Türkiye'yi her fırsatta etnik ayrımcılık yapmakla suçlayan ve bu ayrımcılığı ortadan kaldırmak için azınlıklara yönelik demokratikleşme paketleri sıralayan Avrupa Birliği üyesi ülkeler; maalesef bu konuda aynayı kendilerine çevirip çözüm üretme konusunda sınıfta kalmıştır.

Türkiye'de özellikle azınlık sorunu adı altında dile getirilen ve örneğin Alevilerin "Biz azınlık değiliz. Türkiye'nin bir parçasıyız" söylemini bile hiçe sayan Avrupa Birliği, kendi bünyesindeki en büyük etnik gruba yüz çevirmektedir.
Bu grup Çingenelerdir. Çingeneler Avrupa Birliği üyesi ülkeler içinde; en yoksul, en eğitimsiz, en az ömre ve en yüksek işsizliğe sahip 15 milyonluk bir azınlığı oluşturmaktadırlar.

Gördüğünüz gibi Avrupa Birliği ülkeleri kendi evinin önünü temizlemek için bir çaba harcamayı gerekli görmemektedir. Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yapılan araştırmada, etnik ayrımcılığın; özellikle son beş yılda katlanarak arttığı, hatta ırkçılık boyutuna ulaştığı, bundan da en çok Çingenelerin etkilendiği ortaya konmuştur. Örneğin; "Komşunuzun Çingene olmasına nasıl bakardınız" sorusuna; Çek Cumhuriyeti ve İtalya'da bu oran yüzde 47, İrlanda'da yüzde 40, Slovenya'da yüzde 38, Bulgaristan'da yüzde 36 ve Güney Kıbrıs'ta yüzde 34 oranında "kesinlikle istemem" cevabı veriliyor.

Bize sürekli etnik azınlıklar için ev ödevi veren Avrupa Birliğinde; Çingenelere devlet eliyle uygulanan çifte standarda baktığınızda, kimin daha demokratik ve insan haklarına saygılı olduğunu görürsünüz: Örneğin AKP'nin türban kararını destekleyip, türban yasağının insan haklarına aykırı bir tutum olduğunu dile getiren Yunanistan'da; Çingenelere uygulanan ırkçı baskı yadsınamayacak büyüklüktedir. 350.000 civarında olan Çingenelere Yunanistan'da kimlik kartı bile verilirken büyük zorluklar çıkartılmakta, bu nedenle Çingene nüfusunun %10'unun kimliği, %25'inin ise seçimlerde oy kullanma hakkı olmadığı gibi, Çingeneler bir çok kamu hizmetinden, özelliklede; eğitim ve sağlık hizmetinden de yararlanamamaktadır.

"Etnik Azınlıkların Korunması" raporunda Yunanistan'ın çingene nüfusu üzerinde zor kullandığı, bir çok Çingene yerleşim yerini silah gücüyle dağıttığı ve Çingene nüfusun Nazi kampları gibi tel örgülerle çevrili bir alanda yaşamaya zorlandıkları belirtilmiştir. Gene Yunanistan'da; Çingenelerin %99'unda Hepatit A, %50'sinde Hepatit B hastalığı var ve bunlar kamu hastanelerinden yararlanamıyor. Nüfusun %60'ı okuma yazma bilmiyor. 1998 yılından bu yana sayısız defa ikaz edilen Yunanistan; azınlıklar konusunda olumlu bir tek adım atmayı gerekli görmemişken, bize insan hakları ve demokrasi dersi vermeye kalkmaktadır.

Bize de dayatılan kriterleri tamamlamadığı halde, Avrupa Birliğine dahil edilen Bulgaristan'da da durum farklı değildir. Hatta Bulgar Parlamenter; Çingenelerle ilgili ırkçı söylemlerini AB Parlamenterler Meclisinde rahatlıkla dile getirebilmiştir. Bulgaristan'da 2007 yazında ırkçı saldırılar sonucu bir çingenenin hayatını kaybetmesi ve polisin Bulgar Çingenelerini korumak amacıyla herhangi bir adım atmaması nedeniyle, Çingeneler kendi mahallelerinde "gönüllü kolluk kuvveti" oluşturmak zorunda kalmıştır.

150.000 kişiden oluşan İtalya'daki Çingeneler ise; parmak izleri alınarak fişlenmek istenmektedir. Bu tutum; tüm Çingenelerin potansiyel hırsız olarak görüldüğü ırkçı bir yaklaşımdan başka bir şey değildir.

Çek Cumhuriyetindeki Milliyetçi Parti ise; Çingene sorununu çözdüğünü iddia ettiği raporunda bakın ne diyor: "Çingeneleri öldürmek istemiyoruz. Bu yüzden onlardan toprak satın alarak Hindistan'a süreceğiz. (Ağustos ayındaki bu açıklamaya, Avrupa Birliği henüz bir cevap vermemiştir.)

10 milyon nüfuslu Macaristan'da nüfusun %6'sını oluşturan Çingeneler, kötü yaşam koşullarından dolayı nüfusun kalanına oranla 12 yıl daha az yaşıyor.
2003 yılına ait BM Kalkınma Programı raporunda, AB üyesi ülkeler olan; Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti'ndeki Çingenelerin "yaşam koşulları, Afrika'ya yakındır" ifadesi kullanılmıştır.

Slovakya'da, Macaristan'da, Çek Cumhuriyetinde; Çingene nüfusun içler acısı hali, bununla da kalmıyor.

Çek Cumhuriyeti ve Slovakya'da; Çingene kadınlar, devlet politikası gereği(!) zorla kısırlaştırılıyor. Bu insanlık dışı ayıp; Her iki ülke; Avrupa Birliğine üye olduğu halde devam etmektedir.

Slovakya'da Çingeneler, normal okullarda değil; zihinsel özürlü çocukların gittiği okullarda eğitim almak zorunda. Gerçi bir ara Slovak Hükümet "Çingene çocuklar; aileleriyle irtibatlarını kopartırlarsa, değer yargılarından arınacaklardır. Bu yüzden Çingene çocukların ailelerinden alınıp hepsinin yatılı okullara gönderilmesi gerekmektedir." Söylemiyle; ırkçı tavırlarına bir de asimilasyon suçunu eklemeyi düşünüyordu. Ancak Çingenelerin büyük tepkisiyle karşılaşınca bu projeden vazgeçtiler.

Gördüğünüz gibi; Avrupa Birliğinin en büyük azınlığı olan Çingenelere; gerek AB'ye yeni girsin gerekse uzun yıllardır AB üyesi olsun Çingene nüfusu bulunan tüm ülkeler; ırkçı ve insan haklarına, demokrasiye aykırı tavırlarda bulunmakta, hatta bunu devlet politikası haline getirmektedir.

Türkiye'de Çingene nüfusu 500.000 civarındadır. Bizde de iş bulmakta, eğitim almakta zorlanmaktadırlar. Hor görülmektedirler. Ancak bunlar; devlet politikası olarak kasten yapılmamış, hoş görüsüzlük hiçbir zaman ırkçılığa vardırılmamıştır. Aksine bu yıl Sulukule sakinlerine TOKİ tarafından evler yapılmış ve evleri yıkılan Çingene nüfus buralara yerleştirilmiştir.

Evet Türkiye; "insan hakları ve demokratikleşme konularında başarılıdır" diyemeyiz; ancak bize karşı çifte standart uygulayan Avrupa Birliği; azınlık olarak gördükleri; Kürtler, Çingeneler, Aleviler, Ermeniler gibi gruplara, bizim de onlar gibi; zorunlu kısırlaştırma, zeka özürlü çocuklarla eğitim alma, ölümle tehdit edip topraklarını satın alarak ülke dışına sürgün etme, Nazi kampı gibi tel örgülerle kaplı alanlara mahkum etme, fişleme, kimlik belgesi vermeme, eğitim ve sağlık haklarından yararlandırmama gibi uygulamalarda bulunduğumuzu tespit etse; kim bilir ülkemiz için neler söyleyeceklerdi.

ŞEBNEM ÖZBEK
26-09-2008