Türkiye, yaklaşık 25 yıldır PKK terör örgütü ile mücadele ediyor. Bu dönemde 35-40 bin insanımızı kaybettik. Ülke olarak, çok büyük maddi ve manevi kayıplar yaşadık ve maalesef ki yaşamaya da devam ediyoruz. Adına, “Kürt Sorunu”, “Kürtçülük Sorunu”, “Terör Sorunu”, “PKK Sorunu”, “Güneydoğu Sorunu”, “Bölücülük Sorunu”, her ne derseniz deyin, ortada gerçekten çok önemli bir sorun var ve kolay kolay çözülebilecek gibi de görünmüyor.

Bunca verilen mücadeleye rağmen sorun yıllardır çözülemediğine göre, çözümün olası çarelerini farklı alanlarda da aramayı ve sorunun kökenine inerek uzun vadeli akılcı stratejiler geliştirmeyi ve bu stratejileri bıkmadan, yılmadan, usanmadan, ısrarla uygulamayı kaçınılmaz kılıyor.

Teslim olan veya yakalanan örgüt mensuplarının, örgüte katılışlarına dair verdikleri ifadeler, bu konuda son derece önemli ve belirleyici. Örgüte katılış gerekçeleri, genellikle, en başta “eğitim eksikliği, işsizlik, yoksulluk, yaşam ve geçim koşullarının zorluğu ve nihayet aile ilgisizliği” olmak üzere, “arkadaş ve akraba telkininin yanı sıra, kısmen kan davasından kurtulma ve özellikle bayanlarda görülen aile baskısı, aile içerisinde değer verilmeme, zorla ve genç yaşta evlendirilme” gibi çeşitli sosyolojik, kültürel ve ekonomik koşullar olarak açıklanıyor.

Tüm bu olumsuz koşulların, örgüt için bulunmaz bir nimet olduğunu ve örgütün bu olumsuz koşullardan azami seviyede faydalanarak bir anlamda bataklıktan beslendiğini görmek ve anlamak için de âlim olmaya gerek kalmıyor.

“Eğitim eksikliği, işsizlik, yoksulluk, yaşam ve geçim koşullarının zorluğu ve aile ilgisizliği” gibi gerekçelerin en büyük sebebi, ortak paydası ve tek kaynağı ise bölgedeki sürekli artan ve durmak bilmeyen “NÜFUS”. Nüfus arttıkça olumsuz koşullar katlanarak daha da artıyor.

Dikkat ederseniz, Doğu’da ya da Batı’da yaşasın, Kürt kökenli herhangi bir ailenin nüfusu genellikle 8 ya da 10 kişiden oluşuyor. 40 yaşına gelmiş, 20 yıllık evli bir babanın ortalama 8 çocuğu bulunuyor. Bu babaların azımsanamayacak bir kısmının 3 ya da 4 eşli oldukları da unutulmamalı. Çocuklarının yaşlarına göre sırasını bilmeyen baba ve anneler, 60-70 toruna sahip olup da, bırakın isimlerini, hangi çocuğundan olduğunu bilmeyen dedeler, anneanne ve babaanneler var bölgede. Gidenler, görenler bilirler, sokaklar, sokak araları, yüzlerce, boy boy, kız ve erkek çocuklarla dolup taşıyor. Bu durumda anne ve babalar, doğal olarak çocuklarına sahip çıkamıyor, okutup sağlıklı büyütemiyor ve sonuçta çocuklarını yarınlara güvenle hazırlayamıyor.

“Sosyal Devlet” açısından bakıldığında ise durum, kat be kat zorlaşıyor ve içinden çıkılamaz vahim bir hal alıyor. Her semte on’larca okul, on’larca sağlık ocağı, yüz’lerce iş yeri açmanız mümkün değil. Açsanız donatamaz, açıp donatsanız çalıştıracak kalifiye personel bulamazsınız. Bırakın Doğu’yu, Türkiye’nin en gelişmiş, en modern şehrinin, en lüks semtinde dahi böylesi bir örnek, böylesi bir imkân yok zaten.

Kürt nüfus artış hızının yüksekliği ve dolayısıyla çocuk sayısının çokluğu, teröre malzeme olmanın haricinde, çeşitli olumsuz sonuçları da beraberinde getiriyor. Ülkede yaşanan ve en önemli toplumsal sorunlardan biri haline gelen “kap-kaç, hırsızlık, gasp, soygun, uyuşturucu ve tiner bağımlılığı ve satıcılığı” gibi bu türden adi suçların, genellikle Kürt çocukları/gençleri tarafından işleniyor olması, büyük bir tesadüf olmasa gerek. Yoksa, Kürt çocukları suç işlemeye daha mı yatkınlar, daha mı gönüllüler veya daha mı kolay kandırılıyorlar! O halde, sokaklarda yatıp kalkan, çevreye zarar veren, kanunsuz işlere bulaşmış binlerce Kürt çocuğunun, gencinin oluşturduğu çeteler nasıl açıklanabilir!

Aslında, teslim olan veya yakalanan örgüt mensuplarının verdikleri ifadeler, bunu ve sebeplerini net olarak ortaya koyuyor, açıklıyor; “eğitim eksikliği, işsizlik, yoksulluk, yaşam ve geçim koşulları ve nihayet aile ilgisizliği”.

Sonuç olarak; mevcut sorunların en temel sebebi, kaynağı ve tetikleyeni olarak karşımıza çıkan “yüksek nüfus artışı”, başta PKK terör örgütüne terörist olmak üzere, kap-kaç, hırsızlık ve uyuşturucu çetelerine de eleman potansiyeli yaratıyor ve bu nedenledir ki “Bataklık”, maalesef ki bir türlü kurutulamıyor.

Sabahattin Talu
sabahattintalu@gmail.com