1866 yılında Fransa'da Fuat Paşa'ya Girit'le birlikte Yenişehir ve Turhale Sancaklarının da Yunanistan'a bırakılmasını, aksi taktirde tüm Avrupa'nın bunu Osmanlıya pahalıya ödeteceği söyleniyor. Fuat Paşa Fransızlara şu yanıtı veriyor: “Siz bizi öldürebilirsiniz, ancak intihara zorlayamazsınız!”

Avrupa Birliğinin bugün önümüze koyduğu uyum yasaları da dahil tüm istekleri; bizi intihara zorlamaktadır. Ne yazık ki bugün; Kurtuluş Savaşı sırasında Sivas'ta General Harbord; M. Kemal'e "Müttefikiniz Almanya ile birlikte dört yıl bize karşı savaştınız ve yenildiniz. Şimdi müttefikleriniz dahi yokken tek başınıza bizi yenmeyi nasıl düşünürsünüz? Kişilerin intihar ettiğini bilirim. Ancak ulusların intihar ettiğine ilk defa şahit oluyorum." dediğinde; Gazinin verdiği "Biz emperyalistlerin pençesinde bir kuş gibi yavaş yavaş aşağılık bir ölüme mahkum olmaktansa, babalarımızın oğulları olarak vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ederiz" diyecek cesarete sahip iktidardan yoksunuz.

Kırmızı çizgiler olarak nitelediğimiz ve ödün vermemizin intiharımıza neden olacağını bildiğimiz konularda; bugün bunu dile getirmek bile iktidar çevreleri tarafından; gelişime ve dünya konjonktürüne ayak uyduramama, mevcut statükoyu koruma ve bu statükodan çıkar elde etme hevesi olarak lanse edilmektedir. Nitekim bizi hayata bağlayan ve mevcudiyetimizi borçlu olduğumuz kavramlardan biri olan "Ulusalcılık" bile, artık terör akımı olarak devlet literatürüne sokulmuştur.

Bu ülkede; mevcut hakim gücün "Milliyetçi" söylemlerine yasak getirilmesine ve ırkçılık suçlaması ile karşı karşıya bırakılmasına karşın; ayrılıkçı terör örgütlerinin siyasi uzantılarının Milliyetçi söylemlerinin; demokrasi maskesi ile yüceltilmesine; gene AB uyum yasaları gereği göz yumulmaktadır.

Bildiğiniz gibi hükümetler geçicidir. Kalıcı olan devlettir. Hükümetler; halka hizmet etmek için olduğu kadar, devletin bekasını; yani devamlılığını sağlamak için de iktidara talip olur.

Köklü geçmişe sahip ülkelerde devlet politikaları bellidir. Bu politikalar hükümetlere yön verir. İşte "Kırmızı Çizgiler" dediğimiz unsurlar, bizim devlet politikalarımızı oluşturur. Hükümetler bu kırmızı çizgiler dahilinde politika belirlerler. Bu unsurlarda meydana gelen sapmalar devletin bekasını derinden etkiler.

Aynı zamanda bu kırmızı çizgiler; Türkiye'nin caydırıcı gücünün de simgesidir. Kırmızı çizgilerimizden herhangi birinin dış güçler tarafından çiğnenme ihtimali dahi belirdiğinde, devlet olarak; böyle bir girişimin sonuçlarına; "karşı tarafın katlanması gerekeceği" inandırıcılığı bu caydırıcılığın temelini oluşturur.

İşte bu yüzden; mevcut AKP Hükümetinin kırmızı çizgilerimizin çiğnenmesine göz yumması ve hatta, buna gönül rızası göstermesi, devletimizin intiharına neden olmaktadır.

Osmanlı'nın sonunu hazırlayan tüm emperyalist oyunlar ve bu oyunlarda rol kapmak için birbiri ile yarışan işbirlikçiler bugünün Türkiye'sinde de mevcuttur.

Bu işbirlikçilerin kendilerine verilen görevi yerine getirmekte izledikleri rota şu şekildedir: Kırmızı çizgilerimizin; tek kalemde hükümet tarafından çiğnenmesinin, toplumda tepki yaratması ihtimaline karşı; Avrupa Birliği ve Amerika'nın istekleri doğrultusunda işbirlikçi medyadaki kalemler, günlerce bu konuları dile getirmekle görevlendirilir. Konular; sulandırılır ve o kadar basitleştirilir ki; halk örneğin, Kıbrıs'ta çözümsüzlük konusunda direnen kesimin Türkiye olduğuna ya da K. Irak'ta kurulacak bir Kürt devletinin; ilerleyen yıllarda emperyalistleri de arkalarına alarak kendileri için karın ağrısı olabilecek güçlü Türkiye'den toprak taleplerinin olmasına kadar gidecek gelişmelere, duyarsız hale getirilir. Ardından sözde aydınlar; TV programlarına çıkarak aslında, Avrupa Birliğinin ve Amerika'nın istediği şeyleri; sanki biz istiyormuşuz gibi halka anlatmaya başlar. Son olarak da hükümet olaya el koyar ve halkın artık kırmızı çizgi olarak görmediği konularda; tepki çekmeden, ülkemizin intiharına neden olacak gerekli girişimleri yapar ve antlaşmaları imzalar.

1900'lü yılların "Hasta adamı" Osmanlı; Atatürk ve Türk Milleti sayesinde ölümden dönmüş; bu gün ise Batı, içimize enjekte ettiği işte bu "virüsler" ile Türkiye Cumhuriyetinin tekrar hastalanmasını sağlamıştır. Batının hedefi; 100 yıl önce başladığı işi bitirmektir. Lozan Konferansında İngiliz delege; İsmet İnönü’ye kendi getirdikleri maddelerin yazılı olduğu kağıdı cebine koyarken şunu söyler: “Bu maddeleri bugün cebimize koyuyoruz. Ancak sakın yırtıp atacağımızı düşünmeyin. Günü geldiğinde bu maddeleri tek tek hayata geçireceğiz. Biz büyük bir devletiz.” Ne yazık ki emperyalist Batı o gün savurduğu tehdidi bugün; hiçbir siyasi ve bürokratik engele takılmadan ve niyetini gizlemeden içerdeki işbirlikçileri sayesinde adım adım yerine getirmektedir.

ŞEBNEM ÖZBEK
27-08-2008