Merhaba




Uzaydaki büzülme, uzayın içine gömülü haldeki tüm cisimleri de büzer. Uzaydaki tüm şekil değişiklikleri ona gömülü cisimlere de aynen yansır. Uzayı elastiki jelatinimsi bir madde olarak düşünürsek, bu jelatinin sıkıştırılması, döndürülmesi veya çekilmesi halinde içindeki cisimlerin şekilleri de otomatik olarak değişecektir.

Objelerin uzunlukları rölativistik hızlarda (ışık hızına yaklaşan) kısalıyor gibi görünür. Hareketli bir sistem içindeki bu tür uzunlukların kısalması ve zamanın uzaması, ancak ışık hızına yaklaşan hızlarda fark edilebilir bir değere ulaşır.
(Sayfa: 11-15)

Amerikalı filozof Manly P. Hall’e göre, geçmiş zaman fiziksel duyularımızla nüfuz edemeyeceğimiz gölgelere gömülüp gitse de yine mevcuttur. Eğer geçmişin vibrasyonları elektriksel yükseltme (amplifikasyon) yoluyla şiddetlendirilebilse, geçmiş çağlar tekrar canlandırılabilir ve canımız istediği zaman bir düğmeye basarak geçmişi seyredebiliriz. Aslında ‘geçmişin fotoğrafının çekilmesi’ olarak nitelendirebileceğimiz bir uygulama günümüzde yapılmaktadır. Amerikan Hava Kuvvetlerinin geliştirdiği özel bir enfraruj kamerasıyla bir keşif uçağından yerdeki boş bir araba park yerinin fotoğrafı çekildiğinde, birkaç saat önce oraya park eden ama çekim anında orada bulunmayan arabaların görüntüsü elde edilmektedir.
(Sayfa: 23-24)

A.P. Sinnet’in derlediği ‘Mahatma Mektupları’ adlı eserde, Tibet’teki bir tür sihirli aynadan bahsedilmektedir. Söz konusu kitapta Sinnet şöyle yazıyor: “Her mabedin bir karanlık odası bulunur. Odanın kuzey duvarının cilalanmış bakırdan oluşan ve eşyayı ayna gibi yansıtan bir yüzeyi vardır. Mürit, kalın camdan yapılmış bir kabin içindeki üç ayaklı sehpaya oturur. Operatör lama, ayna ve müritle üçgen oluşturacak şekilde müridinkine benzer bir sandalyede oturmakta, müridin tam başının üzerinde kuzey ucu yukarı bakan bir mıknatıs sallanmaktadır. Operatör lama celseyi başlattıktan sonra müridi yalnız bırakır. Mürit duvardaki sihirli aynada üç boyutlu zaman görüntülerini izlemeye başlar.”
(Sayfa: 24)

Yazar Andrew Thomas bir arkadaşının başından geçen olayı şöyle anlatıyor: “Yaşlı Taoist Çinli bir arkadaşımdan mendilini istedi, mendili yere yayarak arkadaşıma mendile bakmasını söyledi. Sanki sinema perdesiymiş gibi birden mendilin üzerinde görüntüler belirmeye başladı. Mançurya’nın Japonlar tarafından işgali, arkadaşımın Şanghay’da geçen yılları, büyük okyanustaki İkinci Dünya Savaşı ve arkadaşımın Avrupa’ya dönmek üzere Asya’dan ayrılışı mendilin üzerine ardı ardına görüntüler şeklinde yansıdı.”
(Sayfa: 25)

Okült yazar Ferdinand Ossendowsky, Moğolistan’daki Narabanchi Kure Manastırı’nın Hutuktusu’nun kendini içinde Buda heykeli bulunan kutsal bir odaya götürdüğünü söyleyerek başından geçen olayı şöyle anlatmaktadır: “Hutuktu hatiğimi alarak Buda heykelinin omuzuna koydu, mihrabın önündeki kilimin üstüne secde edip duaya başladı, bana da heykelin arkasındaki karanlık boşluğa bakmamı söyledi. Az sonra karanlıkta duman bulutları ve şeffaf ipliksi görüntüler belirdi. Giderek yoğunlaştılar ve karımla dostlarımın içinde bulunduğu bir oda belirdi. Karımın giydiği elbiseyi hemen tanıdım, yüz hatları gayet belirgindi. Sonra görüntü yine karardı, Hutuktu, “Merak etmeyin aileniz gayet iyi ve sıhhatte” diyerek Buda heykelinin üzerindeki hatiği alıp bana geri verdi.”
(Sayfa: 25-26)

Apokrifal Yeni Ahit’te, şimdiki anın genişleyip ebediyen mevcutmuş gibi hissedildiği bir ‘zaman durması’ tarifine rastlamaktayız: “Şimdi ben Yusuf yürüyordum ve yürümedim. Ve havaya baktım ve havayı gördüğümde hayretler içinde kaldım. Ve göğün direğine baktım ve durduğunu ve gökteki kuşların hareket etmediğini gördüm. Ve yere baktım ve hazırlanmış bir tabak ve yanında işçiler gördüm ve elleri tabağın içindeydi ve yemeğini çiğneyenler çiğnemiyordu ve yemeği tabaktan alanlar almıyordu ve ağızlarına götürenler götürmüyordu, fakat hepsinin yüzü de yukarıya dönüktü. Güdülmekte olan koyunlar gördüm ve ilerlemeyip duruyorlardı ve çoban değneğiyle koyunlara vurmak için elini kaldırmış ve eli yukarda kalmıştı. Ve ırmağın akışına baktım ve çocukların suya uzanan ağızlarını gördüm ve içmiyorlardı. Ve birden her şey yoluna devam etti.” İşte bu ‘zamansız süre’dir. Burada insani anılarımızdan birini bir sonraki izlemez. Bilinç bir andan ötekine adımını atmayıp Ebedi Zaman’ın bir parçasında durur.
(Sayfa: 31)

Ünlü Mistik Meister Eckhart şöyle der: “Eğer bir kimse son altı bin yılın ve dünya sona erene kadarki geleceğin zamanını ve tüm olaylarını toplayacak bilgi ve güce sahip olsaydı, bütün bunların tek bir şimdiki an halinde toplanması zamanın bütünlüğünü verecekti.”
(Sayfa: 32)

Ouspensky’ye göre zaman mevcut değildir. Sürekli ortaya çıkan ve sürekli yok olan bir olaylar çeşmesi yoktur. Her şey hep mevcuttur, sadece ebedi şimdi vardır. Sınırlı zihin bunu kavrayamaz. Ebedi şimdi, her şeyin acımasız bir şekilde önceden belirlendiği anl***** gelmez, öyle olsaydı evrim gereksiz olurdu. Gerçek dünya sonsuz bir olasılıklar dünyasıdır. Zihnimiz bu olasılıklardan sadece birini izler, oysa olasılıkların hepsi gerçekleşir, ama biz bunu göremeyiz ve bilemeyiz, insan zihninin zayıflığı da buradadır. (Sayfa: 33)

St. Augustine, zamanın üçe katlanmış bir şimdiki zaman olduğunu söyler. Durum şöyledir: Deneyimlediğimiz şekliyle şimdiki zaman. Şimdiki zamanın anıları halindeki geçmiş zaman. Şimdiki zamanın umutları halindeki gelecek zaman.
(Sayfa: 38)

Kendilerini Dünyanın Bakıcıları olarak kabul eden Hopi Kızılderililerinin dilinde sadece şimdiki zaman kullanılır. Geçmiş zaman, tezahür etmiş şimdiki zamandır. Gelecek ise tezahür etmekte olan şimdiki zamandır.
(Sayfa: 38)

etin BAL'n Kitapl - 1 -* GSM:+90* 05366063183 - Turkey / Denizli