabul eden Rusya ihtilalciliği bir yöntem olarak benimsemiştir. Ayrıca Ernesto Che Guevara, Carlos Marighella, Alberto Baya gibi Latin Amerika ve Ho Şi Minh gibi Vietnam gerillacılığını da Türkiye’de kullananlar olmuştur. Başta romantik (komünist ve) maceraperestler arasında taraftar bulan komünizm daha sonra pembe romantizmden, kanlı kızıl komünizme dönüşüyordu. Bu andan itibaren Türkiye’de toplu ve kişisel siyasi cinayetlerin arkasında Rusya, Çin, Arnavutluk ve Bulgaristan gibi komünist blok ülkelerini ve DEV-GENÇ, THKO, THKP-C, DEV-YOL, DEV-SOL, POL-DER, PKK ve DHKP-C vs. vs. gibi çeteleri görüyoruz.

    Türkiye’nin millî politikaları, Rus millî politikaları ile devamlı çatışmıştır. Başta Atatürk olmak üzere hiçbir Türk hükümeti Rusya’ya onların istediği kadar taviz vermemiştir. Bu yüzden Rusya kendi nüfuzu altına alamadığı Türkiye’nin hem İslâm ülkeleri ve hem de batı ile iyi ilişkiler geliştirmesine mani olmak için Türkiye’de bir kamuoyu oluşturmuş ve mitingler düzenletmiştir. Türkiye’nin istiklâlini koruma ve kendi kaderini çizebilme isteğine hiçbir zaman saygı duymamış ve sürekli olarak Türkiye’yi bulunduğu pakt ve ittifaklardan koparmak istemiştir. Bunu yaparken de ortada kalacak olan Türkiye’yi nüfuzu altına alarak zamanı gelince işgal etmeyi hedeflemiştir. Bu amaçla Türkiye içindeki milliyetçi fikirlere acımasızca saldırmış, bu akımın tek ve gerçek temsilcisi olan ülkücüleri hayvanî yöntemlerle katletmişlerdir.

    Suikast ve siyasî cinayetlerin yanı sıra kitlesel katliamlara da başvuran komünistler 1917’den beri uyguladıkları “devrimci şiddeti” Türkiye’de de uygulamışlardır. Rus ihtilâli adını verdikleri katliamları ile ve Çin’in yaptığı gibi ırk, cins, yaş ve din ayrımı gözetmeksizin herkesi öldürdüler. Bu katliamlarda ise hep aynı yöntemi kullandılar. Başta Ermenilerin 1915 – 1919 yılları arasında Türklere uyguladığı yöntemler olmak üzere; Rus, Çin, Kamboçya, Kuzey Kore ve diğer komünist ülkelerin uyguladığı yöntemler Türkiye’de Malatya, Sivas, Maraş, Çorum ve diğer illerde uygulandı. Öldürmek istediklerine her türlü işkenceyi yapan komünistler özellikle Kahramanmaraş’ta büyük vahşet yaşatmışlardır. İşkence ederek öldürme ya da öldürdükten sonra işkence etme bunların en belirgin özellikleridir. Ümraniye, 1 Mayıs mahallesinde işkence edilerek öldürülen 5 ülkücü işçi buna en zalimce örnektir. Keza 1915-1919 yılları arasında Ermenilerin Türklere yaptığı zulmün tarifi imkânsızdır. Aynı yöntemleri Maraş’ta 1978’de de kullanmışlardır. Bu yöntemler ayrıca Yahudiler tarafından da sıklıkla kullanılmış ve halen kullanılmaktadır.

    Zaten Türk milletinin mayasında işkence ederek öldürme diye bir şey yoktur. Türkler tarihin hiçbir anında öldürdüğü insanların karnını deşmemiş, gözünü oymamış veya tecavüz etmemiştir. Ancak bu yöntemler ne yazık ki komünizm ve komünistler arasında bir yöntem, baskı ve yıldırma amaçlı olarak kullanılmıştır. Bu yöntemleri gerek Kurtuluş savaşında ve gerekse Kıbrıs savaşında Yunan ve Rumların da kullandığını biliyoruz. Aynı yöntemleri PKK adlı cinayet şebekesi de kullanmıştır.

    Bunun bir başka örneğini ise 1978 yılında Maraş’ta yaşadık. Ne yazık ki “Alevi-Sünni çatışması” gibi gösterilen ancak Rus, Ermeni, komünist çeteler ve diğer emperyalist devletlerin ortak yapımı olan bu katliamın üzerindeki sır perdesini kaldırıyoruz.

    Bu olay da tıpkı “Deniz Gezmiş ve arkadaşları” gibi milletimize yalan ve yanlış bilgilerle aktarılmış, bunun sonucu olarak ise ülkücüler suçlanmaya çalışılmıştır.

  3. #3
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199
    Güneş Ne Zaman Doğacak!

    Maraş olayları “Çiçek sinemasının” bombalanmasından sonra başlamıştır. Ama yukarıda da anlatmaya çalıştığım gibi öncesinde gelişen olayları görmezden gelemeyiz…

    Evvela Güneş Ne Zaman Doğacak adlı filmin içeriğine bakmakta fayda vardır. Benim de (tarihini pek hatırlayamadığım büyük bir ihtimalle 1979’da) seyrettiğim bu film o günlerde iyice kuduran komünist teröristlerin değil bütün solcuların tepkisine sebep olmuştu. Hiç unutmuyorum Tirebolu’da annem, babam ve ben ailece gitmiştik. Renk Sinemasında oynuyordu…

    Film, komünizmin bütün pisliğini o günkü film teknolojisi, senaryosu, oyuncuları ile gözler önüne seriyordu. Dolayısıyla bu filmden Türk Milliyetçilerinin gocunacağı hiçbir şey yoktu. Aksine komünistlerin ve solcuların alınacağı, utanacağı pek çok şey vardı. Çünkü filmin konusu 1940’lı yılların Türk yetkililerince Ruslara teslim edilen ve bunlar daha Türk topraklarından Rus topraklarına adımlarını dahi atmadan 1940’lı yılların yöneticilerinin gözü önünde kurşunlanarak öldürülen soydaşlarımızın hayatını anlatıyordu. 1940’lı yıllarda ise Türkiye’de CHP iktidarda idi. İşte sırf bu yüzden CHP’liler tepki göstermiş olabilirler. Komünistlerin tepkisi ise o iğrenç ve insanlık dışı yüzlerinin açığa çıkmasındandır.

    Bu film hakikaten büyük gürültü koparmıştı. Filmin yönetmen asistanı İsmail Güneş’e göre bu olayların arkasında SSCB ve KGB var! İsmail Güneş filmi çekerken başlarına gelenlerin pişmiş tavuğun başına gelmediğini iddia ediyordu. Buna göre ekip film daha çekim aşamasında iken Rus konsolosluğunda görevliler tarafından çekilmemesi konusunda nazikçe uyarılmışlar. Çekime devam eden ekibe saldırılar olmuş, stüdyo basılmış. Saldırılar bunlarla bitmemiş. Filmin negatiflerinin yıkandığı Lale stüdyosu üç kişi tarafından basılmış, üzerinde adı yazılı olması gereken filmi arayan komünistler kutunun üzerinde başka bir ad yazıldığı için muratlarına eremeden oradan uzaklaşmışlar.

    Filmi Rus konsolosluğundaki görevliler ve onların tetikçilerinden kurtaran ekibin karşısına bu sefer de “sansür kurulu” çıkmış. Ancak sansür meselesi de filmin kadın başrol oyuncusu Oya Aydoğan’ın CHP senatörü bir yakını sayesinde aşılmış. Aslında film Maraş’tan önce Karagümrük ve Beşiktaş’ta gösterildiği sinemalarda saldırıya uğramış.

    İsmail Güneş o kadar iddialı konuşuyor ki ona hak vermemek elde değil. Ona göre “bu iş ne sağ sol ne de Alevi Sünni çatışması değildi.” Sovyetler bu filmi oynatmamak için elinden geleni yapmış ve bunda kısmen başarılı olmuştur.

    Çiçek sineması bombalanıyor.

    İşte bu film bütün Türkiye’de olduğu gibi Maraş’ta da halkın yoğun ilgisi ile karşılaşıyordu. Bu ilgi solu ve POL-DER’i tedirgin etmişti. POL-DER’li polisler bu ilgiyi dağıtmak için tehditlere başvuruyorlardı. “Bu arada sinemayı telefonla arayıp filmin oynatılması durdurulmazsa sinemanın bombalanacağı yönünde tehditler gelmeye başlıyor. Emniyet de bu yönde baskıyı artırıyordu.” (Ökkeş Kenger, Kahramanmaraş Olaylarının Perde Arkası, sh, 56) Bu tehditler ne sinema sahiplerini, ne ülkücüleri ve ne de Maraşlıyı yıldırmamıştı.

    En sonunda komünist çetelerin istediği oluyor ve 19 Aralık gecesi Çiçek sineması bombalanıyordu. Bunun sonrasında 7 kişi çeşitli yerlerinden yaralanarak hastanelerde tedavi altına alınıyordu. Bu arada olan olayları muhabiri olduğu Hergün Gazetesi ve Genç Arkadaş dergisine haber vermek için PTT’ye telefon etmeye koşan bir kişi daha sonra olayların 1 nolu sanığı olarak gözaltına alınacak ve binlerce ülkücü gibi o da işkenceye ve iftiraya maruz kalacaktı. Bu kişi Ökkeş Kenger’den başkası değildi. Ancak herkes Ökkeş Kenger’i olayları başta Ankara olmak üzere Türkiye’ye ilk duyuran kişi olarak bilir. Bu yıllarca böyle bilinmiştir. Fakat işin doğrusu hiç de öyle değildir. Teori Dergisinin 38.sayısında yazdığına göre bu görevi de (!) Aydınlıkçılar yerine getirmiştir. Teori dergisinde şu iddialara yer verilmektedir:

    “O zamanki Ecevit iktidarı katliamın başladığını partimizden (TİİKP) öğrendi... Parti daha ilk andan itibaren özel bir basın bürosu oluşturup neredeyse saat başı çıkardığı bildirilerle gerçekleri halka ve dünyaya duyurdu.” (Teori, TİİKP Bilançosu, Şubat 1993 sayı, 38, sh, 19)

    Filmin oynadığı sinemadan gelen müthiş bir patlama sesi ile dışarı çıkan ilk kişinin şüpheli davranışları etrafındaki vatandaşların gözünden kaçmıyor ve yakalanarak polise teslim ediliyordu. İlerde kendisinden CHP militanı diye bahsedilecek vali olmasına rağmen Tahsin Soylu’nun konu ile ilgili şu açıklaması her şeyi bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu.“Sinemada Güneş Ne Zaman Doğacak adlı bir film oynuyordu. Ben filmi görmedim. Ama komünizmi yeren bir filmmiş. Sinemaya bomba atılması olayı ile ilgili olarak Pazarcık ilçesinin Demirciler köyünden sol görüşlü Salman Ilıksoy adındaki bir şahıs yakalandı ve tutuklandı.”

  4. #4
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199
    İrfan Özaydınlı: Olayları solcular başlattı!

    Buna benzer bir açıklamayı da zamanın CHP’li içişleri bakanı İrfan Özaydınlı yapmıştır. Bakan İrfan Özaydınlı “olayları solcular başlattı” dediği için görevden alınıyordu. Görüldüğü gibi Maraş’ın ve Türkiye’de asayişin en yetkilileri olan Maraş valisi Tahsin Soylu ve içişleri bakanı İrfan Özaydınlı MHP’yi ve ülkücüleri olayın en başından aklamış oluyorlardı. Fakat Ecevit CHP grup toplantısında yine kışkırtıcı bir konuşma yaparak âdeta olayları solun başlattığı yönünde açıklama yapan vali ve içişleri bakanına gözdağı veriyordu. Bunun üzerine Salman Ilıksoy serbest bırakılıyor ve bütün oklar Ökkeş Kenger, ÜGD ve MHP üzerine çevriliyordu. Ecevit katliamlar başladığı zaman yaptığı tarihî grup toplantısında şunları söylemiştir. “...Nihayet K. Maraş’ta soykırım oldu; katliam oldu... Kendilerini milliyetçi gibi göstermeye kalkışanlar bunu yapmaya çalıştılar... Bunlar milliyetçi olamazlar.” İşte Ecevit bu defa çok haklıydı. Çünkü bu katliamı yapanlar, ilerde anlaşılacağı gibi solun her çeşidi, komünist ve Ermenilerdi, ülkücüler değil!

    20 Aralık gecesi yani Çiçek sinemasının bombalanmasından bir gün sonra solcuların gittiği Akın kıraathanesi de bombalanıyordu. Akın kıraathanesinin bu olay için seçilmesindeki yegâne sebep bir gece önceki sinema bombalanması olayının intikamının alındığı havasını yaymaktı. Nitekim bu gayeye ulaşıyor ve solcuların gittiği Akın kıraathanesine atılan bombadan aradıklarını bulamayan ve ortamı daha da gerginleştirmek isteyenler tarafından 21 Aralık günü Endüstri Meslek Lisesi öğretmenlerinden sol görüşlü Mustafa Onbaşıoğlu ve Hacı Çolak okulun önünde öldürülüyorlardı.

    Çiçek Sinemasının ve Akın kıraathanesinin bombalanması ve iki öğretmenin öldürülmesi eylemlerini DEV-SAVAŞ adlı terör örgütünün gerçekleştirdiği daha sonra yapılan mahkemelerde ortaya çıkarılmıştır. Görüldüğü gibi komünistlerin safha safha uygulamaya koydukları bu planlar ile MHP’nin, ÜGD’nin ve Türk milliyetçilerinin hiçbir alâkası yoktur. Gerçekler böyle olmasına rağmen her olaya bir ülkücü sanık bulmakla görevli POL-DER ve basın hemen harekete geçerek failleri ülkücülerin arasında aramaya başlıyorlar. Bu tezgâhı kurmak hiç de zor olmuyordu. Nasıl olsa bombalanan kıraathane solcuların, öldürülen öğretmenler de solcular idi. O yüzden maya hemen tutmuş ve Maraş’ta olağanüstü olaylar yaşanmaya başlanmıştı. Ertesi gün yani 22 Aralık günü öğretmenlerin cenazeleri kaldırılacak ve cenazede bazı eylemler yapılacaktı. Bu kararların alındığı toplantılara hem öğretmenleri öldüren hem de bombalama eylemlerini gerçekleştiren DEV-SAVAŞ yetkilileri ile ileride Maraş davasında yargılanıp idam cezası alacak olan ve arkadaşı Adil Ovalıoğlu’nu öldürmekten sanık sandık cinayeti zanlısı, Ermeni Gabris Altınoğlu da katılıyordu. Bu toplantılarda alınan kararlar gereği, gerekirse silâh kullanmak bile serbestti.

    Vali Tahsin Soylu: Solcular sağcılara saldırabilir!

    Aynı akşam Vali Tahsin Soylu nasıl olduysa Gaziantep Zırhlı Birlik Komutanına yazdığı yazıda “K.Maraş’ta cenaze törenini bahane eden solcular, çok kuvvetli yandaşlarıyla, sağ görüşlü kişi ve kuruluşlara saldırabilirler. Bu yüzden olaya müdahale edebilmek için kuvvet bulundurulmasını istiyorum” diyordu.

    Bütün bunlar olurken aynı vali Tahsin Soylu bu sefer “İçişleri bakanlığı, şereflerine lâyık bir tören yapılmasını istiyor” diyerek herkesin cenazeye katılmasını teşvik ediyor, okullar ve devlet daireleri tatil ediliyordu. Daha önce TÖB-DER ve Yürükselim mahallesinde beş örgüt tarafından (TÖB-DER, TKP/ML-DHB, TDKP/HK, DEV-SAVAŞ ve TİKP) alınan karar gereğince plan uygulanıyor, iki öğretmeni öldüren DEV-SAVAŞ cenaze töreninin hazırlıklarında da başı çekiyordu.” Marksist-Leninist bölücü terör örgütleriyle Marksist-Maoist bölücü terör örgütleri kendi yandaşlarınca öldürülen öğretmenlere görkemli (!) bir cenaze töreni düzenlemek için aralarındaki çekişmeyi bir süreliğine rafa kaldırmışlardı. Yıllardır milliyetçi muhafazakâr yapısı nedeni ile bir türlü sızamadıkları Maraş’ta kendilerinin ispatını ancak bu yolla yapabileceklerine inanıyorlardı. Üstelik kan içicilerin kanla yazılır dedikleri devrimin ilk ayağını da burası oluşturuyordu.

    Okulların ve devlet dairelerinin tatil edilmesinin ardından komünist katiller çarşıları dolaşarak bütün esnafı dükkân kapatmaya zorluyorlardı. Bundaki amaç mümkün olabildiğince kalabalık toplamaktı. Böyle gergin bir ortamda morgdan alınan cenazeler, cenaze namazı (!) için Ulu cami’ye doğru yola çıkarılmışlardı. Tarihler 22 Aralık 1978 cuma gününü işaret ediyordu!

    Adı geçen öğretmenlerin cenazesinin kalkacağı gün çeşitli yollarla halkı Ulu Cami’ye toplamayı sürdüren komünistler, tahriklerine olanca hızı ile devam ediyorlardı. Hatta o kadar ileri gidiyorlardı ki, duyan kulaklarına inanamıyordu. Ama ne yazık ki komünistler “Maraş müftüsünün resmî araçla kentte dolaşıp halkı (Alevilere karşı) kışkırttığı” (Nedim Şahhüseyinoğlu, Yakın Tarihimizde Kitlesel Katliamlar, sh, 97) dedikodusunu yayarak Ulu cami etrafında binlerce kişinin toplanmasını sağlıyorlardı. Bu söylentileri Hürriyet gazetesi okuyucularına şöyle duyuruyordu: “Saldırganlara dinamit lokumu ve silah dağıtıldı. Adını açıklamayı sakıncalı bulan bir yetkili, Maraş müftüsünün resmi araçlarla kenti dolaştığını ve halkı kışkırtıcı konuşmalar yaptığını, olayların bundan sonra başladığını öne sürdü” (Hürriyet Gazetesi, 26.12.1978)

    Bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sayılır… (!)

    Bu arada akıllara durgunluk veren bir iddia daha ortaya atılıyordu. Aynı gün “Bağlarbaşı imamı Mustafa Yıldız Cuma namazında (22.12.1978) oruç ve namazla hacı olunmaz, bir Alevî öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır diye vaaz verdiği” (Nedim Şahhüseyinoğlu, Yakın Tarihimizde Kitlesel Katliamlar, sh, 150) dedikodusu yayılır. Artık ok yaydan çıkmış, herkes her söylenene inanır hale gelmişti… Zaten istenilen de buydu...

    Ulu cami Maraş tarihinde çok önemli bir yer işgal etmektedir. Ayrıca Maraş’ın en büyük camisidir. İşte komünist militanlar yapacakları katliamın mümkün olduğunca büyük olması için özellikle Cuma günleri tıklım tıklım olan Ulu cami’ye bu yüzden cenazelerini getirmek istemişlerdir. Aslında maksat tabii ki cenaze namazı kılarak dini vecibelerini yerine getirmek değildi. Bu arada yeri gelmişken şunu da belirtmekte fayda var: Türk solu tıpkı ağa babaları Lenin. Stalin. Mao. Rusya, Çin, Enver Hoca, Tito v.s. gibi din düşmanıdır. Üstelik “…Sünni İslâm düşmanı” (Mahmut Çetin, Perinçek ve Aydınlık Hareketi, sh, 268)

    Oradaki hain ve sinsi plan Cuma namazını kılanları tahrik ederek öldürebildiklerini hemen orada katletmekti. Bu arada cenazeleri alan topluluk önlerine çıkan her şeyi tahrip ederek Ulu cami önüne geldiler. Bütün bu azgınlığın arkasından gelecekleri sezen Maraşlılar da Cuma namazından çıkanlarla beraber Ulu cami önünde toplanmaya başladılar. Karşılıklı slogan atmalar ve komünistlerin Peygamberimize (S.A.V) hakaret etmeleri ise sinirleri iyice gerdi. İşte “bu anda polisten (POL-DER) ve kortejde bulunan militanlardan topluluğun üzerine ateş edenler oluyordu.” Tabii provokatörler de (kışkırtıcı) boş durmayarak halkın galeyana gelmesine yardım ediyorlardı.

    Cenazeleri bırakıp kaçıyorlar.

    Kan temeline oturtulan devrimin ilk kıvılcımı sayılabilecek Maraş olaylarının patlak verdiği gün bir başka kıvılcım da Elbistan’da çakılmıştı. Bir CHP senatörü olan Hilmi Soydan o tarihlerde ülkenin istikbalini MHP’de gördüğünden partisi CHP’den ayrılıp MHP yetkililerine “artık MHP’de siyaset yapacağını” söylemişti. Senatör Hilmi Soydan TÖB-DER’de yapılan hain plan sonrasında DEV-SOL militanı Ali Sarıaslan tarafından katlediliyordu. Bu cinayetle olayların boyutunu ve alanını genişletmeyi uman katiller Hilmi Soydan’dan başka MHP ilçe başkanı, ÜOD başkanı ve Ülkü-Bir başkanını da öldürmeyi planladıklarını daha sonra itiraf edeceklerdi.

    Ulu cami’de karşılıklı slogan ve taş atmalardan sonra Maraşlıların kararlı tutumları karşısında militanlar cenazelerini de bırakarak burayı terk etmek zorunda kalmışlardır. Bu konuyla ilgili Avukat Selahattin Aydın 30.06.1980 tarihinde Adana 1 nolu sıkıyönetim mahkemesinde şöyle demiştir.(Kaçan teröristleri kastederek) “Bir kısmı da askerî araçlarla olay yerinden uzaklaştırılmış... Hastane civarında askeri bir cemseden militanlarca açılan ateş sonucu Cemil Karadutlu adında sağ görüşlü bir genç vurularak öldürülmüş... Bu grup içinde bulunan DİSK bölge temsilcisi solcu Mehmet Taşkesen topluluğu silahla tarıyor ve bir vatandaşı ağır yaralıyor... Aynı gün akşam, Yürükselim mahallesinde Memili Bakıca ve Hamza Yıldız isimli sağ görüşlü gençleri öldürüyorlar...”

    22 Aralık Cuma günü ve akşam öldürülen üç kişinin cenazeleri 23 Aralık günü defnedilecektir. Cenazeye bütün Maraşlı katılarak bir kez daha sola geçit ve taviz vermeyeceğini gösteriyordu. Geceden Yürükselim mahallesinde askerlerin tedbir aldığını gören Maraş sakinleri hiçbir şeyden habersiz hastanenin olduğu yere doğru ilerliyordu. Bu duygu ve düşüncelerle öldürülen gençlere duyulan acılar ve katillere duyulan kin ile yoğrulan bedenlerin üzerine bir anda mermi yağıyordu. Geceden kurulduğu belli olan bu tuzağın içine düşenlerden ilk anda 30 kişi hayatını kaybediyordu. İlk tetiğin çekilmesinden hemen sonra diğer mahallelerde de katliam başlıyordu. Komünist teröristlerin daha önce seyyar satıcı ve milli piyango satıcısı kılığında Maraş’a soktuğu katiller yine daha önce hazırladıkları silâhlarla sağcı-solcu, alevi-Sünni ayrımı yapmadan katliamı sürdürdüler. Bastıkları evlerde hiçbir ayrım yapmadan çocukları, kadınları, yaşlıları bile öldürdüler. Üstelik bununla da yetinmeyip evleri ateşe verdiler. Savunmasız gördükleri her şeyi leş yiyici sırtlan sürüsü gibi talan ediyorlardı. Katliamlar yapan komünistlerin bu görevi 25 Aralık 1978 tarihine kadar sürüyordu. 26 Aralık günü olayın gerçekleri herkes tarafından görülüyordu. Resmî açıklamalara göre 111 ölü ve yüzlerce yaralı vardı.

    Sivil otoritenin kasıtlı tutumları sonucu askerî birlikler olaya çok geç müdahale etmiş ve cinayetlerin artmasına neden olmuştur. Güvenlik güçlerinin geç gelişi komünistlerin işine yaramıştır. Bu konuda “olayları solcular başlattı” dediği için istifa ettirilen içişleri bakanı İrfan Özaydınlı’nın yerine gelen Hasan Fehmi Güneş bakın ne diyor!

    Bundan iki yıl önce “78’liler Federasyonu” tarafından düzenlenen “Maraş Katliamı ve Gerçekler” konulu panelde konuşan Hasan Fehmi Güneş, “dönemin hükümetinin katliamı önleyebilecek güce sahip olduğunu” iddia etti. Güneş, “ciddi bir devlette böylesi katliamların engellenmesinin mümkün olduğunu, hükümetin ‘kötü yönetimi nedeniyle’ katliamın durdurulamadığını” söyledi. “Ben de hükümetin üyesiydim. Maraş’ta bu tür hareketlerin olacağı sinyalleri geliyordu” diyen Güneş, olaylarda hükümetin sorumluluğu olduğunu itiraf ediyordu.

    Sadece Maraş’ta çıkan olaylarda birkaç gün içinde yüzden fazla insanın ölümüne rağmen Ecevit, kendi dönemlerinin barış ve kardeşlik dönemi olduğunu iddia etmiştir.

    “Yapılan yargılamalar neticesinde MHP ve diğer ülkücü kuruluşlar hakkında suç duyuruları reddedildi.” (Nedim Şahhüseyinoğlu, Yakın Tarihimizde Kitlesel Katliamlar, sh, 156) Ancak Ecevit hükümetinin ve POL-DER’li polislerin bütün oyunlarına rağmen adalet karşında hesap veren MHP ve ülkücü kuruluşların beraat etmesine karşılık, başta Garbis Altınoğlu olmak üzere pek çok komünist yargılanmış ve suçlu bulunmuşlardır. Adı geçen Ermeni Garbis Altınoğlu Türk milletine yaptığı bütün kötülüklerin cezasını Maraş katliamının bir numaralı sanığı, tertipçisi, teşvikçisi ve uygulayıcısı olduğu gerekçesiyle yargılandığı mahkemece suçlu bulunmuş ve idama mahkûm edilmiştir.(Alıntı)

  5. #5
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199
    Bunları Biliyor Muydunuz? 1978 yılı 19-25 Aralık tarihleri arasında meydana gelen 111 kişinin öldüğü Kahramanmaraş olaylarından...

    1. 1972 yılında meydana gelen Sandık cinayeti faillerinden, Devrimci Halkın Birliği Örgütü Lideri Ermeni asıllı Garbis Altınoğlu (Altınyan)'nun Kahramanmaraş olaylarının tertipçilerinden olduğunu ve bu davadan idam cezası ile cezalandırıldığını (Adana Sıkıyönetim komutanlığı (2) Nolu As. Mahkeme 12.04.1984 Tarih ve 1984/109 Sayılı Kararı)... 1991 yılında çıkarılan infaz yasasından faydalanarak tahliye olduğunu ve bu olaylarda çatışmalara katılıp kimliği tespit edilemeyen 7 sünnetsiz militanın öldüğünü biliyor muydunuz?

    2. Olayların çıkmasına sebep olan iki sol görüşlü öğretmenin fraksiyon çatışması sebebi ile DEVRİM SAVAŞÇILARI (DHKP/C DEV-ŞAVAŞ) örgütü tarafından öldürüldüğünü... Örgüt militanlarının Adana 1 Nolu Askeri Mahkemesi tarafından idam cezasına mahkum edildiğini (1 Nolu As. Mah. 27.09.1984 Tarih ve 1984/208 Gerekçeli Karar) biliyor muydunuz?

    3. Türkiye Devrimci Komünist Partisi / Halkın Kurtuluşu (TDKP/HK) Kahramanmaraş olaylarında, cenaze töreni ve diğer çatışmalara katıldığı ve etkin rol üstlendiğini (Adana 1 Nolu As. Mah. 21.06.1984 Tarih ve 1984/150 Sayılı Karar), bir çok militanın bu yüzden ceza aldığını biliyor muydunuz?

    4. PKK-Apocular... Örgütün Kahramanmaraş olaylarında etkin rol üstlenerek çatışmalara girdiklerini, bir çok militanın bu yüzden idam cezası aldığını (Adana Sıkıyönetim As. Mah. 1986/104 Sayılı Gerekçeli Karar) biliyor muydunuz? Marksist-Ermeni tertibi Kahramanmaraş olayları sonrası idam talebi ile iki yıla yakın yargılanan Ökkeş Şendiller'in, Adana Sıkıyönetim (1) Nolu As. Mahkemesinin 08.08.1980/520 Sayılı Kararı ile beraat ettiğini biliyor muydunuz?

    5. Haksız yere tutuklandığı için Ankara 7.Ağır ceza mahkemesinde Devlet Hazinesi aleyhine açtığı davayı kazanarak, 250 milyon Türk lirası tazminata mahkum ettirdiğini (16.19.1996/129 Sayılı Karar) biliyor muydunuz?

    6. Ökkeş Şendiller'in, Adana Sıkıyönetim (1) Nolu As. Mahkemesinin 08.08.1980/520 Sayılı Kararı ile beraat ettiğini görmezden gelerek, aleyhte kasıtlı yayın yapan başta dünyaca ünlü "Meydan Laorusse" ansiklopedisi olmak üzere bir çok basın kuruluşunu ve şahsi manevi tazminat cezasına mahkum ettirdiğini biliyor muydunuz?(Alıntı)

  6. #6
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199
    111 vatandaşımızın öldüğü K.Maraş Katliamının üzerinden 30 yıl geçti.

    Yıllardır Alevilerle Suniler arasındaki mesafeyi açmak için kullanılan olay, -icracıları ortaya çıkmasına rağmen, arka planı bakımından- hala esrarını koruyor.

    Bazı yazarlar, olayı Ülkücülere fatura eden analizler yaptılar. Bu doğru değil. Bu tip sansasyonel olayları bir gruba mal etmek, olayın çap ve maksadını küçümsemektir.

    Maraş olaylarını anlamak için önce olayların hangi sonuçlara sebep olduğunu, hangi toplumsal yarılmalara vesile olduğunu anlamak gerekir.

    Bu olayla birlikte sosyal bünyede onulması güç yaralar açılmıştır. Olayın üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen acıların tazeliğini koruması, gözyaşlarının kurumaması bunun en bariz göstergesidir.

    Emre Aköz, Maraş olayları ile ilgili yazısında Ökkeş Şendiller’in, o dönemin ender milliyetçi filimlerinden biri olan, Cüneyt Arkın’ın başrol oynadığı “Güneş ne zaman doğacak” filminin oynatıldığı sinema salonuna bomba attığını ve olayların bu provokasyondan sonra başladığını yazmış. Sinemanın bombalanmasından başka bu iddiaların hiç biri gerçeği yansıtmıyor. Ökkeş Şendiler Maraş olaylarından yargılanıp Berat etmiş bir isim. Olaya ışık tutan, arka planını aydınlatmaya çalışan kitapları var.

    Maraş olayları patlak verdiğinde CHP iktidar, Bülent Ecevit ise başbakan’dı. Olaydan sonra CHP’nin iç işleri bakanı İrfan Özaydınlı(Emekli orgeneral) yaptığı açıklamada olayların sebebinin –sol örgütler- olduğunu söylemiş, partisinden büyük tepki almıştı. Sonrasında da İç işleri bakanlığından istifade etmek zorunda bırakılmış, yerine sansasyonel davaların adamı Hasan Fehmi Güneş getirilmişti.

    Türkiye’de bazı kesimler solu iyilik meleği gibi görüyor. Sol, soygun yapar, adam öldürür, banka soyar, hırsızlık yapar, ama her zaman masumdur. Sağ saldırıya uğrar, nefsi müdafaa şartlarında kalır ama her zaman günah keçisidir. Hâlbuki bugünün PKK’sı neyse dünün DEV-SOL’u, TİKKO’su, THKO’su, DHKP-C’si, kısacası Marksist solu da odur. Daha ilerisini söyleyeyim, bugünün DTP’si neyse dünün CHP’si de oydu. Nitekim Ecevit bile, 12 Eylül darbesi ile birlikte bu CHP ile ilgisini kesmiş, yeni bir siyaset biçimine yönelerek CHP ile arasına keskin bir çizgi çekmişti.

    İrfan Özaydınlı’dan sonra iç işleri bakanlığına atanan Hasan Fehmi Güneş çok uğraşmasına, elindeki imkânları sonuna kadar kullanmasına rağmen, olayı Ülkücü-Milliyetçi kesimle irtibatlandıracak tek bir belge çıkaramamıştır. Aksine Adana Synt. Mahkemelerinde yapılan yargılamalarda olayın Ermeni Garbis Altınoğlu’nun örgütü Devrimci halkın birliği ile öteki sol örgütlerin tezgâhladığı mahkeme kararlarıyla kesinleşmiştir. Adana 1 nolu askeri mahkemesinin 1984/208 K.sayılı kararında hem çiçek sinemasının bombalanmasının hem de iki solcu öğretmenin öldürülmesinin devrimci savaş örgütü tarafından icra edildiği ortaya çıkmıştır. Aynı olaylardan Halkın Kurtuluşu örgütü 1984/150,PKK ise 1986/104 sayılı kararla mahkûm edilmişlerdir. Maraş olaylarında suçu sabit görülerek hüküm giyen tek bir ülkücü veya daha genel bir ifadeyle tek bir sağcı yoktur. Ancak medya militanlarının çarpıtması ile olay ülkücü-milliyetçi kesimlerin üzerine yıkılmıştır.

    Ortada kapı gibi mahkeme kararları dururken 30 yıl sonra Maraş olayları aydınlansın demek, bu mahkeme kararlarını yok sayın, 30–40 yıldır bu ülkenin kanını emen solcuları aklayıp, başkalarını mahkûm edin demektir. Elbette hiçbir olay gizli kalmamalı, hiçbir insanımızın kanı heder edilmemelidir. Sol örgütlerin kim bilir hangi derin güçlerle iş birliği yaparak, Aleviliği Marksist solun fideliği haline getirmek için yaptıkları bu çirkin olay, bütün veçheleriyle aydınlatılmalı, olayı sunilikle hesaplaşmaya çevirip yeni provokasyonların peşinde olan eski tüfeklerin oyunu bozulmalıdır.

    İrfan Sönmez

  7. #7
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199
    MİT'in Sağcıların Elinde Bulunduğu Yönündeki İddialar Yalandan İbaret

    Kahramanmaraş Olayları'yla bilinen Ökkeş Şendiller, İçişleri eski Bakanı Hasan Fehmi Güneş'in, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) sağcıların elinde olduğu yönündeki iddialarının gerçeği yansıtmadığını söyledi. Şendiller, sadece solcuların adının karıştığı olaylarla ilgili dosyaların mahkemeye intikal ettiği yönündeki görüşlerin yalandan ibaret olduğunu söyledi.

    Kahramanmaraş Olayları'yla bilinen Ökkeş Şendiller, İçişleri eski Bakanı Hasan Fehmi Güneş'in, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) sağcıların elinde olduğu yönündeki iddialarının gerçeği yansıtmadığını söyledi. Şendiller, sadece solcuların adının karıştığı olaylarla ilgili dosyaların mahkemeye intikal ettiği yönündeki görüşlerin yalandan ibaret olduğunu söyledi.

    Ökkeş Şendiller, hadiselerin sorumlusu olarak sol örgütleri göstererek dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş'i belgeleri karartmakla suçladı.

    Kahramanmaraş Olayları'na adı karışan, işkencelere ve yargılamalara maruz kalan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) 19'uncu Dönem Kahramanmaraş MHP'li Eski Milletvekili, Kahramanmaraş Olayları'nı dış mihrakların içinde bulunduğu, Türkiye'yi istikrarsızlaştırma planlarının bir ürünü olarak tarif etti. Olaylarda iç ve dış mihrakların etkili olduğunu belirten Şendiller, olayları planlayanların sol marksist örgütler ve dış mihraklar olduğunu kaydetti.

    Hadiselerde ölen militanlar arasından 7 sünnetsiz cesedin ortaya çıkarılmasının ortaya attığı görüşün açık ispatı olarak nitelendiren Şendiller, "Dönemin İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı, Kahramanmaraş'ta incelemelerde bulunup olayı Sol örgütlerin çıkardığını söylemiş, Ankara'ya döner dönmez görevden alınmış yerine Hasan Fehmi Güneş getirilmişti" diye konuştu.

    Ökkeş Şendiller, olayların Alevi ve Sünni sorunu olmadığına işaret ederken, Maraş'ta sinemayı bombalayan ve 2 öğretmeni öldürenlerin Devrimci Savaş Örgütü olduğunu belirtti.
    Cenaze törenlerini düzenleyen, duvar yazılarını hazırlayanların da aynı örgüt olduğunu söyleyen Ökkeş Şendiller, Adana Sıkıyönetim Mahkemesi'nin kararlarıyla söz konusu eylemlerin sabitlendiğini söyledi.

    "MİT'İN SAĞCILARIN ELİNDE OLDUĞU, SADECE SOLCULARIN KARIŞTIĞI OLAYLARIN SAVCILIĞA İNTİKAL ETTİĞİ YALAN"

    Şendiller, Devrimci Savaş Örgütü'nün katlettiği 2 öğretmen Alevi olmadığına temas ederek, hadiselerle ilgili mahkeme kararlarına dikkat çekti. Ökkeş Şendiller sözlerini şöyle sürdürdü:

    "12 Eylül'den önce Maraş Katliamı'yla ilgili davalar açıldı. .İşkencelere maruz kaldık, yargılandık ama beraat ettik. Ancak, olayların başlamasına neden olan Çicek Sineması'na bomba atarak halkı tahrik eden, iki öğretmeni öldüren Devrimci Savaş Örgütü, Adana SIkıyönedtim Askeri Mahkemesi'nce suçlu bulundu.

    Altınyan'ın Devrimci Halkın Birliği Örgütü'nün olayların planlayıcı olmak suretiyle suçu sabitlendi. Halkın Kurtuluşu Örgütü ve Apocular'da süreçte işledikleri cinayet ve yaptıkları eylemler nedeniyle suçlu bulundu. Fakat 1980'den sonra Askeri Sıkıyönetim Mahkemelerince alınan tüm kararlar görmezden gelinmiştir, eylemlerin altında imzası bulunan örgütler gizlenmiştir."

    Dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş ve CHP İktidarının Kahramanmaraş Olayları'yla ilgili belgeleri kararttığını dile getiren Şendiller, İrfan Özaydınlı'nın sol örgütlerin olayları başlattığı yönündeki iddiasını çürütmek için Hasan Fehmi Güneşin göreve geldiğini ve gerçekleri kararttığını söyledi.

    2006 yılı sonu Ecevit'in kasasından çıkan belgelerde MİT'in Kahramanmaraş Olayları'nı başlattığı yönünde iddialara rastlandığını bildiren Şendiller, 1978'liler Vakfı'na konuya muhattap tarafları tartışmaya davet ettiklerini ifade etti.

    Sadece 12 Eylül 1980 tarihinden önceki yargılamalara bakılmamasını isteyen Şendiller, şöyle dedi: "1974 yılında Ecevit Affıyla dışarı çıkan Garbis Altınyan, Maraş Elbistan'da faaliyet göstermiş. Onun bağlı olduğu örgüt, mezhep farklılığını kullanan, Çin modeli bir örgüttür. Olayların çıkmasına sebep olan, ilk ölen 28 sağcının öldürülmesine sebep olan Devrimci Savaş Örgütü'dür. Bunlar görmezden gelindi.
    Konuyla ilgili bilgi ve belgeleri 12 Eylül öncesinde Sıkıyönetim Mahkemesi'ne aktarmayan Hasan Fehmi Güneş ve ekibidir. Ecevit'in dosyasında çıkan dosyada MİT sağcıların elindeymiş onun için olaylar haber verilmemiş. Sadece solcularla ilgili hadiseler mahkemeye gönderilmiş bu yalandır, gerçeği karartmadır.

    Ecevit'in elindeki belge değil, mahkeme kararı da değil. Ecevit neden olaydan 10 gün sonra Başbakan olarak ilgili mahkemeye dosyayı göndermedi?

    Hukuk sisteminde mahkemelerin son lerdiği kararlar göz önünde bulundurulmalıdır. Ecevit ve Güneş sokaktaki vatandaşlar değil, bu konuda eğer MİT ya da başka kurumların parmağı varsa açıklanmalıdır."

    Yakın zamanda ortaya çıkacak olan Kanlı Oyun adlı kitabında döneme ilişkin bilgileri ortaya koyacağını söyleyen Ökkeş Şendilli, kitabıyla yeni Sivas Olayları'nın meydana gelmesini engellemek istediğini açıkladı.

    MİT'in o dönem başkanlığını Sosyal Demokrat kimliğiyle tanınan Adnan Ersöz'ün yürüttüğüne dikkat çeken Şendiller, MHP'liler ve Ülkücüler dahil kimsenin konuyla ilgili ceza almadığını aktardı.

    "SORGUDA Kahramanmaraş KATLİAMI'NI TÜRKEŞ'İN TALİMATIYLA YAPTIĞIMIZI SÖYLEMEMİZ İÇİN BASKI YAPILDI, VAATLERDE BULUNULDU"

    Ökkeş Şendiller, Özaydınlı'nın görevden alınmasının ardından Pol-Der'de kadro bağlamında yapılanmaya gidildiğini ve kendisinin günlerce işkenceye maruz kaldığını belirtti.
    Şendiller, "Bizden sorguda Kahramanmaraş Katliamı'nı Türkeş'ten aldığımız talimat doğrultusunda yaptığımızı söylememizi istediler. Bizi yurt dışına gönderecekleri, estetik uygulayacakları ve polis yapacakları vaat ettiler. Ankara Emniyet Sarayı'nda günlerce süren İşkencelere direndik ve yargılama sonucu beraat ettik." diye konuştu. Dönem içerisinde Türkeş'e yönelik suçlamaların sürdüğüne işaret eden Şendiller, Güneş'in sorgulamasına bizzat katıldığını kaydetti. Şendiller, şöyle devam etti:

    "Kahramanmaraş Olayları devam ederken bir çocuğun ana karnından çıkartılmasıyla ilgili haber vardı. Olaylar sürerken kadının biri doğum için hastaneye geliyor. Doğum yapan kadının ölümü gerçekleşiyor, gazetecinin biri hadisenin fotoğrafını çekiyor ve böylesine bir iftiraya imza atıyor.
    Hastane Başhekimi olayla ilgili açıklamalarda bulunmaya çalıştıysa da etkili olamadı. Ayrıca olaylara 4 gün boyunca müdahale edilmedi. Hadisede Hükümet kusurları var, kargaşa sürecinde sokağa çıkma yasağı getirilse bunlar yaşanmayacaktı."

    Ökkeş Şendiller, dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş'in mahkeme kararlarını yok saydığını öne sürdü. Kenan Evren'in de 1990 yılındaki hatıralarında yer verdiği Kahramanmaraş Olayları'nın sorumlusunun sağcılar ve dinciler olduğu yönündeki iddialara temas eden Şendiller, söz konusu kişileri mahkemeye vereceklerini kaydetti.

    Milletvekili ve Büyük Birlik Partisi (BBP) Eski Genel Başkan Yardımcılarından Ökkeş Şendiller, hadiseler hakkında söylenmeyenlere, açıklanmayanlara ışık tuttu. Olayları'nı başlattığı yönünde iddialara rastlandığını bildiren Şendiller, 1978'liler Vakfı'na konuya muhattap tarafları tartışmaya davet ettiklerini ifade etti.

    (Cihan Haber Ajansı) 03.01.2008

  8. #8
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199
    'Güneş Ne Zaman Doğacak' adlı filmin yönetmen asistanı İsmail Güneş...

    --------------------------------------------------------------------------------

    Maraş olaylarının arkasında Sovyet parmağı var" Maraş olayları Stalin zulmünden kaçan Kırım Türklerinin anlatıldığı bir sinema filminin gösterimi sırasında başlamıştı. Aradan 30 yıl geçmesine rağmen Kahramanmaraş'ı savaş alanına çeviren provokasyonun karanlık tarafı gün yüzüne çıkamadı.

    MaraŞ olaylari ve sovyetler bİrlİĞİ

    Olayların çıkış noktasında duran 'Güneş Ne Zaman Doğacak' adlı filmin yönetmen asistanı İsmail Güneş olayların müsebbebi olarak Sovyet Rusya'yı


    Maraş olayları bir sinema filmiyle başladı 'Perdenin ardında Sovyet Rusya var'

    İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler'in gamalı haçı ve Stalin'in kızıl yıldızı arasında kalarak hırpalanmış sürgün edilmiş kurşuna dizilmiş hayatları anlatan pek çok dramatik hikâye var. Sovyet Rusya'nın lideri Stalin'in katliamlarından canını kurtarabilmek için Türkiye'ye kaçan 417 Kırım Türk'ünün acı sonla biten hikâyesi gibi. 1945'te ölümden kaçtıkları Sovyet Rusya'ya teslim edilmeden hemen önce 'yaşadığımızın kanıtı olsun' deyip kış ortasında elbiselerini çıkararak Kars tren garında onları izleyenlere vermiş sağ sol kavgasına itilmiş cunta borazanlarının her bir yanda çalındığı bir dönemde gösterime girdi. Ardından yakın tarihe kanlı Maraş katliamı olarak adını kazıyan toplumsal histerinin görünürdeki çıkış noktası oluverdi birden. Filmin gösterildiği Çiçek Sineması 20.00 seansında salon sağcılar tarafından tıklım tıklım doldurulmuşken bombalı saldırıya uğradı. İkisi ağır yedi kişi yaralandı. Patlamadan iki gün sonra iki sol görüşlü öğretmen öldürüldü. Bu iki olay koca şehri kana bulamaya yetmişti. Üzerinden 30 yıl geçse de binlerce hayatı altüst eden katliam hâlâ aydınlanabilmiş değil. Suçlanan pek çok kişi ya da örgüt var. Yıllarca onların savunmalarını ya da suçlamalarını dinledik. 'Farklı bir şey yok' derken Güneş Ne Zaman Doğacak filminin yönetmen asistanına kulak kabarttık. Bu kişi The İmam Gülün Adı Yok gibi filmlerin yönetmeni İsmail Güneş. Onun gösterdiği adres Sovyet Rusya yani KGB. Filmin çekimini ve gösterimini engellemek için Sovyet Rusya'nın elinden geleni yaptığını söylüyor. Filmin final sahnesinde geçen sözlere atıfta bulunarak "Sovyetlerin sinema filmine tahammül edememesidir tüm bunlar." diyor.



    Filmin yönetmeni Mehmet Kılıç'ın asistanlığını yapan Güneş o dönemde 17 yaşında bir güzel sanatlar öğrencisi. Sovyet Rusya'nın filmin çekileceğinden nasıl haberdar olduğunu şöyle anlatıyor Güneş: "Filmde 1945 Rusya'sı anlatılıyor. Yönetmen Mehmet Kılıç prodüksiyon amiri olan Mustafa Doğan'a 'Bana illa o dönemin Rus askeri kıyafetlerini bul.' diyor. Çünkü o yıllarda Yunan da olsa Bulgar da olsa hep aynı asker kıyafetleri kullanılıyor sinemada. Mustafa Doğan da her tarafa bakıyor bulamıyor. Son çare olarak yönetmene haber vermeden Beyoğlu'ndaki Sovyet Rus konsolosluğuna gidiyor. 'Biz Stalin zulmünden kaçan Kırım Türklerini anlatan bir film çekeceğiz. Bize sizin askerlerin kıyafetlerinden lazım' diyor. Adresini falan bırakıyor." İsmail Güneş yönetmen Kılıç'tan filmi çekmemesini istemiş ısrarla. Hatta 'Biz sana yardımcı olalım Sovyet Türk halklarının kardeşliğini anlatan bir film çekelim.' teklifinde bile bulunmuşlar. Tüm tartışmalara rağmen Mehmet Kılıç filmi çekmekten vazgeçmemiş. Bu arada kalpaklıların ziyareti birdenbire kesilmiş. Film çekimleri başlamış. Her şey yolunda giderken İsmail Güneş'in 'ilk operasyon' dediği stüdyo baskını yaşanmış bu arada. Çekimlerin bitmesine az bir zaman kala filmin negatiflerinin yıkandığı Bomonti'deki Lale Stüdyosu üç kişi tarafından basılmış. Fakat bu baskın ilginç bir şekilde amacına ulaşmamış. Bunun sebebini yönetmen Güneş şöyle anlatıyor: "Filmleri kamera asistanı Cem Molvan teslim ediyor stüdyoya. Bir minibüs var ve her gün set sonrası çalışanları tek tek evlerine bırakıyor. En son stüdyoya uğruyor. Bu arkadaş stüdyoya negatifleri bırakıyor. Kutuların üzerine filmin adını yazması gerekiyor tabii. Fakat aklına gelmiyor filmin adı. 'Güneş Ne Zaman Doğacak' yerine 'Bir Yolcu' diye yazıyor kutunun üzerine. Üç kişi gelip stüdyoyu basıyorlar filmin negatiflerini yakmak için. Meseleyi kökünden çözecekler böylece. O zaman stüdyonun müdürlüğünü yapan Ender Teker diye biri. Stüdyonun duvarlarında da Yılmaz Güney'in fotoğrafları falan var. "Çocuklar ayıp ediyorsunuz biz öyle bir filmi yıkamayız." diyerek ikna etmeye çalışıyor adamları. Tabii adamlar tüm kutuları kontrol ediyorlar ama isim farklı yazıldığı için bizim filmi bulamıyorlar.
    Kanlı Maraş olayları yakın tarihimizin kara lekelerinden...
    Önce Karagümrük'ü basmışlar Bu baskından sağ salim kurtulan filmin çekimleri kısa bir süre sonra tamamlanmış. Fakat sansür kurulundan geçememiş. Bu noktada devreye giren filmin oyuncularından Oya Aydoğan'ın bir yakını olan Cumhuriyet Halk Partili bir senatörün yardımıyla filmin üzerindeki yasak kalkmış. Böylece sinema gösterimleri başlamış.

    Bu sırada ilk sinema baskını Karagümrük'te yaşanmış. Sinemayı basan saldırganlar filmin kopyasını dışarı çıkarıp üzerine benzin dökerek yakmış. Bir diğer saldırı da Beşiktaş'taki Mıstık sinemasında yaşanmış. Yine gösterim sırasında sinemayı basan saldırganlar filmin kopyasını yakmış. Hatta camı çerçeveyi indirip sinemayı birbirine katmış. Bu olaylar yaşanırken Eskişehir valisi şehrinde Güneş Ne Zaman Doğacak'ın gösterilmesini yasaklamış. Yasağı kaldırmak için uzun süre uğraşan yapımcı firma Orhon Film son çare olarak dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e mektup yazmış. Olumlu cevap almışlar. Böylece Cumhurbaşkanlığı emriyle Eskişehir'deki yasak kalkmış.

    Eskişehir'deki galaya filmin oyuncularından Turgut Özatay'la gittiklerini belirten İsmail Güneş büyük bir ilgiyle karşılaştıklarını ifade ediyor. Bu arada Karadeniz'de ve Erzurum bölgesinde filmin büyük bir ilgiyle takip edildiğini de sözlerine ekliyor. Sadece Adana bölgesinde bir sorun yaşanıyormuş o günlerde. Bu bölgede filmleri gösteren şirketle yönetmen Mehmet Kılıç arasında bir tartışma yaşanmış çünkü. Bu nedenle Kahramanmaraş'ın da içinde bulunduğu bölgeye filmleri kendileri götürmek zorunda kalmış. Filmi Adana bölgesine İbrahim adlı bir arkadaşının götürdüğünü söyleyen İsmail Güneş şöyle devam ediyor: "İbrahim Maraş'a gidiyor. Film oynamaya başlıyor. Sinemaya bomba koyuyorlar. Bombadan ben iki ölü hatırlıyorum. Gerçi o zaman öyle alışmıştık ki ölüm haberlerine. Bunun üzerine kontra bir durum oldu. İki kişinin cenaze töreninde iki ölü üç tabut var. Üçüncü tabutta silah var. Meydana gelindiğinde camilere minarelere ateş açılıyor insanlar öldürülüyor. Bir kaos ortamı. O zamanki Sovyetler Birliği bu filmi oynatmamak için elinden geleni yapmıştır. Sonunda Maraş'ı birbirine katmıştır.

    Alevi-Sünni çatışmasıydı sağdı soldu demeye gerek yok. Sovyetlerin sinema filmine tahammül edememesidir tüm bunlar. Çünkü her tür film gösterilmiştir bizde. Bu olaylardan sonra iş çığırından çıktı zaten. Sürü filmine bomba attılar. Karşılıklı saldırılar başladı. Sinemalara bomba atma modası başlamış oldu.


    İsmail Güneş 17 yaşındaydı

    Daha çok Maraş olaylarıyla anılan Güneş Ne Zaman Doğacak adlı film 1945 yılında Sovyet Rusya'dan kaçıp Türkiye'ye sığınan 417 Kırım Türk'ünün hikayesini iki kişi üzerinden anlatıyor. 1977 yapımı filmin başrollerinde Cüneyt Arkın ve Oya Aydoğan oynamış. The İmam Gülün Bittiği Yer gibi eserlerden tanıdığımız yönetmen İsmail Güneş henüz 17 yaşında bir güzel sanatlar öğrencisiyken bu filmin yönetmen asistanlığını yapmış yani KGB'yi adres gösteriyor. sınırı geçer geçmez de Stalin'in askerleri tarafından kurşuna dizilmişler. İşte bu insanların hikâyesinden yola çıkarak 1977 yılında çekilmiş bir film var. Final sahnesi '1945 yılında Sovyetlerden Türkiye'ye iltica eden ve sınırda iade edilirken kurşuna dizilen 417 Türk'ün aziz hatırasına' diye biten film.

    Başrollerinde Cüneyt Arkın ve Oya Aydoğan'ın oynadığı bu film prodüksiyon amirinin bu görüşmesinin hemen ardından Beyoğlu Sakızağa Caddesi'nde bulunan ofislerinin 15 gün boyunca yaklaşık 50 kişilik kalpaklı kişiler tarafından ziyaret edildiğini anlatıyor. Türkçe konuşan ve Sovyet Konsolosluğu'ndan gelen kalpaklılar...(Alıntı)

    ÖNDER DELİGÖZ

  9. #9
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199
    SonuÇ!!!

    --------------------------------------------------------------------------------

    Adana Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde açılan davada 805 kişi yargılandı. Bunların 52’si sol görüşlü, Ancak, içlerinde hiç örgüt üyesi yoktu. Örgütler adeta yok oldu. Yani Ecevit’in gizli kasasından çıktığı iddia edilen gizli belgenin tam aksi, olayları planlayan ve katliam yapan Marksist örgüt ve militanları korunmuş, belgeler askeri mahkemelerden kaçırılmış ve haklarında o dönem dava açılamamıştır.

    Ancak 12 eylül sonrası askeri mahkemelerde 6 sol örgütle ilgili dava açılmış ve bir çok militan ceza almıştır. Bunlardan bazıları şunlardır:


    1-Devrimci Halkın Birliği örgütü lideri eski sandık cinayeti sanıklarından ERMENİ GARBİS ALTINYAN VE ÖRGÜTÜ Kahramanmaraş olaylarını tertiplemekten idam cezası aldı(Adana sıkıyönetim mah.1982/438 karar) 1991 infaz yasası ile tahliye oldu.

    2-Dev-savaş örgütü olayların sebebi olarak gösterilen 2.sol görüşlü öğretmenin öldürülmesinden idam cezası aldılar.(Adana askeri mah.1984/208 no’lu karar) 1991 infaz yasası ile tahliye oldular.

    3-TDKP/HALKIN KURTULUŞU örgütü Adana askeri mah.1984/150 sayılı karar birçok militan ceza aldı.

    4-APOCULAR(PKK) Adana askeri mah.1986/104 sayılı karar bir çok militan ceza aldı.

    7 Sünnetsiz Ceset

    Ayrıca pol-der ve töb-der üyesi birçok militan aynı mahkemelerde yargılanıp ceza aldı.


    Kahramanmaraş olaylarında resmi rakamlara göre 111 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce insan yaralandı, yüzlerce ev ve iş yeri yandı. Ölenler arasında kimliksiz birçok militanla birlikte 7 sünnetsiz ceset tespit edildi. Bu cesetlerin kesinlikle gayrimüslim olduğu ve olaylarda dış güçlerin olduğuna delil olarak değerlendirildi.


    Ökkeş Şemdinliler bir numaralı sanık olarak 2 yıla yakın Adana 1 no’lu askeri mahkemesinde yargılanarak beraat etti...


    08.08.1980/520 gerekçeli karar.(alıntı)

  10. #10
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199
    SoRULAR???

    --------------------------------------------------------------------------------

    1-Dönemin Maraş Emniyet Müdürü Abdülkadir Aksu'nun bu katliam hakkındaki görüşleri nelerdir?

    2-Katliam Öncesin de Ülkücülerin Sinema Filmi Seyrettiği Sinemayı kim bombalamıştır?Bombalanma sonrası İlk gözaltına alınan solcu genç kimdir?Neden başkası üzerine atılmıştır?

    3-Ölen Resmi Kayıtlara göre 111 vatandaşın hepsinin Alevi olmaması ve İçlerinde 7 Sünnetsizin olması ne anlam ifade eder?

    4-Dönemin İçişleri Bakanı Neden "Solcular Olayları Başlattı" dedikten Sonra neden Ecevit Tarafından görevden alınır?

    5-Ecevit'in Öldükten sonra Güya ortaya çıkan gizli kasasında "Katliamı Mit ve Alparslan Türkeş beraber planladı" yazısı var iken,Aynı Mit ve Aynı Devlet Neden Alparslan Türkeş'e ve Hareketine İhtilal sonrasında eziyet etmiştir.Eğer denilen gibi Alparslan Türkeş bu güçler ile beraber çalışmış ,Devlette Sözü geçen Her istediğini yaptırabilen biri olsa idi Nasıl olur da İhtilalalden en çok etkilenen Ülkücüler olur?

    6-Maraş ve Çorum Katliamlarından bir süre önce Bu iki şehri gezen ve Nüfus sayımı ve Demografik bilgiler edinen,ayrıca dönemin valilerini ve chp il başkanları ile belediye başkanlarını ziyaret eden Amerikalı kimdir

    7-En büyük kötülüğü ve iftira etmeyi bu gruplar içerisinde Ülkücülere yapan 12 Eylül idaresi nasıl olur da bu olay da Solcu Grupları suçlu bulabilir.Eğer zerre kadar Ülkücüler ile ilgili delil olsa bu zihniyet Suçlanan Ülkücüleri Serbest bırakır mıydı?

    8-Ecevit ve Ekibi madem bu kadar iyi tahlil etmişlerdi de olayı neden Bir başbakan olarak oraya gerekli Güçleri göndermedi.

    9-Ecevit'in yazdığı öldükten sonra ortaya çıkan güya gizli notta

    'CHP iktidarı devraldıktan sonra vuku bulan büyük olayların (Malatya, Sivas, Maraş) çıkacağına dair 1-2 ay evvelinden haber verilmediğinden yüzlerce vatandaşımızın can ve mal kaybına sebebiyet vermişlerdir. Önceden haber vermek bir tarafa, olayın yaratılmasında en etkin rol oynamışlardır. Nitekim Kahramanmaraş olayı MİT'ten... müşterek planlamaları ile çıkarılmıştır. MİT olayın içinde olmasaydı, Maraş'tan her türlü istihbaratı aylar evvel alır ve olayın zuhur etmesine meydan vermezdi.'

    yazılı ise,Dönemin Çorum CHP İl Başkanının Çorum olayları öncesinde etrafın karıştığı,Amerikalı birinin gelip kendisi ile görüşme talep ettiği ve İldeki çoğu bürokrata ildeki alevi nüfusunu ve şeriatçılığın olup olmadığı sorularını sorduğunu söylediği halde Ecevit'in kafası çalışmıyor muydu Buralarda bir çatışma olacağı hakkındaİlla Mit'in mi söylemesi gerekiyor idi?

    10-Neden bu kadar kanıt var iken Hala bu Katliam Ülkücülerin Üzerine yüklenmek istenmekte?

    11-Davası Allah Davası olan ve her fırsatta bağıra bağıra bunu söyleyen bir Ülkücü Allah'ın izin vermediği Masumu Öldürmeyi hele hele Şimdilerde "Ermeni soysuzlarının yaptığı" hamile olanın karnından bebeğini çıkartıp katletmeyi Nasıl yapar?Yaptığı Nasıl Düşünülebilir?Bu tür Katletmelerin kimin tarafından yapıldığı Günümüzde de Belli değil midir?

1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Maraş Katliamcısının İtirafı
    SOSYALİST Tarafından Şikayet ve Protesto ediyoruz Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 21-01-2013, 04:51 PM
  2. Telefonunuzu tersyüz ettiğinizde sessize alan uygulama
    YukseLL Tarafından Android işletim sistemi Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 24-02-2012, 12:17 PM
  3. Sırma & maraş işi
    mopsy Tarafından El Sanatları Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-09-2010, 09:23 PM
  4. Maraş Katliamı 31. Yılında
    SOSYALİST Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 24-12-2009, 03:19 PM
  5. Maraş Katliamının 30. yıldönümünde Adana'da miting
    güney Tarafından Destekliyoruz, Alkışlıyoruz Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 12-12-2008, 04:33 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık