DTP’NİN SEÇİM STRATEJİSİNİN AÇMAZLARI

DTP’nin kendisini PKK ya da PKK’ya sempati duyan kitlelerin temsilcisi veya sözcüsü olarak gördüğü, bu tarz demeçlere yöneldiği için Türkiye’de başlayan açılımları zedelediği, kendisine gösterilen iyi niyetleri erittiği ve genel anlamda sistemi tıkadığı yönündeki fikirler maalesef açık açık ortalarda dolaşıyor. Durum böyle olunca da DTP’ye yönelik eleştirilerin ardı arkası kesilmiyor.
Nasname’de seçimlerle ilgili yayınlanan bir yazıda; DTP’nin bugünden peşine takıldığı stratejinin açmazlarına değiniliyor. Daha bugünden şiddetlenen mahalli seçimlere odaklı DTP ile diğer partilerin rekabeti tam olarak siyasi bir savaş olarak nitelendiriliyor. DTP, bu seçim rekabetini silahların ve en yaygın biçimiyle şiddetin devreye sokulduğu bir savaş olarak yürütüyor. PKK’nın eylemleri ve şiddet yüklü kitlesel gösteriler bu durumu anlatıyor. İstanbul’da arabaları yakmaktan Nusaybin’de polisle çatışmaya ve PKK baskınlarına kadar bütün eylemler bu siyasal çekişmenin bir parçası olarak kendini gösteriyor. Bu noktada şu iki soruyu sormak yerinde bir davranış oluyor. Şiddet ortamı işe yarar mı? DTP, artan şiddet sayesinde Güneydoğu’da seçimi kazanabilir mi?
PKK kurmaylarının bu sorulara kayıtsız şartsız “Evet” cevabı vermeleri doğal. Aksini söylemek şiddet araçları ile var olan bir örgütün kendisini inkar etmesi demek. Aslında 22 Temmuz seçim sonuçları bu cevabın doğru olmadığını göstermiyor. Mermilerin Güneydoğu’da oya tahvil edilemediği anlaşılıyor.
DTP’nin bu mahalli seçimlerde Diyarbakır’ı kaybetmesi, PKK için sonun başlangıcı olarak görülüyor. Erken başlayan şiddetin ve tırmanan gerginliğin sebebi bu endişe. PKK’nın farkında olmadığı veya kabul etmesi imkansız olan gerçek ise şu: Tersinden bakıldığında bu seçimler bölge halkı için PKK otokrasisinden kurtulmanın en kestirme yolu. Şiddet sokaklarda egemenliğini kurabilir, insanları sindirebilir ama seçim sandığı insanın kendi vicdanı ve en risksiz şekilde özgür iradesi ile baş başa kaldığı yer. DTP, siyasal anlamda güçlü ama toplumsal karşılığı zayıf. Bunca yıllık kanın, öfkenin temsilcisi. Kanın siyasetini yapmakla, kanla siyaset yapmak arasındaki fark, PKK’ya sempati duyanları bile bu seçimde tedirgin edeceğe benziyor.
PKK’nın ikinci hatası da bazı partilerle kutuplaşmayı seçmesi. Bu kutuplaşmaların da DTP karşısında diğer partileri yegane alternatif haline getirmesi kaçınılmaz bir sonuç olarak dikkat çekiyor.
Türkiye’de Kürtlere PKK’nın ve DTP’nin hiçbir zaman yapmadığı, Kürt olarak saygı duyulan ve bu saygının gereklerini yerine getiren bir iradenin egemenliğine ihtiyaç duyuluyor. Kürtler bu iradenin bir parçası olmaya hazır görünüyor. Şiddete teslim olmak, şiddetten çare beklemek her şeyden önce insan olmaya aykırı.
Mahalli seçimlere endeksli olarak PKK’nın şiddeti daha da tırmandıracağı beklentisi yaygın. Bu aracı kullananların nasıl geri teptiğini görecekleri ve yavaş yavaş bu sevdadan vazgeçeceklerini de düşünmemek elde değil.
Sonuç olarak, “Kürtlerin temsilcisiyiz, Türkiye partisi olacağız” vb söylemlerle siyaset arenasına adım atan DTP’nin yakın gelecekte çok fazla değişmeyeceği ve terör yolunda ilerlemeyi sürdüreceği ortadayken, boş vaatlerle halkı kandıran bu partinin temsilcilerinin, tehdit edici konuşmalarından ve terörist tavırlarından vazgeçmedikleri sürece, kan ve gözyaşı partisinden başka bir şey olamayacakları görülüyor.
Helin Demir
helindem@mynet.com