AÇILIM, DÖNÜŞLER VE TEHDİTLER
Kandil'den inen PKK'lı grubun ve Mahmur'dan gelenlerin Habur Sınır Kapısı'nda teslim alınmalarıyla başlayan ve yer yer provokasyon ve ajitasyon kokan karşılama görüntüleri toplumda ciddi bir hassasiyete yol açmış durumda. Şehit aileleri ve diğer grupların gösterdikleri tepkiler de yadsınamayacak bir şekilde sürüyor. Bu arada geri dönüşlere bir süre ara verildiği belirtiliyor. Avrupa’dan gelecek grup içindekilerin ise belli olduğu ancak güvenlik nedeniyle isimlerinin açıklanmadığı vurgulanıyor. Durum yeteri kadar ciddi ve kırılgan iken, sözde barıştan başka bir şey düşünmediklerini ve görüntülerin kardeşlik göstergesi olduğunu savunan PKK’lılar, basına verdikleri demeçlerde, maalesef samimi olmadıklarını ifade ediyorlar.
PKK’nın yayın organı ROJ TV’de 23 Ekim 2009 tarihinde yayınlanan haber programa katılan PKK’lı Bozan Tekin, “Halkımızın yaptığı barışa duyulan inanç ve sevinçtir. Bunu provokasyon olarak nitelendirebilmek için insanın aklından zorunun olması veya faşist olması gerekir.” diyerek açılımın mimarlarını suçluyor. Devlet yetkililerinin beyanlarını büyük bir oyun olarak niteleyen Tekin, onları uyardıklarını, ateşle oynadıklarını ve altında kalacaklarını söylediklerini, Avrupa'dan gelecek olan grubu da aynı coşkuyla karşılayacaklarını ve sahipleneceklerini, hiç kimsenin bunu engelleyemeyeceğini ve engellemeye kalkışmaması gerektiğini kaydederek açıkça Türkiye’yi tehdit ediyor.

Diğer bir örgüt yöneticisi Mustafa Karasu da, PKK’lıların dönüşleriyle ilgili tehditlerini ilk günden beri sürdürenlerden. Karasu, Fırat Haber Ajansı’na verdiği demeçlerde; “Sil baştan yapılamayacağını, hükümetin bu savaştan kazançlı çıkamayacağını, AKP’nin eski iktidar partileri gibi partiler çöplüğüne atılacağını” bildiriyor. Açılım adı verilen bir iki küçük adımla siyasi meşruiyetin yenilenmek istendiğini, bu temelde iç ve dış kamuoyunun desteği alınıp inkar ve imha politikasının yeni koşullarda sürdürülmesinin amaçlandığını belirten Karasu, açılımın tasfiye amaçlı olduğunu aktarıyor. Nedense PKK’lıların dilinden bir türlü düşmeyen iki küçük kelime, “inkar ve imha”, her fırsatta anlamsız bir şekilde tekrarlanıyor. Gerek ROJ TV ekranlarından her gün her dakika, gerekse PKK’lıların basınla yaptıkları röportajlarda “inkar ve imha” sık sık sarf ediliyor. Oysa Kürtleri inkar eden de yok imha eden de. Bu ülkede Kürtler, bütün devlet görevlerinde yer alabiliyor, özgürce Kürtçe konuşabiliyor, TV seyredebiliyor, tüm vatandaşlar gibi bütün haklardan yararlanabiliyor. PKK üyesi olmaktan cezaevinde tutuklu iken milletvekili seçilen Sebahat Tuncel’in varlığından söz edilebilirken, Türkiye’de hala inkar ve imha kelimelerini kullanmanın anlamsızlığı ise ne yazık ki anlaşılamıyor.

PKK’lı grupların karşılanması sırasındaki görüntüleri “barışa destek sunmak” olarak tanımlayan DTP ise konu ile ilgili bir karar aşamasında bulunuyor. 4 Ekim’deki kongreden sonra ilk kez MYK toplantısında bir araya gelen DTP’liler, yaşanan gelişmeler ve DTP’ye yönelik eleştirileri değerlendirmeye çalışıyor. DTP’nin ne yaparsa yapsın terörü sahiplenmemesi bekleniyor.

Açılım, dönüşler ve tehditler bir kısır döngü halinde sürüyor. Tarihi bir adım atılmış gibi görünüyor. Bundan yararlananlar ya da yararlanamayanların gelecek günlerdeki görüntüleri de merakla izleneceğe benziyor. Araştırmacı yazar ve DTP Yönetim Kurulu Üyesi Faik Bulut, Kürtlerin ortak bir akılla ve evrensel ölçülerde hareket etmesi gerektiğini söyleyerek yeni dönemde yeni sloganlar ile ortaya çıkılmasını, eski talep ve sloganlarla yeni dönemin yürütülemeyeceğini, yaratıcı söylemlerde bulunulmasını öğütlüyor.
Helin Demir
helindem@mynet.com