22 Ağustos 2002 günü Sayın Rauf Denktaş bence tarihi bir açıklama yapmıştı: Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB üyelik başvurusunu, tüm Kıbrıs adına tek taraflı kabul eden AB'nin; adayı büyük bir karışıklığa sürüklediğini, Rum Yönetimi'nin; Yunanistan'ın da desteği ile Kıbrıs'ta uzlaşmaya varılmadan AB üyesi olmak istediğini, Rum Kesimi'nin tek taraflı AB üyesi olması halinde Türkiye ile birleşmelerinin kaçınılmaz olacağını, 1960 anlaşmasındaki "Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ın üye olmadığı bir kuruluşa giremez" maddesinin altını çizerek; bu açıdan Rumların AB üyeliği için yaptıkları tek yanlı müracaatın geçersiz olduğunu söyleyip; "Öncelik, uzlaşma olmalıdır. Sahte 'Kıbrıs Hükümeti' ünvanını AB yolu ile yasallaştırmak istiyorlar. Buna razı olamayız" diye de özellikle belirtmişti.

Rauf Denktaş'ın bu açıklamasına tarihi dememdeki sebep bugün yaşadığımız Kıbrıs gerçeğini; bire bir anlatmış olmasından kaynaklanmaktadır.

Türkiye Garantörlük Antlaşması sayesinde Rumların Avrupa Birliğine üye olmasını engelleyecek bir güce sahip olduğu ve tıpkı Denktaş gibi "eğer üye yaparsanız Kıbrıs Türk kesimini ilhak ederiz" uyarısında bulunabileceği halde; AKP Hükümeti ve Başbakan Erdoğan 23 Şubat 2005'te; "Türkiye, Uyum Protokolünü imzalayarak Güney Kıbrıs'ı tanımak konusunda herhangi bir yükümlülük altına girmemiştir." gibi hiçbir mantığın alamayacağı açıklamada bulunarak; Rumların AB üyeliğine karşı olmadıklarını açıkça ifade etti. Hatta bir de AB ile "Rumları tanımama" konusunda mutabık olduklarını söyleyerek, kendisini doğru bir adım atmış gibi gösterdi. Aksine bu durumun bir başarı olmadığını, ileride aleyhimize sonuçlar doğuracağını söyleyenlere de "kafa karıştırıcı" yaftası yapıştırdı. Ne büyük bir başarıya imza attığını da gene aynı grup konuşmasında "BM'lerden AB'ye kadar herkes tarafından hakkaniyetle bir kez daha değerlendirilecek ve KKTC'ye uygulanan izolasyon politikalarından artık vazgeçilecektir" diye de dile getirdi.

Oysa AB "Biz ne olursa olsun Rumları tanımayız" sözünün zaten geçerli olmadığını bildiği ve önem vermediği için sesini çıkarmamıştı. AB; Annan Planında Türklerin çözümden yana oy kullandıklarını bilmesine, Rumların ise plana "hayır" demesine, Kıbrıs Ada'sında halen iki kesimli bir yapı bulunduğunu görmelerine rağmen Rumları; AB'ye tam üye kabul ederek Türkiye'nin Avrupa Birliğine kabul edilmemesi için gereken kozu eline almış oldu. Türkiye tüm gerekli adımları atsa dahi; Rumları tanımadığı müddetçe AB'ye üye olamayacaktı. Kendileri istiyormuş gibi göründükleri zamanlarda da Rum kesimi veto hakkını kullanacak ve işin içinden sıyrılacaklardı.

Bu durumun ortaya çıkmasından sonra AB; sanki bunu bile bile Rumları üyeliğe kabul eden kendileri değilmiş gibi, bir de günah çıkartma yoluna gitti. Ki bu günah çıkartma bir nevi Erdoğan'ın değil; "kafa karıştırıcılar" yaftasını yapıştırdıklarının haklılığını ortaya çıkardı. 9 Nisan 2005'te Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Lagendijk, "Rum tarafını sorun çözülmeden AB'ye üye yapmanın hata olduğunu, bunun 1999'da Yunan baskısı sonucu yapıldığını, bu hatayı düzeltmenin sorumluluğunun ise Avrupa Birliği'nde olduğunu" kaydetti.

Peki Avrupa Birliği bu hatalarını düzeltiyor mu? Bu sorunun cevabı da son ilerleme raporunda saklı. 1999 Helsinki Zirvesinde "Kıbrıs müzakere konusu edilmeyecektir" diye karar alınmasına rağmen, AB parlamenterlerinin her ilerleme raporunda Kıbrıs konusunu gündeme getirmelerini dahi yeterli görmeyen Kıbrıslı Rum parlamenterler; utanmazlık sınırlarını zorlayan açıklamalarda bulunmaktalar.

Rum Parlamenterler Türkiye'nin, Kıbrıs konusunda AB'yi hiçe sayarak kendileri ile (Rum Kesimi) ilişkileri normalleştirme (yani kendilerini tanıma) ve Türk limanlarının Rum gemilerine açma yükümlülüklerini yerine getirmediklerini ifede ettiler.(Yoksa bu yükümlülüğün altına girecek bir söz verdik de bizim mi haberimiz yok)

Rum Hükümet Sözcüsü ayrıca; Komisyonun, Türkiye'nin ve kuzeyde oluşturulan yasadışı kukla rejiminin (İşte Rauf Denktaş'ın tarihi açıklamasındaki sahte -Kıbrıs Hükümeti- ünvanınını yasallaştıracakları tesbitinin ne kadar doğru olduğunun kanıtı. KKTC'den yasadışı ve kukla olarak bahsetme hakkını kendinde görüyorlar!) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde görülen Tymvios davasına gereken önemi vermediğini de belirtti.

Avrupa Komisyonu üyesi Olli Rehn ise; bir zamanlar Lagendijk'in sözünü ettiği "hatayı düzeltmek" ya da Rumlara "artık çok oluyorsunuz" diyerek hadlerini bildirmek yerine; Türkiye'nin Kıbrıs konusunda ki yükümlülüklerinin Komisyon'un ilerleme raporunda yer aldığını, BM şemsiyesi altında iki bölgeli siyasi eşitliğe dayalı bir çözümü desteklediklerini söylemekle yetindi.

Tüm bu geçmişte gerek Sayın Denktaş'ın gerekse Kıbrıs davasına yıllarını vermiş duayenlerin uyarılarını dikkate almadan atılan adımlar ve yapılan politik hatalardan sonra "Uyum Protokolünü imzalamak Rumları tanımak anl***** gelmez" diyen Erdoğan ve baş müzakereci Babacan acaba hiç; tanımadığımız bir ülkenin bizzat karar verici konumda olacağı müzakereleri nasıl sürdürebilecekleri konusunu düşündüler mi?

ŞEBNEM ÖZBEK