1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 11

Amerika'nın Komploları

Tartışma Salonları (polemik) Kategorisi Komplo Teorileri Forumunda Amerika'nın Komploları Konusununun içerigi kısaca ->> Saddamı en başta destekleyen ve iktidara getiren ABD'dir. Silahların temininden tutun, orduların eğitimine kadar Saddam'a her türlü yardımı da bulunan ...

  1. #1
    SAHARAY
    Misafir..

    stat Amerika'nın Komploları

    Saddamı en başta destekleyen ve iktidara getiren ABD'dir. Silahların temininden tutun, orduların eğitimine kadar Saddam'a her türlü yardımı da bulunan ABD'deydi. Saddamı kim yarattı ki sonra ondan kurtuldu?

    Saddam'ın ayıpları ortaya dökülüyor, yok şu kadar insan öldürdü yok bunu yaptı, yok şunu yaptı...26 yıldır ABD susup şimdi mi uyandı da Irak'ı Saddam'dan kurtardı?

    Kimyasal Silahlar var diye açılan savaşta bir tane bile Kimyasal Silah bulunamazken, CIA tarafından yerleri belirlenen bölgeler ele geçirilmesine rağmen bir tane bile bulunamadı.. Ülke işgal altında olup, ABD Bağdat'a ilerlerken bile kullanılmayan bu silahlar peki neden vardı? Artık bulunsa bile ne işe yarar ki ya da bulunsa bile 'acaba kim koydu? ' sorusu kalmaz mı artık geriye?

    Kimyasal bombaları kullandılar bir daha kullanabilirler diyen ABD yüzyılın en vahşi kimyasal silahlarını (mesela Portakal Gazı) kullanmış ve atom bombasını kullanmaktan çekinmemiş ve hala elinde ülkeleri yeryüzünden silecek silahlara sahip olabilen bu gücü nasıl olurda Saddam'ı daha tehlikeli yapabilir?

    11 yıl amborga görmüş,91 de hastenleri, ilaç fabrikaları, ve nice halkın ihtiyaç duyduğu fabrikaları bombalanmış Irak'ta Saddam nasıl olurda daha fazla insan öldürmüş olabilir. Her katliamın altından CIA çıkarken ve hala elektriksizlikten, susuzluktan, hayati malezemelerin eksikliğinden onca insan ölmekteyken hala Saddam'ı daha katil?

    Bir diktatörden ne bekleyebilirsiniz ki Saddam melek olsun ama başka bir ülke demokrasi, reform, barış adı altında bir ülkeyi sadece bir insan için alt üst ediyorsa kim daha beter?

    ABD'in buraya yazmakla bitmeyecek kadar çıkarı olduğu bu savaşta barış kelimesi listesine bile girmezken nasıl olurda çoğunluk hala ABD'nin yaptığını doğru bulur?

    ABD askerleri gözü önünde kaç gün yağmalanan Irak'a özgürlük adına getirilen ilk reform yeni TV kanalıyken daha ne kadar hak vereceğiz bu işe?

    Yok Amerika aya çıkmış yok Amerika Interneti bulmuş sorarım size bunları neden bulmuş en başta... insanlık için değil yine savaş için yine bozgunculuk için... ilk atom bombasını yapan (Robert J. Oppenheimer) ABD ne kadar ileri düzeyde... bir eşeğe altın semer taksam ABD olur ancak...

    Afganistanı alt üst etmiş, sonra Irak'a girmiş, şimdi aynı şekilde Suriye'yi tehdit ediyor... Kızılderillerin katlimı, kölecilik, ırkçılık, bozgunculuk daha ne kadar saymak gerekir... uyuyoruz... uyku tatlı ve uyanmak istemiyoruz


    Alıntı

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Altın Üye (Haziran 2008) Y.E.K. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Nerden
    MATRİKS'den
    Yaş
    43
    Mesaj
    587
    Rep Gücü
    2925

    Cevap: Amerika'nın Komploları

    Bu forumun ucunu Gülen'e dayandırmazsın inşallah,gerçi dayandır zira iyi reyting yapıyor

  3. #3
    SAHARAY
    Misafir..

    Cevap: Amerika'nın Komploları

    Dünyada yeni yayınlanmaya başlayan fotoğraflara ve bilimsel gerçeklere dayanarak wtc ve pentagon saldırılarının komplo olduğu açıkça ortaya serilmiştir. Programda ortaya atılan iddaalar ve bunları destekleyen kanıtlar şöyledir:

    1) Kulelere çarpan uçaklar yolcu uçağı değildi.Uçakların kuleye çarpmadan önce çekilen fotoğraflarında uçaklarda pencere ve kapı bulunmadığı,uçakların boyutlarının boeing yolcu uçağı boyutlarından oldukça farklı olduğu açıkça gözüküyor.Uçağın boyutları ve şekli ne tesadüfse askeri uçaklarla aynı.Uçağın altında ise boeinglerde bulunmayan bir bölme var ki bu bölme askeri uçaklarda füze taşımak için kullanılıyor.

    2)Kuleler patlatıcı ile çökertildi.Saldırı gününden beri tartışılan bir bu konuya alman mühendisler en sonunda kesin bir yanıt vermişler.Kuledeki çeliğin erimesi için 1500 derecelik bir ısı gerekir ancak uçak yakıtıyla oluşacak bir yanmada ısı maximum 800 dereceye kadar çıkabilir.zaten uçak kuleye çarptığı zaman bu yakıtın bir kısmı çarpmanın etkisiyle binanın dışına saçılmıştır.
    Kulelerin yıkılma anında çekilen bir fotoğrafta ise alt kaltlardaki patlamalar açıkça gözüküyor.Zaten kulelerin yıkılması sırasında betonun toza dönüşmesi ve yaklaşık 200 metre çapında bir alana yayılması ancak patlama ile olabilir.Çünkü yanan bir beton toza dönüşerek kırılmaz.

    3)Pentagon'u vuran uçak değil füzeydi .Bu iddaanın en önemli dayanağı patlama sonrası kamuoyuna sunulan fotoğraflar.Bu fotoğraflarda enkazda uçağa ait hiçbir iz bulunmuyor.Daha sonra ise içinde uçak enkazınında bulunduğu fotoğraflar çıkıyor piyasaya.Bu fotoğraflarda uçak enkazı yanmış olarak gözüküyor.Oysa ki wtc enkazından çıkan uçak parçaları sapasağlam.Ayrıca uçağın motoru diye gösterilen bir parça olması gerekenden oldukça küçük.

    yine görgü tanıkları saldırıdan önce hiç uçak görmediklerini aksine füze gibi birşeyi gördüklerini söylüyorlar.zaten boeing uçaklarının ortalama kanat açıklığı 40 metre civarında.oysaki pentagonun duvarında açılan delik 20 metreyi bile bulmuyor.
    bununla birlikte wtcnin güvenlik şirketinin bushun kardeşiyle bağlantısı olması,saldırıdan önce uçak hisselerindeki aşırı değişimler,fbiın saldırı öncesi arap teröristlerin bir barda porno izlediğini söylemesi*,saldırıdan bir hafta önce kulelerin satışa çıkması gibi bulgularıda ekleyince resim iyice netleşiyor.

    Ekonomisini artık tamamen savaşa endekslemiş amerikanın,sistemini sürdürmek için kendi vatandaşlarını bile gözünü kırpmadan feda edebileceği ortaya çıkıyor.Saldırı sonrası bushun söylediği bir söz vardı:ya bizlesiniz ya da teröristlerle.Seçim yapmak zor değil...
    Ama yine de insan inanıp inanmamakta tereddüt ediyor: Gerçekten bu sitelerdeki güçlü kanıtların da gösterdiği gibi binlerce insanın hayatını hiçe sayan bir komplo olabilir mi, Yoksa bu komplo teorileri paranoyadan başka birşey değil mi?

    -ALINTI-
    Konu SAHARAY tarafından (25-06-2008 Saat 05:17 PM ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    SAHARAY
    Misafir..

    Cevap: Amerika'nın Komploları

    İkiz Kulelere düzenlenen 11 Eylül terörist saldırılarının ardından ortaya atılan komplo teorilerinin bir benzeri, üzerinden yarım yüzyıl geçen Pearl Harbor saldırısı için ortaya atıldı. Amerika'nın, kamuoyunu 2. Dünya Savaşı'na girmeye ikna için, Japonya'nın Pearl Harbor'a saldıracağını bildiği halde önlem almadığı ve göz yumduğu iddia edildi.

    İŞTE TARİHİN SEYRİNİ DEĞİŞTİREN SALDIRI

    Tarih kitapları Amerika'yı 2. Dünya Savaşına iten sebebi, Japonya'nın 1941'de Pearl Harbor'a düzenlediği ani hava saldırısı olarak yazar. Ancak ABD'yi savaşa bu saldırının sokmadığı iddia edildi. Fransız-Alman kanalı ARTE'de yayımlanan belgeselde, Japonların, Pasifik Okyanusu'ndaki Hawaii takım adalarında bulunan Pearl Harbor'a saldırısından ABD'nin haberi olduğu öne sürüldü. İddiaya göre dönemin ABD Başkanı Franklin Roosevelt, ABD halkını, savaşa girmeye ikna etmek için saldırıya göz yumdu. İddianın dayandığı nokta ise Hawaii açıklarında yakın bir geçmişte bulunan batık Japon botu. İddiaya göre ABD birlikleri, Japon botlarını fark etti fakat görmezden geldi.

    "HAVA SALDIRISINDAN ÖNCE DENİZ SAVAŞI OLDU"

    Saldırıdan 60 yıl sonra deniz araştırmacıları Oahu koyunda çok önemli bir ipucu buldu. Okyanusun yaklaşık 370 metre altında bir Japon botunun kalıntısı keşfedildi. Bu batıkta bombanın deldiği bölüm de yer alıyor. Japon botundaki delik, ABD savaş gemisi 'USS Ward'ın attığı mermilerle uyumlu. Amerikalılar, Japonların saldırısından saatlerce önce 5 Japon botunu batırdığı ve Pasifik'teki savaşın ilk kurşununun denizde atıldığı öne sürülüyor.

    "11 EYLÜL BOP İÇİN YAPILDI"

    İkiz kuleler ve pentegan'u hedef alan 11 Eylül 2001 terörist saldırıların ardında da benzer komplo teorileri ortaya atılmıştı. İddialara göre 11 Eylül olayları Amerikan hükümeti ve gizli servisleri tarafından Afganistan ve Ortadoğu'ya yönelik işgali meşru göstermek, ülke ve dünya kamuoyunun desteğini arkasına almak üzere düzenlendi. Saldırıların ardından yapılan bazı açıklamalar ve saldırıyla ilgili bazı görüntüler de şüphe uyandırmıştı. New York Times gazetesinin yaptığı bir anket de her 4 Amerikalı'dan 3'ünün hükümetin 11 Eylül olaylarıyla ilgili doğruları söylemediğinden şüphelendiğini ortaya koymuştu.

    İşte 11 Eylül saldırılarıyla ilgili komplo teorilerinden bazıları:
    - İkiz Kulelerin yıkılış şekli planlanmış yıkımlar gibi gerçekleşti. Ayrıca, binaların yıkılma hızının da şüpheleri arttırdığı öne sürüldü.
    - Pentagon'a uçak çarpması sonucunda oluşan hasarın yayıldığı alan bir uçak çarpması için çok küçük olduğu öne sürüldü. Ayrıca bu binaya uçak çarpma görüntüsü bulunmaması buraya bir füze atıldığı konusunda teorilere neden oldu.
    - Bu kadar büyük çaplı bir terör saldırısından gizli servisin haberinin olmaması ve hiçbir şey yapamamış olması şüphe uyandırdı. CIA gibi müthiş bir güce ve istihbarata sahip bir kurumun bu konuyla ilgili istihbarat almamış olması çok ilginç bulunuyor.
    - Video görüntüler incelendiğinde, güneydeki kuleye çarpan uçağın camlarının görülmediği ve United Airlines logosunun olmadığı, bu uçağın ABD Ordusu'nda kullanılan Boeing 767 tipi yakıt ikmal uçağı olduğu öne sürülmüştür. Motorlarının ise Boeing 767 tipi yolcu uçağına ait olmadığı, sebep olarak da 767'lerin motor çapının 3 metre, görüntüdeki uçağın motorlarının ise daha küçük olduğu ileri sürülmüştür.
    - Kendilerini 'şüpheciler' olarak tanımlayan, bazıları tanınmış bilim adamları olmak üzere 75 akademisyen, 'Saldırıları soruşturan Bush yönetiminin dürüst davranmadığı', 'Dünya Ticaret Merkezi'nin, kontrollü bir şekilde yıkıldığının hemen hemen kesin olduğu' ve 'Hükümetin, 11 Eylül'ün saldırılarına müsaade etmekle kalmayıp bu olayları, kendi siyasi gündemini hayata geçirmesini kolaylaştırmak için bizzat tertiplemiş olabileceği' öne sürdü.


    ALINTI

  5. #5
    SAHARAY
    Misafir..

    Cevap: Amerika'nın Komploları

    Apo neden Türkiye''ye teslim edildi?


    BÜLENT Ecevit, 13 Nisan 2005 tarihinde Sabah gazetesinde yayınlanan söyleşinin son bölümünde aynen şu ifadeleri kullanıyordu:.
    "Amerika bize niye Apo''yu verdi, onu hala ben de bilemiyorum. O çoğulcu toplum içerisinde belki Kürt politikasına karşı olan birtakım çevrelerin etkisiyle oldu bu!..". Bu sözler asla ''gerçekleri'' ifade etmiyor!.. Zira, Apo''nun Türkiye''ye tesliminden birgün önce 15 Şubat 1999 Pazartesi günü Orgeneral Lloyd Newton başkanlığında kalabalık bir Pentagon heyeti Ankara''ya geldi!.. Newton''un ziyaretinden hemen bir gün sonra 16 Şubat Salı günü, sabaha karşı 03.00''te Abdullah Öcalan Türkiye''ye getirildi!.. Apo''yu Türk görevlilere teslim eden CIA ekibinin başındaki kişi MOSSAD bağlantılı, Yahudi kökenli Amerikalı David Adolph Korn idi!.. Ancak Apo''nun ''Afrika''da mı, yoksa ''İsrail''de mi teslim edildiği halen tartışmalı!.. Apo, Türkiye''de basın mensupları ile ilk karşılaşmasında aynen şöyle diyordu:. "Ben, bana verilen rolü oynadım!..".

    Apo''nun teslimatından üç gün sonra Ecevit, Milliyet gazetesine şu açıklamayı yapıyordu:. "Apo''nun Türkiye''ye teslim edilmesi, ABD ile olan alışveriş ilişkimizin bir sonucudur!..". Ecevit, ''bu alışverişte'' Apo''ya karşılık Türkiye''nin ''ne verdiğini'' hala açıklamadı!.. Dahası Apo''nun ele geçirilmesiyle Türkiye''de oluşan coşku dalgasını ustalıkla arkasına alan Ecevit, partisini 18 Nisan 1999 seçimlerinden birinci çıkarmayı başardı!.. Seçimden sonra DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetini kurarak yeniden Başbakan olan Ecevit, TV kameralarının karşısına geçerek özellikle şu cümlenin altını çiziyordu:. "Kuzey Irak''ta çağdaş bir devlet kuruluyor!..". Diplomasiyi iyi bilenler, bu sözlerin aslında ''Türkiye''nin Kürt devletinin kabul ettiğinin'' kripto ilanı demek olduğunu hemen anladılar!..
    Böylece Ecevit''in daha önce vurguladığı alışverişte, Türkiye''nin Apo''ya karşılık ''Kürt devletini kabul etmiş olduğu'' açıklığa kavuştu!..

    Yahudi lobisinin sözcülerinden William Safire 1992''de kaleme aldığı "Kürt devletine giden yol" başlıklı senaryosunda şu öneriyi yapmıştı:. "Türkiye''ye PKK''nın kellesi hediye edilmeli, karşılığında da Kuzey Irak''taki Kürt devletini kabul etmesi istenmeli!..". Apo''nun Türkiye teslim edilmesinin ardından Ecevit''in söylediği sözler, bu senaryonun ABD-İsrail-Türkiye üçlüsü tarafından ''müştereken'' uygulandığının kesin kanıtıdır!.. Ecevit''in "Apo''yu neden bize verdiler, bilmiyorum" sözlerinin doğru cevabı, yine kendisinin kullandığı ifadelerde gizlidir!.. Amerika, Ecevit''e "Kuzey Irak''ta çağdaş bir devlet kuruluyor" sözlerini söyletmek için Apo''yu Türkiye''ye teslim etti!.. Apo''nun teslimatı aslında ''Türk milletini aldatmak için'' kullanılan bir malzemeden ibarettir!.. Zira, Kürt devleti zaten kabul edilmişti!.. Orgeneral Eşref Bitlis de, Uğur Mumcu da ''bu ihanete karşı çıktıkları için'' öldürüldüler!..

    1993 yılının ilk aylarında NATO Başkomutanı/ABD Genelkurmay başkanı orgeneral John Shalikashvili''ye İncirlik üssünde verilen gizli brifingde, Amerika subay şöyle demişti:. "PKK''nın görevi Kürt devletinin kuruluş süreci boyunca Türkiye''yi angaje tutmaktır!..". Apo, Türkiye''ye gelir gelmez sarfettiği "Ben rolümü oynadım" mealindeki sözleri ile aslında kendisine verilen ''görevi'' kastediyordu!.. Apo''ya bu görevi verenler, yani ABD-İsrail ikilisi, elbette ki ''asılmasına'' izin vermezler!.. Apo''nun asılmayacağı şartını da AB değil, ancak onu Türkiye''ye teslim edenler, yani ABD-İsrail ikilisi koyabilir!.. Ecevit, önce Apo''nun ''idam dosyasını'' Başbakanlık''ta bekletti, ardından da TCK''dan ''idam cezasını'' kaldırarak, onu ''yasal güvenceye'' kavuşturdu!.. Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz da ''bile bile'' bu vebale ortak oldu!..

    Ecevit, 04 Ocak 2005 tarihinde Milliyet gazetesine yaptığı açıklamada, şu uyarıyı yapıyordu:. "Türkiye Kuzey Irak''a gidip önlem almalı, aksi taktirde Kuzey Irak''ın Güneydoğu''ya inmesi tehlikesi ortaya çıkabilir?..". Ecevit ve diğer askeri-sivil ilgililere soruyoruz:.

    + Shalikashvili brifingini bildiğiniz halde, neden İncirlik üssünü kulandırmaya devam ettiniz?..
    + ''Kürt devletini savaş sebebi sayacağınızı'' resmen açıkladığınız halde "Kuzey Irak''ta çağdaş bir devlet kuruluyor" sözlerini neden kullanma gereği hissettiniz?..
    + "Tek vatan, tek devlet, tek bayrak, tek dil" yazılı tabelaları kışlalardan neden indirttiniz?..
    + 34 yıldır imzalanmayan BM İkiz Sözleşmeleri''ne neden imza attınız?..
    + Kuzey Irak''ta Kürt ordusunu kuran Barzani''nin adamlarını Türk subaylarına eğittirdiniz?..
    + Barzani ve Talabani''nin Ankara''daki temsilciliklerini kapatmadınız?..


    "Irak''ın toprak bütünlüğü esastır" diye diye, Irak''ın bölünmesinde başrolü oynadık!.. Şimdi de "Türkiye''nin üniter yapısından taviz vermeyiz" diye diye Türkiye''yi bölüyoruz!.. Beka kurumlarımız ''içeriden'' ele geçirilmeseydi bunların hiçbiri olmazdı!.. Beka kurumlarımızda gizlice kadrolaşan ''sebataycılar'' ile ''masonlar'' derhal tasfiye edilmezse, Türkiye''nin sonunun da Irak''taki gibi ''bölünme'' olacağı aşikardır!..

    İsrafil KUMBASAR / YENİÇAĞ

  6. #6
    SAHARAY
    Misafir..

    Cevap: Amerika'nın Komploları

    Alıntı Y.E.K.´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bu forumun ucunu Gülen'e dayandırmazsın inşallah,gerçi dayandır zira iyi reyting yapıyor

    Amacım reyting olsaydı bunu yapardım ama ne yazık ki amacım bu değil!

  7. #7
    SAHARAY
    Misafir..

    Cevap: Amerika'nın Komploları

    Haşimi Rafsancani: Irak'taki Kaosun Sebebi Amerika'nın Bu Ülkedeki Varlığıdır


    Irak'taki son gelişmelere değinen Ayetullah Haşimi Rafsancani, bu ülkede hala çeşitli komplolar ve huzursuzlukların meydana geldiğini ve tüm bunların Amerika'nın Irak'ta olmasından kaynaklandığını; artık Iraklıların ülkelerindeki Amerikan varlığına izin vermemeleri gerektiğini ifade etti.

    İran Kuran Haber Ajansı İkna'nın verdiği habere göre, Ayetullah Haşimi Rafsancani dün Tahran'da kıldırdığı Cuma namzı hutbesinde, İran ile ilgili son nükleer gelişmeleri "yeni tuzak" olarak niteledi ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun böyle devam ederese itibarını zedeleneceğini söyledi.


    Ülkenin acil sorunlarını 8. meclisin dikkate alması gerektiğini kaydeden Rafsancani, meclis kürsüsünün vahdet ve birliğin yeri olduğunu söyledi.


    Halkın gereksinimleri doğrultusunda beşinci kalkınma programının hazırlanmasını Meclis ve Devleten isteyen Ayetullah Rafsancani, anayasanın 44. maddesine dayalı devlet politikasının ehemmiyetine vurguda bulundu ve "Milletvekilleri, beşinci kalkınma programı doğrultusunda gelecek yirmi seneyi düşünmek için hazır olmalılar" diye konuştu.


    Irak'taki son gelişmeleri de değerlendiren Tahran Cuma hatibi, bu ülkede hala çeşitli komplolar ve huzursuzlukların meydana geldiğini ve tüm bunların Amerika'nın Irak'ta olmasından kaynaklandığını; artık Iraklıların ülkelerindeki Amerikan varlığına izin vermemeleri gerektiğini ifade etti.


    Haşimi Rafsancani, El-Baradey'in son raporuna temas ederek, İran'ın UAEK ile iyi işbirliği yaptığını, kurumun tüm sorularına cevap verdiğini ve Amerika'nın girişimi ile Heinonen'ın diğer ülkelerden aldığı 10 soruya İran'ın cevap vermesi gerektiği ifadesinin İran için nükleer enerji konusunda yeni bir tuzak kurulduğunu gösterdiğini kaydetti ve ''bu şekilde devam ederse Uluslar Arası Atom Enerjisi Kurumu itibarını zedeleyecektir'' dedi.


    Haşimi Rafsancani, nükleer enerji konusunda akılcı müzakerelerin devamının önemini vurguladı ve ''bu yalnıştan derhal vazgeçileceğini temenni ediyorum'' dedi.

    İran Kurân Haber Ajansı

  8. #8
    SAHARAY
    Misafir..

    Cevap: Amerika'nın Komploları

    Gazi Hüseyin: Amerika'nın Mezhep Savaşına Dikkat!


    Pakistan Cemaat-i İslami Hareketi lideri Gazi Hüseyin Ahmed, Saddam'ın idamının...


    Pakistan Cemaat-i İslami Hareketi lideri Gazi Hüseyin Ahmed, Saddam'ın kurban bayramında idam edilmesinin Irak'ta Şii ve Sünni müslümanlar arasında mezhep savaşı ateşini tutuşturmak isteyen Amerika'nın bir komplosu olduğuna dikkat çekerek, bütün dünya müslümanlarını Amerikan komploları karşısında birlik olmaya çağırdı.

    "İslam Ümmetİ, Amerika'nın Irak ve Ortadoğu'daki müslümanların uyumuna karşı kurduğu tuzağı boşa çıkarmak için birlik ve bareberliklerini güçlendirmelidir" diyen Gazi Hüseyin Ahmed, Saddam Hüseyin'in yargılanmasının Irak halkının kendi iç sorunu olduğunu belirtti.

    Saddam'ın bayram günü ve hacc günlerinde idam edilmesinin bir provakasyon olduğuna dikkat çekerek "Amerika Irak halkının özgürlük ruhu ve işgal güçlerine karşı verdiği direniş karşısında yenilgiye uğrayınca, umutsuz bir şekilde Irak halkını mezhebi ve etnik bir çatışmanın içine çekmeye çalışarak yenilginin intikamını almaya çalışmaktadır" diyen Gazi Hüseyin Ahmed aynı planın Ortadoğu'daki diğer ülkelere yönelik de uygulanmak istendiğini vurguladı.

    İSRA-HABER

  9. #9
    SAHARAY
    Misafir..

    Cevap: Amerika'nın Komploları

    Komploculuk ve Komplolar


    11 Eylül saldırılarının 5. yıldönümü dolayısıyla tüm dünyada çeşitli değerlendirme ve tartışmalar yapıldı. Bu tartışmalar çerçevesinde yeniden alevlenen konulardan biri de 11 Eylül saldırılarının ABD emperyalizminin bir komplosu olup olmadığıydı. Bir süredir internette yayınlanmakta olan bu konuya ilişkin bir belgesel de o günlerde bir televizyon kanalında yayınlandı. Loose Change adını taşıyan bu belgeselde Pentagon’a düştüğü iddia edilen yolcu uçağının gerçekte mevcut olmadığı, İkiz Kulelerin çarpan uçaklar nedeniyle değil binalara önceden yerleştirilmiş patlayıcılarla yıkıldığı gibi iddialar ileri sürülüyordu.

    Bilindiği gibi 11 Eylül’e ilişkin bu ve benzeri iddialar olayın ilk günlerinden bu yana dillendirilmekteydi ve dünyanın ABD dışındaki geniş bölümünde de bu işte ABD parmağı olduğuna dair yaygın bir kanı oluşmuştu. Şimdilerde yapılmakta olan bazı anketler Amerikan halkında da benzer bir kanının güç kazanmakta olduğuna işaret ediyor. Bu anketlere göre Amerikan halkının %42’si bu işin bir biçimde “içeriden tezgâhlandığı”na, %36’sı ise bizzat hükümetin bunu organize ettiğine inanmakta. Buna benzer daha ayrıntılı başka anketler ve veriler de bulunuyor. Bunların ne derece güvenilir olduğunu bilmek pek mümkün olmasa da, genel anlamda bir hoşnutsuzluğa işaret ettiklerini çıkarsamak mümkün. Aslına bakılırsa Amerikan halkında da 11 Eylül’e karşı hissiyatın değişen koşullara bağlı olarak değişmesi gayet doğal. Kapitalizmin derinleşen genel bunalımının kitleler üzerindeki etkileri giderek daha fazla hissedilirken ABD’nin emperyalist maceralarında tökezleme alametleri de güçleniyor. Bütün bunlar başlangıçtaki saldırıya uğramışlık ve kurbanların acılarını paylaşma ağırlıklı hissiyatın da yerini daha şüpheci bir havaya bırakmasına yol açıyor.

    Bu tür şüphelerin artması aslında 11 Eylül’ün “bir komplo olduğunun anlaşılmaya başlamasından” ziyade, bir komplo olsun ya da olmasın, onun ABD emperyalizmi tarafından tamamen bir bahane olarak kullanılmakta olduğunun giderek daha fazla ortaya çıkmasından kaynaklanmaktadır. Ki komplolar sorununda genel olarak asıl bakılması gereken nokta da zaten budur.


    Komploculuğa Dair


    Gerek kapitalizmin genel çürüme çağı olarak emperyalizm çağının doğası açısından, gerek içine girmiş olduğumuz yeni dönemin nitelikleri açısından, gerekse de bu yeni dönemde Türkiye’nin özgül siyasal çelişkileri açısından bu komploculuk meselesinde sağlıklı bir yaklaşım ortaya koymanın önemi artmış bulunuyor. Hele hele Türkiye’de ciddi herhangi bir toplumsal-politik sorunun tartışılmasının sık sık “komplo” suçlamasıyla boğulması ve böylelikle sorunların örtbas edilmesi geleneğinin kök salmışlığı düşünüldüğünde bu önem daha iyi anlaşılır. Örneğin Kürt sorunu gibi yüzyıla yayılmış bir sorun bile, sanki ortada bir ezme ezilme ilişkisi yokmuş, sanki bu temelde bu topraklarda 29 isyan olmamış gibi tümüyle emperyalistlerin komplosuna indirgenmektedir. Aynı şey son zamanlarda giderek alevlenmekte olan Ermeni kırımı meselesi için de, diğer birçok sorun için de geçerlidir. Bugün düzen için yakın bir tehdit olarak görülmediğinden burjuvazinin çok üzerinde durmadığı sosyalist hareket de ‘80 öncesinde bir Sovyet komplosu olarak suçlanmıştı. Dolayısıyla egemenler kendi canlarını sıkan her türlü muhalefeti bastırmada bu ideolojik saldırı aracını kullanmaktadır. Gelecekte devrimci işçi hareketi yeniden filizlendiğinde benzer karalamaların aynı şekilde ona karşı da kullanılacağından kimsenin şüphesi olmamalıdır.

    Komplo sorunu, egemenlerin dolaysız politik amaçlarla devreye soktukları karalama işlevinin yanı sıra, Türkiye’de yazar-çizerlikle iştigal eden zevatın zihniyetinin önemli bir unsurunu da oluşturmaktadır. Toplumsal sorunların gerçek niteliğini anlamaktan aciz bu zevat, açıklayamadıkları ya da işlerine gelmediği her durumda bir maymuncuk olarak komploları devreye sokarlar. Bu topraklarda özgür eleştirel düşünce geleneğinin tarihsel nedenlerle sığ olduğunu hatırladığımızda bunu anlamak daha da kolaylaşmaktadır. Son yıllarda kitapçı raflarının, “bu topraklar üzerine oynanan hain oyunların” ifşasına hasredilmiş hamaset dolu süprüntü yığınlarıyla dolup taşması bununla ilgilidir. Gün geçmiyor ki Türkiye’yi perde arkasından yönettiği iddia edilen Sabetaycılıkla ilgili yeni yeni ifşaatlar yapan bir kitap çıkmasın, dünya hâkimiyeti peşinde koşan gizli tarikatlar (Tapınak Şövalyeleri, Illimunati, Siyon Protokolleri, Kurukafa ve Kemik Örgütü, muhtelif Mason örgütleri vs.) hakkında yeni yeni buluşlar yapılmasın. Komplocu düşünüşün bu iptila düzeyindeki yaygınlığı, “aksi ispatlanana kadar herkes Masondur” şeklindeki bir mizahı da doğurmuştur.

    Tabii bu zihniyetin sadece Türkiye ile sınırlı olmadığı şüphesizdir. Komploculuk suçlaması ya da komplocu zihniyet egemenlerin elinde genel bir araçtır. Amerikan Devrimini, Fransız Devrimini ve hatta 1917 Ekim Devrimini Mason komplosu olarak sunan bir zihniyet bile mevcuttur. Özellikle uluslararası faşist harekette ve bunun yanında İslamcı hareketin saflarında da dünyadaki bütün kötülüklerin bir Yahudi (ya da Mason) komplosu olduğuna dair en habis düşünceler yaygındır. Bu hareketlerin etkisi ölçüsünde çeşitli halk kesimleri arasında da bu düşünceler zemin bulabilmektedir. Kuşkusuz bu tür düşüncelerin geniş kitlelerde yankı bulması ile egemen sınıfın yüksek tepelerinden pompalanması arasında bir fark vardır. Kitlelerin bu düşüncelerden etkilenmesi belirli toplumsal siyasal koşullarla alâkalıdır. Kapitalizmin ağır bunalım yaşadığı ve buna bağlı olarak kitlelerin yaşam koşullarında genel bir kötüleşmenin söz konusu olduğu durumlarla, genel bir örgütsüzlük ve devrimci önderlik boşluğunun birleştiği şartlarda, kitlelerde genel bir karamsarlık ve çıkışsızlık hissi güç kazanabilir. Dünya katlanılmaz hale geldikçe anlaşılmaz da görünür ve karamsarlığı ve çıkışsızlığı ifade eden düşünceler için uygun zemin oluşur. İnsanlarda genel olarak bir yandan dine, mistisizme doğru bir eğilim ortaya çıktığı gibi, olayları derin komplolarla açıklayan düşüncelere eğilim de baş gösterir.


    Komplolar yok mu?

    Ancak komplolar sorunuyla ilgili tek problem komplocu zihniyet değildir. Genel olarak söyleyecek olursak, başka birçok sorunda olduğu gibi, komplolarla ilgili de sakınılması gereken iki uç tutum bulunmaktadır. Biri, yukarıda anlatageldiğimiz, tüm toplumsal hayatı ve tarihi komplolarla açıklama eğilimi iken, diğeri de komploları yok sayma ya da küçümseme eğilimidir. Bu tutum da çoğunlukla düzeni aklamaya, onu rasyonalize etmeye, onu olduğundan daha cici göstermeye dönük bir yaklaşımı yansıtır. Bunu yapanlar şayet düzenin baskıcı doğasını bilinçli olarak gizlemeye çalışan unsurlar değilseler, genellikle burjuva demokrasisi ile gözleri boyanmış liberal budalalardır. Bunlara göre kapitalist harikalar diyarında böyle kötülüklere yer yoktur.

    Oysa burjuva demokrasisi burjuvazinin sınıf diktatörlüğünün yalnızca bir biçimidir. Bir avuç sömürücü azınlıktan oluşan burjuva sınıf, toplumsal yaşamın temelini oluşturan ekonomi alanındaki egemenliği nedeniyle yaşamın tümü üzerinde egemenlik kurar. Burjuva demokrasisinin görünüşte toplumun tüm bireylerini siyasal-hukuki düzlemde eşit tutması, ekonomi alanındaki eşitsizlik ve baskılama nedeniyle özde hükümsüzdür. Görünüşteki siyasal-hukuki eşitlik, yani burjuva demokrasisi, ancak burjuvazinin egemenliği ve hayati çıkarları tehlikeye girmediği ölçüde muhafaza edilir. Böyle bir tehdit ortaya çıkar çıkmaz burjuva demokrasisinin sınıf diktatörlüğü özü açığa çıkıverir. İşte burjuvazinin faşizm ve Bonapartizm gibi olağanüstü rejimlerinin ve darbelerinin olduğu gibi komplolarının kaynağı da bu temel gerçekliktir.

    Komplolar egemenler açısından sınıf mücadelesinin vazgeçilmez araçlarından biridir. Zira temelinde sömürü ve baskı bulunan kapitalist düzende egemen burjuvazinin tüm işleri burjuva demokrasisinin kâğıt üzerindeki işleyişi içinde hallolamamaktadır. Özellikle modern çağda burjuvazi egemenliğini sürdürebilmek için sömürülen ve ezilen yığınların rızasını kazanmak zorundadır. Belirli bir konuda, ki bu konular genellikle büyük çaplı değişimleri içeren çetin konulardır, halkın rızası olağan mekanizmalarla sağlanamadığı ölçüde uygun psikolojik koşulların oluşturulması için komplolar tezgâhlanır. Nazilerin iktidara geldikten sonra hem komünistlere yönelik baskıları haklı göstermek ve onları tasfiye etmek hem de parlamentoyu lağvetmek için tezgâhlayıp komünistlerin üzerine yıktığı parlamento binası yangını (Reichstag Yangını) bunun en bilinen örneklerinden biridir.

    Türkiye’den iyi bilinen bir örnek de meşhur 6-7 Eylül olaylarıdır. Hatırlanacağı gibi 1955 yılında Selanik’te Atatürk’ün doğduğu ev bombalanmış ve gazeteler bunu halkı İstanbul’daki Rumlara karşı galeyana getirecek tarzda işlemişti. Bunun sonucunda kışkırtılmış ve yönlendirilmiş kalabalıklar binlerce Rum vatandaşa saldırmış, onların ev ve işyerlerini yağmalamıştı. Bu olaylar amaçlandığı gibi sonraki günlerde yüz binlerce Rum vatandaşın ülkeyi terk edip Yunanistan’a göç etmesine yol açmıştı. Daha sonra Selanik bombalamasının Türk gizli servisi tarafından gerçekleştirilmiş olduğu ve yağmalama ve saldırıların da planlı olarak yürütüldüğü ortaya çıkmıştı.

    Komploların bir dolaysız sebebi de egemen sınıf içi kapışmalardır. Bu kapışmalar da her zaman burjuva demokrasisinin olağan işleyiş mekanizmaları içinde çözüme bağlanamayabiliyor. Bu durumda başta suikastlar olmak üzere muhtelif türde komplo eylemleri gerçekleştirilebiliyor. Kennedy suikastı ya da Özal’a yapılan başarısız suikast gibi örnekleri hemen hatırlamak mümkün.

    En geniş kapsamlı komplolar ise genellikle bir ülkenin savaşa girmesinin bahanesini yaratmak için yapılanlar olmuştur. 1898’de ABD emperyalizminin, kendi savaş gemisi Maine’in batırılışını, İspanya’nın Latin Amerika’dan sürülüp atılmasıyla sonuçlanacak bir savaşın bahanesi olarak kullanması; 1931’de Japonya’nın Mançurya’yı işgal bahanesi olarak öne sürdüğü, ama bizzat Japon subayları tarafından Eylül 1931’de gerçekleştirilen demiryolu sabotajı; 1 Eylül 1939’da II. Dünya Savaşını başlatan Alman Nazi ordularının Polonya işgalinin bahanesi yapılan ve aslında kılık değiştirmiş SS subayları tarafından düzenlendiği halde Polonya askerleri tarafından yapılmış gibi gösterilen sınır ötesi karakol saldırısı; önceden haber alındığı halde II. Dünya Savaşına girişin bahanesi olarak kullanılacağı için ABD emperyalizmi tarafından göz yumulan Japonların ABD donanmasını yok etmeye yönelik Pearl Harbor saldırısı gibi hadiseler bunun çarpıcı örneklerini oluşturmaktadır. Aslına bakılacak olursa tarihin çok derinliklerine gitmeye gerek yok. Irak Savaşının ta kendisi Irak’ta kitle imha silahları olduğuna dair koca bir yalanla başlatılmadı mı?


    Emperyalizm çağı, yeni dönem ve 11 Eylül


    Kapitalizm kendisinin çürüme çağını ifade eden emperyalist aşamasını yüzyılı aşkın süredir yaşıyor. Lenin’in sıkça belirttiği gibi emperyalizm çağı siyasal gericilik çağıdır. Bu, egemen burjuvazinin, çağı çoktan gelmiş olan proleter devrimi engelleyebilmek ve bunamış sistemini ayakta tutabilmek için en barbarca yöntemleri hiç çekinmeden kullanabileceği anl***** gelmektedir. Bu çağ krizler, savaşlar ve devrimlerle karakterize olan bir çalkantı çağıdır. Bu bakımdan, sicilinde soykırımlar, nükleer felâketler, kitle katliamları, kan nehirleri bulunan çürüme çağı burjuvazisinin komplolara başvurmayacağını düşünmek için kişinin aklından zoru olması gerekir. Aksine kitleleri bu çağda savaşlara ikna etmek, onları bu doğrultuda seferber etmek için burjuvazi komplolara, kitle manipülasyonuna gitgide daha çok ihtiyaç duymaktadır. Bunu anlamamak çağın karakterini anlamamaktır.

    Sovyetler Birliği faktörü ve II. Dünya Savaşı sonrası yaşanan ekonomik yükseliş temelinde oluşan göreli istikrar dönemi 1990 dönemeciyle birlikte son bulmuş ve emperyalizmin çelişkilerinin çok daha doğrudan ve genel biçimde kendini dışa vurmaya başladığı yeni bir dönem açılmıştır. Bu dönem, değişik vesilelerle hep belirtegeldiğimiz üzere emperyalistler arası rekabetin ve bu arada sınıf mücadelelerinin yeni bir kızışma evresi anl***** gelmektedir. Bir yangın yerine dönmüş olan Ortadoğu’nun durumu yeni dönemin resmini vermektedir. Savaşlar, militarizm, otoriter eğilimlerin güçlenişi, baskıcı uygulamaların artması, işçi sınıfının kazanımlarına yönelik saldırıların yoğunlaşması…

    Yeni dönemde içeride işçi sınıfına, dışarıda da emperyalist rakiplere aman vermeme çabası, başta ABD olmak üzere tüm emperyalist güçleri savaş baltalarını bilemeye itiyor. ABD emperyalizminin değişik stratejistleri yeni dönemde hegemon konumun güçlendirilerek sürdürülmesi için yeni stratejiler geliştirdiler. Bugün işbaşında olan yönetici kliğin geliştirdiği Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi de ABD emperyalizminin halen izlemekte olduğu stratejiyi oluşturmaktadır. 21. yüzyılı bir Amerikan yüzyılı yapmayı kendine amaç tayin eden bu projenin belirlediği temel hedef, ABD’ye kafa tutabilecek herhangi bir yeni emperyalist gücün çıkmasına her ne pahasına olursa olsun izin vermemek ve ABD’nin tek küresel emperyalist güç olarak rakipsiz kalmasını sağlamaktır. Bunun için ABD emperyalizminin dünya ölçeğinde daha fazla askeri kuvvet kullanması gerektiğini saptayan programın önerdiği tedbirlerin önemli bir bölümü de askeri tedbirlerden oluşuyor: Ordunun daha da güçlendirilmesi, askeri harcamaların arttırılması, diğer güçlerin uzaya çıkmasının engellenmesi (klasik kara, hava ve deniz kuvvetlerinin yanına bir de “uzay kuvvetleri”nin oluşturulması), Anti-balistik Füze Antlaşması’ndan çekilme vs. Tümüyle militarist bir program olan bu programın temel belgesinde, çok kapsamlı ve masraflı olması nedeniyle orduda öngörülen değişimlerin çok uzun zaman alabileceği, ama ABD’nin II. Dünya Savaşına girmesine yol açan Pearl Harbor saldırısı gibi Amerikan halkını şoke edecek olayların olması halinde bu sürecin hızlanabileceği belirtilmektedir. Bu kliğin dışında da birçok tanınmış emperyalist stratejist bir “Pearl Harbor etkisi” gereğinden söz etmiştir.

    Tüm bunlar, yeni militarist programın hayata geçirilmesi ve Ortadoğu’dan başlamak üzere yeni bir emperyalist savaş sürecini başlatmanın bahanesi olarak kullanılmak üzere 11 Eylül türü sansasyonel bir komploya mükemmelen uygun bir zeminin zaten varolduğunu, böylesi bir komplonun hiç de gökten zembille inmiş olmayacağını göstermektedir. Loose Change adlı belgesel ve daha birçok kişi olaya ilişkin resmi öykünün tutarsızlıklarına ve açıklarına işaret ederek 11 Eylül’ün içeriden gerçekleştirilmiş bir komplo olduğunu iddia etmektedir. Komplolar işin tabiatı gereği kanıtlanması kolay olmayan olaylardır. Bu açıdan belki de ileride işçi sınıfının devrimiyle bütün gizli arşivler açılana kadar işin aslını bilemeyeceğiz. Ekim Devrimini gerçekleştiren Rus işçi sınıfı tarihte ilk ve tek olarak bunu yapmış ve diğer devletlerle yapılan gizli anlaşmalar da dahil olmak üzere tüm gizli belgeleri dünyaya açıklamıştı. Yine de 11 Eylül’e ilişkin olarak şimdiye kadar ortaya çıkan bazı bilgiler, en azından, Pearl Harbor hadisesine benzer biçimde saldırıya göz yumulduğunu aşağı yukarı kesin biçimde göstermektedir.

    Komplocu zihniyete itibar etmeme adına gerçek komploların varlığını yadsıyan ya da örtbas etmeye çalışanlardan bazıları, gülünç biçimde, “ABD kendine böyle bir şey yapmaz” diyorlar. Tarihte en vahşi türden gerçek komploların varlığı, emperyalizmin doğası ve içine girdiğimiz yeni dönemin niteliği gibi hususları bir yana bıraksak bile, ABD emperyalizminin daha önce buna çok benzer planlar yapmış olduğuna dair ilginç belgeler gün ışığına çıkmıştır. 1962 yılında hazırlanan ve Northwoods Operasyonu olarak adlandırılan taslak planın amacı alenen, “Küba’ya bir Amerikan askeri saldırısının gerekçelendirilmesi için bahane yaratmak” olarak tarif edilmekteydi. Bunun için çeşitli alternatifler önerilmekteydi. Bir Amerikan yolcu uçağının Küba savaş uçakları tarafından düşürülmüş gibi gösterilmesi ya da Guantanamo Körfezi’ndeki Amerikan deniz üssünde bir Amerikan savaş gemisinin havaya uçurularak suçun 1898’deki “Maine hadisesinde olduğu gibi” (raporda aynen böyle ifade edilmektedir) Küba’ya yıkılması bu alternatifler arasındaydı. Bunların yanında, ABD içinde önemli mekânlara yönelik terörist bombalamalar ve “dost Kübalılar” olarak tarif edilen karşı-devrimci unsurların kullanıldığı başka türden eylemler de düşünülüyordu. Bu planlar o dönemde uygulamaya sokulmasa da, benzerleri tüm dünya için üretilmeye ve uygulanmaya devam etti.


    Uyanıklığı elden bırakma

    Marksistler tarihin ve toplumun hareket yasalarının yerine komploları koyan komplocu düşünüş tarzını mahkûm ettikleri gibi, komploların bal gibi de var olduğu gerçeğini yadsıyanları da mahkûm ederler. Egemenler belirli süreçleri hızlandırmak, halkı kanlı planlara razı etmek ve çeşitli konularda manipüle etmek için komplolara başvururlar. Hele hele siyasal gericilik çağı olan emperyalist çürüme çağında bunlar egemenlerin sınıf mücadelesindeki vazgeçilmez araçlarıdır. Ancak komplolar tarihin akışının ana yönünü değiştirmezler. Gerçek şu ki 11 Eylül olmasaydı da günümüzün dünyasının tablosu aşağı yukarı benzer olurdu. Zira büyük ölçekli toplumsal siyasal dönüşümleri belirleyen temel sebepler, şu ya da bu türden komplolar değil, tarihsel maddeci yöntem tarafından açıklanmış sınıf mücadeleleridir. Varlığı yadsınamayacak olan komplolar da anlamlarını sınıf mücadelesi bağlamında bulurlar. Tam da bu nedenle egemenler açısından “başarılı” ve de “başarısız” komplolar vardır. Zamanı gelmiş büyük ölçekli değişimlerle uyumlu, onları güçlendiren ya da onların önünü açan komplolar “başarılı” komplolar iken, buna uygun olmayan ve çoğu durumda muhakkak ki varlığından bile haberdar olmadıklarımız “başarısız” komplolardır.

    11 Eylül önemlidir evet. Ama hangi anlamda? 11 Eylül sonrasında yaşanan önemli değişimlerin 11 Eylül yüzünden olduğunu ihsas eden yanlış düşünceden dolayı değil, bu değişimlerin gelişmesinde kritik bir işaret noktası, bir dönüm noktası olması nedeniyle. Marksistler her şey 11 Eylül yüzünden olmuşçasına 11 Eylül’e metafizik bir anlam yükleyen sığ burjuva düşüncesinin değişik biçimlerine itibar etmezler. Bu düşünceler görünürde birbirleriyle en şiddetli geçimsizlik içinde olsalar bile aynı yöntemsel metafizik zeminde ortaktırlar. 11 Eylül’ün anlamı, onun dönemin eğilimlerini çarpıcı biçimde özetlemesi, ifade etmesidir.

    Hem komploların varlığına karşı hem de bunları abartma ya da küçümseme şeklindeki eğilimlere karşı uyanık olmak gerekiyor. İçine girmiş olduğumuz yeni dönemin özünde bir emperyalist savaş konjonktürü olması bu konudaki bilinç açıklığının önemini artırmaktadır. Hem Şemdinli örneğinde olduğu gibi manipülasyon amaçlı komplolara, hem de “dış güçlerin komploları”ndan dem vurup işçi sınıfını çeşitli türden milliyetçi gerici amaçlara alet etmek isteyenlere karşı özellikle uyanık olmak gerekiyor. Bütün bu komploların nihai işlevi kan, ter ve irin üzerine kurulu kapitalist düzeni devam ettirmek olduğuna göre, bunlara son vermenin yolunun da içinden üredikleri kapitalizmi yok etmek olduğu aşikârdır.


    Levent Toprak

  10. #10
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye sebahat35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Nerden
    İzmir
    Yaş
    39
    Mesaj
    362
    Rep Gücü
    1492

    Cevap: Amerika'nın Komploları

    bir avuç denen işgalci israilin arkasında amerika ve ab var. israilin kuruluşuyla birlikte ortadoğu projesi başlamıştır ve tıkır tıkır işlemektedir. bu projenin içinde eşbaşkanlık görevini seve seve üztlenen bir başbakanı olan ve parçalara ayrılması planlanan ülkelerden birtanesi de malesef Türkiye.

    ülkeler ne kadar küçük lokmalara bölünürse yutmak okadar kolay olur. tıpkı pastayı yerken bütünüyle yutmanın zor olması gibi. kosovanın bağımsızlığından sonra orada kurulan abd üssü açık bir şekilde nasıl e kimin tarafından yönetildiğinin bir kanıtı yani balkanlardaki küçük amerika kuruldu (amac:rusyayı kontrol etmek )

    asyadaki küçük amerika işgalci israil ancak yetersiz kalmaktadır ve bu nedenle küçük amerika akepe ile birlikte artık tamamen biziz. (amac asya kıtasına hakim olmak ve aman petrol canım petrol)


    malesef gerçekler acıdır.

1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Amerika; Suriyede tam BİZ kazanıyorduk ki!
    trk23 Tarafından Güncel Haber ve Manşetler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-02-2014, 01:19 PM
  2. Türkiye Amerika ile savaşır mı?
    Eftelya Tarafından Komplo Teorileri Foruma
    Yorum: 27
    Son mesaj: 01-12-2010, 07:35 PM
  3. Amerika'yı Türk'ler Keşfetti!
    İnci Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 8
    Son mesaj: 24-09-2010, 12:06 PM
  4. Amerika''dan mühendis
    mopsy Tarafından Günün Fıkrası Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 19-09-2010, 10:25 PM
  5. Beşiktaş Amerika'yı...
    mopsy Tarafından Futbol Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-03-2010, 07:53 AM
Yukarı Çık