Dünyanın; birlikler tarafından yönetildiği, hiçbir birlik ya da kuruluşa üye olmayan ülkelerin neredeyse kalmadığı günümüzde; Türkiye'nin üyesi olduğu kuruluşlara bir bakalım.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER:
1945 yılında, kurucu üyesi olduğumuz Birleşmiş Milletlerin amacı; dünya barışını sağlamak, ülkeler arası kültürel ve ekonomik işbirliği oluşturmaktır. En önemli birimi; Güvenlik Konseyi'dir. Bu konsey; BM'in alacağı her kararı "Veto" yetkisine sahiptir. BM Güvenlik Konseyini oluşturan ve "veto" hakkına sahip 5 ülke vardır. Bunlar: Amerika, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa'dır. Kurucu üyesi olduğumuz halde; BM'de söz hakkı anl***** gelen "Veto" yetkimiz yoktur.

İSLAM KONFERANSI:
1969 yılında bir Yahudi'nin Mescit-i Aksam'ı kundaklama girişiminden sonra kurulmuştur. Türkiye 1969 yılında kuruluşa üye olmuştur. Kuruluşun herhangi bir yaptırım gücü bulunmamaktadır.

AVRUPA BİRLİĞİ:
Sanırım bu birlikle ilgili maceramızı burada uzun uzadıya yazmama gerek yok. 1951 yılında Paris Antlaşması ile kurulan birliğe Türkiye; 1959 yılından bu yana üye olmak için çalışmaktadır.

NATO:
NATO 1949 yılında SSCB'ne karşı kolektif savunma amacıyla kurulmuştur. Türkiye kuruluşa; 1952 yılında Sovyetler Birliği ve komünizm tehdidinden korunmak amacıyla girdi. Bu amaçla girilen NATO'nun ağırlıklı işlevi; soğuk savaşın sona ermesi ile birlikte askeri olmaktan çıkıp; daha ziyade siyasi bir birlikteliğe dönüşmüştür.

Türkiye'nin en güçlü olduğu uluslar arası kuruluş "veto" hakkının bulunmasından dolayı NATO'dur. Bugün Fransa dahi kuruluşun; askeri kanadından 1966 yılında çıktığı için pişman olmuş ve 1990'lı yıllardan bu yana NATO'nun askeri kanadına yeniden katılmak için başvuruda bulunmakta, ancak; tüm ülkelerin onay vermesine rağmen, Türkiye'nin "veto" yetkisini kullanması ile kabul edilmemektedir.

Yıllardan beri Fransa'nın öncelikli hedefi; NATO'ya tam üye olmaktır. Bu sayede Fransa; kendine yandaş gördüğü ülkelerin NATO'ya alınmasını sağlayacağı gibi, NATO'da görmek istemediği ülkeler için de "veto" hakkına sahip olmayı hedeflemektedir. Aynı zamanda kendine yakın olan; Sırbistan, Hırvatistan ve diğer Orta Avrupa ülkelerine yönelik; olası NATO harekatlarını engellemek amacı da gütmektedir. Örneğin; Bosna Hersek savaşında Fransa; BM'de ağırlığını kullanarak birliğin, Sırbistan yanlısı tutum takınmasını sağlamış; NATO'nun müdahalesini Sırbistan'a olan yakınlığı nedeniyle istememişken; Türkiye'nin tam üyeliği sayesinde ve ısrarlı çabaları neticesinde NATO; Bosna Hersek'e askeri kanadını sokmuştur. Eğer Türkiye NATO'da söz hakkına sahip bir ülke olmasa idi bugün Bosna dramı da tıpkı Filistin dramı gibi devam ediyor olacaktı.

Yine Fransa'nın; İngiltere ve Amerika ile çıkar çatışmaları vardır. Bu çıkar çatışmalarında, NATO'nun askeri kanadına üye olmaması, Fransa'nın elini zayıflatırken, Türkiye'nin ise elini güçlendirmektedir.

Bugün NATO'nun güvenilirliğinin sorgulandığı, Amerikan denetimine girdiği söylemeleri bir açıdan doğrudur. Ancak Türkiye'nin; güç dengelerinin birlik ve kuruluşlar tarafından yönetildiği bir dünyada; "veto" hakkının bulunduğu tek oluşumdan çıkması, zaten sıcak olan bu coğrafyada Türkiye'nin lehinden çok aleyhine olacaktır.

İNCİRLİK:
Türkiye; NATO'ya üye olduktan sonra 1954 yılında imzaladığı "NATO Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi" gereği, topraklarında NATO üslerinin kurulmasına izin vermiştir.
Bu sözleşme gereği Türkiye'de İncirlik'le beraber 7 adet NATO üssü bulunmaktadır. Bu üslerin tümünde tam hakimiyet Türkiye'dedir.

İncirlik Hava Üssünün kapatılması demek; Amerika tarafından üssün en kısa sürede Kıbrıs Rum Kesimine ya da K. Irak'a açılması anl***** gelir. Bu durum adaya açılacak olursa; adadaki hakimiyetimiz açısından Türk kesiminin elini zayıflatır. Her ne kadar, üssün Türkiye'den taşınması Amerika'nın; Türkiye'nin hava sahasını kullanmak zorunda olması durumunu ortadan kaldırmasa da, Amerika'nın Türkiye'ye alternatif bir hava sahası daha mevcuttur.

Bu alternatif Suriye'dir. "Amerika ile Suriye hiçbir zaman müttefik olmaz" diyebilirsiniz. Ancak birkaç ay öncesine kadar "terörist devlet" statüsünde olan K. Kore'ye, Amerika'nın tutumunu; Rusya ve Çin'e karşı elini kuvvetlendirmek ve dünyanın bu kesimine asker bağlamamak için ihtiyaç duyması nedeniyle, değiştirmesini göz önüne alırsak aynı şeyi; Suriye ile yapıp Türkiye'yi tamamen dışlaması da muhtemeldir.

Rice'ın açıklamalarından Amerika'nın; Suriye ve İsrail'in problemlerinin çözümü için, Erdoğan'ın girişimlerini taktir ettiğini biliyoruz. Suriye'nin; İsrail ile barışması demek, Amerika ile barışması demektir. Her ne kadar Kafkasya'daki son gerginlikte Suriye; Rusya yanlısı tutum sergilemiş de olsa; Amerika, bu durumu tersine çevirebilir. Bunu Mısır örneğinde görmekteyiz. Amerika çıkarları doğrultusunda iki ülkeyi savaştırabileceği gibi iki ülkenin savaşmaması için gereken tüm çabayı da gösterebilir. İsrail-Mısır örneğinde olduğu gibi. Amerika; Mısır'ın İsrail ile problem yaşamaması ve savaşmaması için yıllık 12 milyar dolar hibe (rüşvet) vermektedir. Böylece; Suveyş Kanalının güvenliğini sağlamakta ve Ortadoğu'ya en kısa yoldan ulaşmaktadır.

Erdoğan; Suriye ile İsrail arasındaki barış görüşmelerinde başarılı olursa; Suriye ve Türkiye, hava sahası konusunda Amerika için; çıkarları doğrultusunda çatıştırabileceği iki rakip ülke olacaktır.

Sanırım NATO ya da Amerika yanlısı biri olmadığımı söylememe gerek yok. Ancak; Türkiye'nin; NATO'dan çıkmasının ya da üsleri kapatmasının, kendine getirisi ve götürüsünü iyi analiz ederek adımlarını atması gerektiğine inanmaktayım.Bence Türkiye; ileride NATO'dan ayrılacaksa bile, önce "veto" hakkının bulunduğu ve en az NATO kadar dünya konjonktüründe söz hakkı olan bir yapıya üye olmalıdır.

ŞEBNEM ÖZBEK