Siyasi iktidarın içeriği belli olmayan açılımı konusunda 10 Kasım 2009 tarihinde CHP adına söz alan Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, yaptığı doyurucu konuşma sonrasında haksız eleştirilere uğradı. Eleştirinin dozunu arttıran bazı yüzeyseller istifa etmesini bile istedi. Bazı yüzeyseller ise bir özür dileme kampanyası başlattılar.

Devletler, isyanla silahla bastırırlar; çiçekle karşılayarak bastırılan isyan görülmemiştir. Cumhuriyet döneminde yapılan on sekiz isyan da gerici harekettir, bölücü harekettir, cumhuriyete karşı yapılan başkaldırıdır. Bunlardan Şeyh Sait ve Dersim İsyanı, yabancı ajanların kendi çıkarları için tahrik ettikleri ayaklanmalardandı.

Onur Öymen, Güneydoğu sorununun yakın tarihini anlatan içeriği dolu bir konuşma yaptı. PKK ve İmralı’daki ile masaya oturmak isteğinde bulunanlara karşı şunları söyledi: “Atatürk Şeyh Sait ile müzakere mi etti? Dersim isyanını yapanlarla müzakere mi etti? Onların sözcüleriyle, temsilcileriyle masaya mı oturdu? Yabancı ülkelerin istihbaratından mı yararlandı? Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında bütün analar ağlamadı mı? Kısa bir sürede bütün terör örgütlerini dize getirdi.” Bugün için güzel dersler çıkartılması gereken bu konuşma, bazı dış ve iç çevrelerin kışkırtması sonucunda, salt Dersim’e odaklanmıştır. Bugün, bir Dersim sözüyle harekete geçip, ortalığı birbirine katanların neyi savundukları ve bilerek ya da bilmeyerek kimlerin değirmenine su taşıdıkları iyice sorgulanmalıdır. Bu sorgulamanın bugün cumhuriyeti yok etmek isteyenlere karşı dik bir duruş gösterebilmek için yapılması gerekmektedir.

Dersim bölgesi, Tunceli Kanunu’nun çıktığı 1935 yılına kadar eşkıyaların cirit attığı, ağaların ve şeyhlerin korku saldığı, aşiret reislerinin egemenliği altında bir yerdi. Geçim kaynakları son derece sınırlı ve halk yoksuldu. Bunun yanında sağlık, eğitim ve ulaşım gibi olanaklardan yoksundu. Hükümet idareye yeni bir düzen vermek için, yeni iller ve ilçeler kurmuştur. Bu bölgede kalıcı bir düzen sağlanması amacıyla okuluyla, hastanesiyle, suyuyla, yoluyla, köprüsüyle bir dizi reform programı çerçevesinde yeni girişimler başlatmıştır. Tunceli Kanunu, bu yenileşme programının adıdır. Tunceli Kanunu, ortada bir isyan bulunduğu için, bu isyanı bastırmak için çıkarılmamıştır. Bölgeyi kalkındırmak, insanlara aş, iş, eğitim ve sağlık olanakları sunmak, böylece asayişsizlik ve isyan potansiyelini en aza indirmek için çıkarılmıştır.

Ancak aşiret reisleri alıştıkları eski düzenlerini sürdürmek istiyorlardı. Köprüler, yollar, okullar yapılmaya başlanır başlanmaz, tepkiler de başlamıştı. Hükümet, isyan eden aşiret reislerini yola getirmek için araya elçiler koydu ama bu derebeyleri barışı reddettiler. Tepkiler giderek eyleme dönüşmüş ve 21 Mart 1937 gecesinden itibaren telefon telleri kesilmiş, köprüler yakılıp yıkılmış, askeri karakollar basılmaya başlanmış, askeri birliklere aynı anda baskınlar düzenlenmiş, subay ve askerler şehit edilmiştir. Dersim isyanını başlatan Seyit Rıza adlı bir derebeyi idi. Yola, köprüye, okula ve her türlü yeniliğe direnen derebeyi Seyit Rıza, cumhuriyet rejimine karşı ayaklanmıştır. Savaşta ve diplomaside büyük utkular kazanan genç cumhuriyetin kökleşmesi ve sağlamlaşması için özellikle devrimleri yaşama geçirmesi gerekiyordu. Bu yüzden, devrimlerin önünü kesebilecek her türden ortaçağ artığının direncine hoşgörülü olmak olanaksızdı. Bu isyan Eylül ayında tamamen bastırılmıştır. Aralarında Seyit Rıza’nın da olduğu yedi kişi idam edilmiş, 37 kişi de ağır hapis cezası almıştır.

Tunceli’li Seyit Rıza’nın öncülüğünde başkaldıran ortaçağ özlemcileri gibi, Atatürk’ün yanı başında ulusal kurtuluş savaşına var gücüyle destek veren Diyap Ağa da, Tunceli’liydi. Ankara yakınlarına gelen Yunan ordularının yarattığı korku ile “meclisi Kayseri’ye taşıyalım” diyenlere, Diyap Ağa’nın; “buraya savaşmaya mı, yoksa kaçmaya mı geldik?” sözüyle gösterdiği yürekli ve dik duruşu belleklerdedir.

Dersim'i Yeniden İnşa Cemiyeti yöneticilerinin 15 Kasım 2009 tarihinde Almanya'dan yaptıkları açıklamada Dersim İsyanının elebaşısı Seyit Rıza'ya övgüler düzülürken, Mustafa Kemal Atatürk ve Türk ordusunun soykırım yapan zalimler olduğu iddia ediliyor. Bu olayın AB’ye taşınması süreci Onur Öymen'in konuşması nedeniyle kopartılan fırtınanın kaynağını gözler önüne seriyor. Yaşananlar ABD ve AB emperyalist güçlerinin dayatmasıyla sahneye konulan Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmesi sürecinin yeni bir aşamasından başka bir şey değildir. Bu cemiyet, 19 Kasım 2009 tarihinde Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nda “Dersim 1937/1938, Aleviler ve Devletin Rolü” adlı konferans düzenledi. AB’nin himayesindeki konferansta da, daha önce yaptıkları açıklamadaki söylemler tekrar edildi.

DTP’li milletvekilleri şimdi de Tunceli yerine Dersim ismini kullanmak için kampanya açıyorlar. Dersim olunca, kentte tüm sorunlar çözülecek mi? Büyük yatırımlar yapılıp, fabrikalar açılıp, işsizlik bitecek mi? Sağlıktan, eğitime, belediye hizmetlerinden kentleşmeye kadar her türlü sorun sona mı erecek?

Türkiye, içinde bulunduğu çok büyük sorunlarla karşı karşıyadır. Ekonomik kriz, yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk, hukuksuzluk, telefon dinlemeleri, açılım adı altında ihanete varan gelişmeler ve bir sivil darbe yaşanmaktadır. Bütün bu olumsuzluklar görmemezlikten gelinerek, numaracı cumhuriyetçiler, tarikatçılar, bölücüler, yerli ve yabancı işbirlikçiler, AB’den fonlanarak kendilerini Alevilerin sorumlusu olarak görenler bir araya gelerek, emperyalizmin ekmeğine yağ sürmektedirler. Buradaki ilk hedefleri Alevileri, Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi ve Silahlı Kuvvetler karşıtı haline getirmek. Son hedefleri ise Atatürk’ü yargılamak ve Kemalizm’e son vermek. Ulusal ve Kemalist bilinç düzeyleri yeterli olmayanlar da, bu yapılmak istenenlere alet olmaktadırlar. Onur Öymen, yıllardır diplomat olarak, milletvekili olarak, ulusal çıkarlar için, her alanda, her cephede onur mücadelesi yapmaktadır. Bu mücadeleyi anlayamayanlar, ya da anlamak istemeyenler, emperyalizmin oyuncağı olacaklardır ve kullanım tarihleri sona erince yok olup gideceklerdir. Herkesin bilmesi gerekir ki, emperyalist güçlerin ve yerli işbirlikçilerin her türlü oyunları boşa çıkacaktır, Atatürk’ün aydınlık Türkiye’si sonsuza dek yaşayacaktır.

Ulus Gazetesi, 23 Kasım 2009.
Suay Karaman
Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Genel Sekreteri