PKK’NIN ACIMASIZ DAVRANIŞLARI

PKK’nın yıllarca kan ve gözyaşı demeden mahvettiği hayatların arkada bıraktığı acılar bugün hala akıllarda ve hatırlanmaya devam ediyor. Terörden çok çekmiş olan insanlar hikayelerini aktardıkça, PKK’nın vahşeti, acımasızlığı ve insanlıktan uzak tavrı bir kez daha gözler önüne seriliyor.

Tirajı günde 448 bin 411 olan liberal sol eğilimli Süddeutsche Zeitung’un 22 Ocak 2009 tarihli sayısında, Hans Leyendecker imzasıyla yayımlanan Karlsruhe çıkışlı bir yazıda; Almanya’da PKK’nın acımasızlığından nasibini alan Özlem Akan ve Tayfur Örüm’ün aşk hikayesi konu ediliyor.

Özlem ve Tayfur, sevginin her türlüsünün yasak olduğu PKK içerisinde birbirlerini deliler gibi seven bir çift. Mayıs 2006’da Almanya’da bir PKK yöneticisinin cenaze töreninde tanışıyorlar, kısa bir süre sonra da Özlem hamile kalıyor. Sevinçle Tayfur’a bu haberi veriyor, ancak Tayfur ondan çocuk konusunu tekrar düşünmesini rica ediyor. Tayfur, bir hafta boyunca Özlem’e mantıklı davranması için yalvarıyor, aksi takdirde Irak’a kaçacağını ve gitmeden önce arkadaşlarına çocuğun kendisinden olmadığını söyleyeceğini bildiriyor. Özlem, çocuğundan vazgeçemeyeceğini, Tayfur ise 17 yıldır içerisinde bulunduğu ve Almanya’daki bölge yöneticilerinden birisi olduğu örgütün kendilerine acımayacağını, cezalandırılacaklarını söyleyip duruyor. Tayfur, örgütten ayrılanları ve eleştiricilerini acımasız bir şekilde cezalandıran, şantajla rüşvet toplayan, zorla çocuk aldırma, sakat bırakma, cinayet vb aşağılık yöntemlerle üyelerini caydırma yoluna giden PKK’dan korktuğunu dile getiriyor.

Günlerden bir gün Özlem, Tayfur ve Almanya’daki PKK yöneticilerinden Hüseyin Acar, bir kafede buluşuyor. Görüşmede Acar, Özlem’e “Ya sen yaparsın ya da biz hallederiz” diyerek çocuğu aldırması yönünde tehditler savuruyor. İçindeki korkunun büyüklüğünden ve Tayfur’u da kaybedeceğini düşündüğünden Özlem bir kliniğe giderek 4 aylık bebeğini aldırıyor.

Zorla çocuk aldırma, Karlsruhe’deki Federal Savcılığın PKK yöneticisi Hüseyin Acar hakkında açtığı davanın gerekçelerinden birini oluşturuyor. 2008 yılının Temmuz ayında tutuklanan Acar, bunun dışında Şubat 2007 ile Nisan 2008 tarihleri arasında Almanya genelinde elebaşılık yapmakla suçlanıyor. Davanın ise Duesseldorf Yüksek Eyalet Mahkemesinde görüleceği belirtiliyor.

PKK içinde yasaklı aşk ilişkileriyle ilgili başka hikayeler de bulunuyor. Bunlardan en korkuncunun Bremen’de Ağustos 1999’da işlenen “Bunker cinayeti” olduğundan bahsediliyor. Birbirlerine aşık Kürt çiftin vahşice infazı tecrübeli polisleri bile dehşet içinde bırakıyor. PKK eylemcileri hakkında dava açılıyor ancak cinayetin barbarca olması, örgütün bile bu olayla arasına mesafe koymasına sebep teşkil ediyor.

Kadın erkek ilişkileri PKK’nın statüsünde yer almasa da bir doktrin olarak değerlendiriliyor. Gerekçesi ise oldukça saçma görülüyor. 2007 yılında Almanya’da yayınlanan ve Anja Flach adındaki bir yazar tarafından kaleme alınan “Kürt Gerillasında Kadınlar” adındaki kitapta, bununla ilgili olarak, “Kürdistan’daki klasik kadın rolünün engellenmesi ve kadınlar için bir gelişme alanı yaratılması için PKK’nın aşk ilişkilerini şimdilik tamamen yasaklamak dışında başka çare görmediği” belirtiliyor. 1993 yılında PKK’ya katılan “Ronahi” kod adlı Alman Andrea Wolf’un da 1998’de PKK tarafından öldürüldüğü biliniyor.

Geçtiğimiz yıllarda sıkça adını değiştiren, 1993 yılından beri Almanya’da yasaklı olan PKK’nın yönetim kadrosu hapis cezalarına mahkum ediliyor. Tutuklananların yerine başkaları geçiyor, onlar da direniyor, yakalanıyor ve cezaevine konuluyorlar. PKK eylemcilerinin 90’lı yıllarda Almanya’da kendilerini yaktıkları, otobanları bloke ettikleri ve konsoloslukları işgal ettikleri dönemlerin çok gerilerde kaldığı aktarılıyor. Ancak örgüt, sanki hala “ya hep ya hiç” söz konusuymuş gibi Almanya’da yer altında çalışmaya devam ediyor. Yönetim kadrosuna sahte pasaportlar temin ediliyor, yaralı eylemciler kaçak yollardan Avrupa’ya sokuluyor. Örgütün başlıca görevinin ise Almanya’da yaşayan 450 bin Kürde baskı yaparak PKK’ya vergi ödetmek olduğu görülüyor. Direnenler, en azından dayak yemeyi göze almak zorunda. 2005 yılında kaleme alınan bir talimatta, para toplarken inatçı ve ısrarcı olunması ve belirlenen miktarların her halükarda alınması gerektiği belirtiliyor. Bir diğer talimat da, “Hedefini belirle ve belirlenen parayı al!” şeklinde.

Federal Savcılık tarafından PKK yöneticisi Hüseyin Acar hakkındaki davada tanık olarak gösterilen cesur Kürt Mülsüm Y.’nin, 2006 yılında yazdığı bir mektupta örgütü, “Hile, komplo, entrika ve yalanla” suçladığı, telefonda da örgütü sadece para peşinde koşan bir çeteye benzettiği, hain damgası yiyen Mülsüm Y.’nin, ölüm tehtidi almasının şaşırtıcı olmadığı vurgulanıyor.

PKK’nın acımasızlıkları, şüphesiz burada anlatılanlarla bitmiyor. PKK şiddetini yaşayanların anlattıkları veya anlatılamayanların arkasındakiler, bir çığ gibi büyüyor.

Helin Demir
helindem@mynet.com