FRANSIZLARIN KUYRUK ACISI
Fransızlar; tarihleri boyunca girdikleri hiçbir savaşı kazanamamış (1. ve 2. Dünya Savaşları, Vietnam Savaşı ve Kore Savaşı) , buna rağmen kurnazlıkları ve siyasetteki ustalıkları ile büyük devletler statüsündeki yerini almış bir devlettir.

Özellikle biz Türklerle ilgili 1.Dünya Savaşından kalma bir kuyruk acıları vardır. Bu sadece topraklarımızdan kendilerini defetmemizle ilgili bir kuyruk acısı değildir. Ortadoğu üzerindeki tüm siyasi emellerini yok etmemizle alakalıdır. Fransızlar 1921 yılında imzaladıkları Ankara Antlaşması ile Çukurova'dan çekilirken yenilgiyi kabul etmiş gibi görünmelerine rağmen, Çukurova ve Suriye topraklarındaki amaçlarından vazgeçmemiş sadece ertelemişlerdi.

1920'de Suriye ve Lübnan Fransız mandasına devredilmişti.
1936 yılında Suriye Fransızlara karşı ayaklandı. 1941 de bağımsızlıkları resmen tanındı. Fransız birlikleri 1946 yılında Suriye'den çekildi. Yani 1946 yılına kadar Fransızlar fiilen sınır komşumuzdu.

25 yıl boyunca Fransızlar Suriye sınırımızda aktif faaliyet göstermiş ve özellikle Ermeni ve Kürtleri çeteler halinde Türklere karşı kullanmıştır.

İnönü 1935 yılında Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerine geziler düzenleyip ortamı ve halkın devletten beklentilerini rapor haline getirmişti.

Suriye hududu ve Fransızlarla ile ilgili gelişmeleri raporunda şöyle belirtmişti.
"Fransızlar Suriye hududunda bizimle mücadele halindedir. Kuvvetli bir Türkiye Cumhuriyetinin er geç vuku bulacak taşmasına karşı Suriye'yi muhafaza edebilmek Fransızların başlıca kaygısıdır. Genel siyasamızın barışçı ve istila gütmez olmasına rağmen Fransızların bu endişesi ancak şu sebeple anlaşılabilir: Bunlardan birisi coğrafidir. Suriye'de yerleşmek için Fransızlar; Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep ve Kahramanmaraş'ın kendi ellerinde olmasını zaruri görmüşlerdi. Ama biz buna müsaade etmedik. Diğer taraftan bu saydığım yerleri elinde tutan Türklerin Fırat'ın şarkında bir hudut dahilinde sahip olmaları ve Fırat'ın garbında Halep mıntıkasını ellerinde tutmaları coğrafi bakımdan onlar için iyi bir taksim olacaktı. Ama onu da başaramadılar. İşte bu iki durumu da kendi lehlerine çevirmek için hazırlanmaktadırlar. Biz yeni yollar ve şimendiferlerle coğrafi ve iktisadi durumumuzu düzeltiyoruz. Fransızlara karşı barışçıl bir politika sergiliyoruz. Ancak buna rağmen Fransızlar daima uyanık ve endişeliler. Özellikle şarka demiryolları yaptırmamız konusunda rahatsızlar. Çünkü; iktisadi, idari ve askeri açıdan şarkta teşkilatlanmamızı istemiyorlar. Ayrıca demiryolu yapımımızın devam etmesi durumunda, şehirler arasındaki mıntıka irtibatı bakımından Fransızlara mahkumiyetimiz son bulacağı endişesini taşıyorlar.

Bölgede ayrıca; önemli bir diğer husus ise; Suriye sınırımız boyunca Fransızların desteklediği ve bize iktisadi açıdan büyük zararı dokunan kaçakçılık olaylarının hüküm sürmesidir. Fransızlar Karadeniz sınırımıza kadar menfaat temin ettikleri haydut çetelerinin oluşmasını sağlamaktadır. Sınır boyunca kaçakçılıkla geçinen Ermeni ve Kürtler Fransızlardan destek ve yardım almaktadır. Fransızlar sınırın Suriye tarafına özellikle senelerden beri türlü vakalardan kaçan Kürt, Arap ve Ermeni grupları yerleştirmiştir. Fransız istihbaratı istedikleri an bu ahalileri çeteler halinde Türkiye'ye saldırtmaya muktedildir."

1943 yılında 33 Kürt çeteciyi öldürme başarısı gösteren Mustafa Muğlalı Paşa'nın bu gün isminin bir Garnizona verilmesini kınayanlar acaba bu gün Amerika'nın Kürtleri maşa olarak kullandığı gibi o gün de Fransızların kullandığını bilmiyor mu yoksa bilmemezlikden mi geliyor?

İnönü bu konuyla ilgili yapılacak şeyleri de raporunda şöyle sıralamış: "Suriye'deki reisler ve bizdeki yuvaları bellidir. Yerine göre muhaliflerini yetiştirmek veya yataklarını yardım edemeyecek duruma getirmek, her gelişlerinde onları imha edecek surette hazırlanmak mümkündür. Bir iki defa karşıya bizim tarafımızdan geçen çeteler Fransızlar tarafında derhal imha edilmiştir. Yani bu iş, hazırlıksız ve hemen yapılacak bir iş değildir. Fransızların Kürtleri kullanmasına mukabil biz Arapları iyi muamele ile elde tutabiliriz."

Fransızlar Türkleri kendi saflarına çekmek ve devletle aralarını açmak için bir çok yola başvurmuştur. Mesela; tarlasının bir yarısı Türkiye'de diğer yarısı Suriye'de olan çiftçilere özellikle sulama ve hasat dönemlerinde geçiş izni vermeyerek tek geçim kaynağı çiftçilik olan yöre halkını bunaltmak ve kendi saflarına geçirmeye çalışmak.

Bu konunun ne denli önemli olduğunu gören İnönü; işi kökünden çözmek gerektiğini düşünüp sınırın değiştirilmesi gerektiğini raporuna şu şekilde işlemiştir: "Bizde boş duran arazi karşılığında, çiftçilerin arazilerinin tamamının sınırımıza çekilmesi, yani sınırın değiştirilmesi en kalıcı çözüm olacaktır."

Özellikle; Kahramanmaraş, Gaziantep ve Şanlıurfa'da halk zamanında Fransızlara karşı büyük kahramanlıklar göstermişti. Ancak Fransızlar boş durmayarak iktisadi açıdan Suriye'nin daha iyi konumda olduğu propagandasını yapmış, halkı kışkırtmak ve özendirmek amacıyla bu şehirlere bir çok casus göndermiştir. Bu konuyla ilgili halktan bilgi alan İnönü; yöre ihtiyaçlarının en kısa sürede giderilmesi ve halkın Fransızları daima düşman olarak görmelerinin sağlanması gerektiğini de raporuna yazmıştır.

İşte Türkiye Cumhuriyetine ve Türklere; önce 1.Dünya savaşında, sonra kaçakçılıkla uğraşan ve haraç alan Ermeni ve Kürt çetelerini Suriye topraklarında barındırarak, çiftçilerin geçim kaynaklarını ellerinden almaya çalışarak, yöre halkını Türk Devletine karşı kışkırtmaya çalışarak zarar vermek isteyen Fransızlar, hiçbir emelinde başarıya ulaşamadığı için kuyruk acıları devam etmekte ve kim bilir belki de sırf bu yüzden AB'ye üyeliğimize en çok karşı çıkan ülke olmaktadırlar.