AVRUPALI OLMAK
1 Mayıs olaylarında yaşanan görüntüleri hatırlarsınız. Polisin yerde elleriyle kafasını korumaya çalışan bayana attığı tekme, copuyla "Allah yarattı" demeden indirdiği darbeler, hastaneye atılan göz yaşartıcı bomba nedeniyle "burada çocuk var, çocuk" diye feryat eden babanın görüntüsü, saçı sakalı ağarmış dedenin kesik öksürükleri, nefes almaya çalışırken gözünden akan yaşları silmeye çalışan yaşlı teyze ve daha bir çok görüntü eminim sizin de gözünüzün önünden geçmiştir.

İşte tüm bu istenmeyen görüntülere neden olan 1 Mayıs gösterileri; polisin kendi kendini aklaması ile tarihe kara bir leke olarak not edildi. Çünkü polis; bizim hafızalarımıza kazınan bu görüntüler için "orantılı güç" tanımını kullandı.

Israr ve inatla polislerin kasklarına numara yazılmasına karşı çıkanlar, bir kez daha suçlu polislerin tespit edilip ceza almasını önledi.

Şimdi çok büyük bir ihtimalle işçi sendikaları; hak aramak için AHİM'e gidecek ve kendi ülkelerini Avrupalılara şikayet edecek. Asıl suçlu olan polisler; görevlerine utanmadan devam ederken, AHİM'in vereceği karar doğrultusunda içlerinde vicdan sahibi polislerin de bulunduğu Emniyet Teşkilatı ve tüm Türkiye "insan hakları ihlali yaptığı" gerekçesiyle cezalandırılacak.

1 Mayıs olaylarında bence "orantısız" güç kullanan polisler kadar; onları cezalandırmayarak daha sonraki gösteriler için yüreklendiren "orantılı güç kullanılmıştır" kararı alanlar da suçludur. Çünkü onlar orantısız güç kullanan polisleri cezalandırmayarak tüm Türkiye'nin adını lekelemesine sebep olacak; AHİM kapısının açılmasına neden olmuşlardır. Çünkü; devletin bir organı halkın hakkını gözetmek yerine kendi kurumunu aklamayı tercih etmiştir.

Peki sadece Emniyet Teşkilatı ve orantısız güç kullanan polisleri savunan zihniyet mi suçlu? Bakın Yunanistan'a. Bir haftadır taş taş üstünde kalmadı. Polisin bir kişiyi öldürmesi sonucu nasıl insanlar kenetlendi, her şeye rağmen nasıl hak arıyorlar. Suçluların cezalandırılması için düzenlenen gösterilerin ardı arkası kesilmiyor. Olayların büyümesinin önüne geçmek için İçişleri bakanı Prokopis Pavlopulos ile yardımcısı eski genelkurmay başkanı Panayotis Hinofotis istifa etti. Tabi ki halk Yunanistan'da olduğu gibi ayaklanıp olay çıkartsın demiyorum ama; bizde tüm bu yaşanan olumsuz gelişmelerde; ne İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ne de İçişleri Bakanı Beşir Atalay bırakın istifa etmeyi, "orantısız güç kullandığı tespit edilen polisler hakkında soruşturma açılacaktır" diye beyanat bile vermedi.

İşte Avrupalılık budur. Hak aramaktır. Haksızlığa, yanlışlığa, anti-demokratik davranışlara karşı tek yürek, tek beden olabilmektir. Gerektiğinde sorumluluğu üzerine alıp istifa edebilme cesaretini gösterebilmektir.

Bugün 1 Mayıs gösterisinde suçsuz yere dayak yiyen, coplanan, hastanede atılan gaz yüzünden acı çeken kişiler nerede? O günden sonra hangisi çıkıp dava açtı? Bugün Emniyet Teşkilatının kendi kendisini akladığı "orantılı güç kullanılmıştır" kararına hangi mağdur karşı çıkıp hakkını aramak için çaba harcadı?

Hadi diyelim ki bu zulme uğrayan kişiler bireysel olarak başvuruda bulunurlarsa sonuç alamayacaklarından çekiniyor, hatta beteriyle karşılaşırım diye korkuyor. Niçin bu aklama kararının ardından sivil toplum kuruluşları, sendikalar duyuru yapıp mağdur olan kişilerin kendileriyle temasa geçmesi ve birlikte hareket edilmesi için bir çağrıda bulunmadı? "İnsan hayatı Türkiye'de işte bu kadar ucuz" demek kolay. Kim elini taşın altına koyup "İnsan hayatı Türkiye'de bu kadar ucuz olmamalı." diye birlikte hareket etmek için çaba harcadı? Ben söyleyeyim. Hiç kimse. Nedenini de söyleyeyim. Demokratik bir toplumda yaşamanın en temel haklarından olan; sendikalaşma, örgütleşme, hak aramak için ses yükseltme, yapılan haksızlıklara karşı birlik olma gibi bir çok değerin; 1980 darbesi sonrası yok edilmesinin neticesidir bu durum. İşçiden yana olan sendikaların yerini; işverenle gizli pazarlıklar yapan jaguar araba kullanan sarı sendikalar aldığı içindir.

Kökü dışarıda olmayan haksızlığa karşı insanları eğiten, örgütleyen sivil toplum kuruluşlarının yerini Soros destekli dış mihraklı kuruluşlar aldığı içindir. Mutlak itaatin öğretildiği tarikatlar çoğaldığı için insanların hak aramak akıllarına gelmemektedir.

1980 darbesi aslını yok ettiği ve yerine "çakma" benzerlerini koyduğu için; gerek sendikalar, gerek kökü dışarıda olmayan ülke yararı gözeten düşünce kuruluşları ve hatta siyasi partiler "Söz konusu; terör örgütü, ayrılıkçılar, din tacirleri, darbelere hayır yürüyüşleri düzenleyen Soros destekli sivil kuruluşlar olduğu zaman polis neden elini kaldırmıyor, ses çıkarmıyor da; işçilerin 1 Mayıs bayramında bu kadar gaddar davranıyor" sorusunu yüksek sesle sorma ve hak arama cesaretine sahip değildir. İşte bizde bu cesaret olmadığı müddetçe de bizler Avrupalı olamayız.

Devlet organlarının kendi içlerindeki çürük yumurtaları görmezden gelerek onları ödüllendirmekten vazgeçmediği; suçlu olduğu kanıtlanan çalışanlarını, yargıya teslim ederek ülkesinin adını temizlemediği müddetçe Avrupalı olamayız. Demek ki bizim Avrupalı olabilmemiz için ne gerekiyormuş? AB'ye üye olmamız değil, demokrasinin ülkemize yerleşmesi için; AB'ye ihtiyaç duymadan; bireysel ve toplumsal olarak hak arama özgüvenine sahip olmamız gerekiyormuş. Çünkü bu sadece Avrupalı olmanın değil; insan olarak değer görmenin de formülüdür.

ŞEBNEM ÖZBEK
15.12.2008