Yapilan Testler ve Tedavi Oncesi Islemler

Bu yazilanlari okuyunca biz hekimlerin bazi konularda, hastalarımız kadar ve bazen daha da fazla çaresizlik içinde kaldığımızı göreceksiniz. Üreme yeteneğinin tam olarak değerlendirilmesi buna örnek olabilir. Çünkü bunu her yönüyle bize ve dolayısıyla sizlere anlatan ‘mucize’ bir test yoktur.

Yapılmasını istediğimiz ya da daha önceden var olan tetkiklerle ‘size şu tedavi yapılması uygundur ve başarı şansımız yüzde şudur’ diyebilme şansımız sınırlı sayıda çift için geçerlidir. Ve bizden bir istatistiğin parçasıymışçasına beklenen rakamlar kimse için yüzde 100 değildir. Her zaman söylediğim gibi, ‘size söylenen rakamlar, size benzeyen çiftler için belirlenmiş istatistikî değerlerdir, ama siz kendi içinizde kendi yüzdelerinizi yüzde 0 veya yüzde 100 olarak yaşayacaksınız; gebelik olacak ya da olmayacak’. Bu yüzden rakamlarla konuşmak hekim açısından da çok zaman zorlayıcıdır. Bu konunun bilinmeyenleri şu anda bilinenlerinden daha fazladır. Modern tıp alanında bu konudaki bilgilerin henüz sınırlı bir bölümüne erişilmiş olduğunu ve bu nedenle yüzde 100 gebelik elde etmenin mümkün olmadığını bilmelisiniz.

Yaptığımız tedaviler mucize ya da sihir değil, sadece sizlerden elde ettiğimiz hücreleri iyi kullanarak sağlıklı gebelik elde etme uğraşısındayız. Bu konudaki çalışmalar doğrultusunda bilinenlerin giderek fazlalaşması ve buna bağlı olarak da gebelik oranlarının artması hepimizin içini bir parça da olsa rahatlatmaktadır. Sözgelimi 1996’larda yüzde 15’lerde olan tüp bebek tedavisindeki gebelik oranları günümüzde, yani geçen on yılda yüzde 60’lara ulaşmıştır.

Her kadın aslında sınırlı sayıda bir yumurtalık rezerviyle (sepetteki yumurtalar) yola çıkar ve bu rezerv dışında hiçbir şansı yoktur. Dolayısıyla, kadınların en yoğun doğurganlık çağları 19-25 yaş arasındadır. Fakat günümüzde kariyer beklentileri, parasal problemler ve giderek artan oranlarda boşanmalar çocuk doğurma yaşını giderek ileriye atmaya başlamıştır. İyi beslenme, sağlıklı hayat tarzı ve modern tıp teknolojisinin sağladığı olanaklarla kadınlar otuzlu yaşlarının sonuyla kırklı yaşlarının başlarında hâlâ olduklarından daha genç ve taze bir görünüme sahip olmalarına rağmen; aslında belki de çok iyi ebeveynler olabilecekleri bu yaşlarda kendiliğinden gebe kalma oranları azalmaktadır. Ayrıca, bir grup kadında daha genç yaşlarda (35 yaş altı) yumurtalık rezervi azalması, hatta menopoz bile görülebilmektedir. İşte bütün bu sebeplerle infertilite tedavisinin en önemli ayaklarından birisini yumurtalık rezervlerinin değerlendirilmesi oluşturmaktadır.

Öncelikle yumurtalıkta başlangıçtaki hücre sayısının ve bunları yıllar içerisinde kaybetme hızının kadının ailesindeki diğer kadın bireylerle çok benzer olduğu ve güçlü bir genetik benzerlik olacağı akılda tutulmalıdır. Eğer bir kadının ailesinde 45 yaş öncesi menopoza giren kadın akraba varsa, otuz yaş sonrası doğurganlık sıkıntısı çekebileceği konusunda uyarılmalıdır.


Kaynak :
www.bahceci.com
www.umuttupbebek.com