Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    2011'de kıyamet kopacakmı?

    Siyonist Yahudilerin önce devlet olmaları, sonra tüm dünyaya hâkimiyet kurmaları planının ilk adımı olarak Osmanlı'yı yıkmak üzere; dış güçlerin ve sabotajcı-ittihatçı işbirlikçilerin bilinçli hıyanetiyle Almanların safında sokulduğumuz 1. Dünya Savaşı sırasında, Çanakkale'deki destansı savunmamız ve büyük bir zafer kazanmamız, sonuçları itibariyle görünüşte Almanların, gerçekte ise Siyonist odaklarının işine yaramıştır. Çünkü birçoğu üniversite öğrencisi olan 300 bin yetişkin gencini ve tüm askeri gücünü yitiren Osmanlı, fiilen çökertilmiş ve Anadolu artık savunmasız bırakılmıştır.

    Modern İsrail ordusunun temelleri Çanakkale'de atılmıştır:


    Dr. Tuncay Yılmazer tarafından yazılan ve sadece kara muharebelerini anlatan "Alçıtepe'den Anafartalar' Çanakkale Kara Muharebeleri" adlı çalışma asıl savaşın karada başladığını ve 18 Mart zaferiyle her şeyi bitirmenin ne kadar yanlış olduğunu ortaya koymaktadır. Yabancı kaynaklara vakıf olduğu anlaşılan yazarın çok ciddi iddiaları vardır.
    Örneğin modern İsrail ordusunun temelinin: Çanakkale kara savaşlarında müttefik güçlere yardım eden ve tamamen Siyonist Yahudilerden oluşan Zion Mule Corps (Sion Katırlı Birliği) tarafından atıldığı yazılmaktadır. Yaklaşık 700 kişiden oluşan ve görevleri cephe hattına katırlarla mühimmat taşımak olan bu grup; önceleri görevlerini pasif bulup beğenmeseler de, sonraları "her cephenin kendilerini Sion'a götüreceğini" düşünüp "Türkleri paramparça edeceğiz" şeklinde açıklama yaparak canla başla çalışmışlardır. Birliğin başında bulunan İrlanda asıllı Albay Patterson Yahudi hahamlarca "İsrailoğullarını Mısır'dan Filistin'e ulaştıracak ikinci Musa" olarak ilan edilip kutsanmıştır.
    Bunun yanında kitapta birilerinin ifade etmeye çalıştığı gibi bu savaşın birbirlerine çikolata atan askerler arasında geçmediğini ispatlayacak çok ciddi ifadeler yer almaktadır. Müttefik güçlerinin Türk askerine Kızılhaç çadırları içinde kurdukları toplarla ateş edip onların iyi niyetini suistimal ettikleri ve yüzlerce askerimizi bu hilelerle şehit ettikleri anlaşılmaktadır.

    "8 ay süren Çanakkale Muharebeleri'nde yaklaşık 4 yıl devam eden Kurtuluş Savaşında kaybettiğimiz insanın 20 katını kaybettik. Çanakkale'de büyük bir zafer kazandık ama Çanakkale'de kaybettiğimiz 20'de biri ile Türk neslinin hayatını, vatanını ve bağımsızlığını kurtardık. Dolayısıyla Çanakkale'deki kaybımız normal değildir, olağan üstüdür, aşırıdır.

    Aşırı insan kaybımıza sebep de, Çanakkale Muharebeleri'nde Türk ordusunun içinde yer alan az sayıdaki Alman Komutanlar ve başta bu muharebeleri yöneten Alman Ordu komutanıdır"[1]
    Alman komutanlar, bile bile on binlerce Mehmetçiği feda ederek zaferin bedelini ağırlaştırmışlardır. Türk ordusunun daha fazla kayıp vermesine sebep olmuşlardır. Liman Van Sanders isimli Alman Paşa'nın, Türk komutanlarının hazırladığı savunma planının değiştirerek, düşmanın kıyıya çıkmasına imkân vermesi ve sonrasında da Alman tümen ve kolordu komutanlarının hiçbir taktik esasla bağdaşmaz şekilde saldırıya geçmesi, 300 bin askerimizi kırdırmıştır.
    Eğer ordumuz Türk komutanlarının hazırladığı savunma planı ile bu muharebeye başlasaydı, "Çanakkale" birinci günde "18 Mart"ta ki gibi, İngiliz ve Fransız'ın yenilgisi ile sonuçlanırdı. Böyle olunca da Suriye-Filistin ile Irak cephelerinden kuvvet çekmeye, Kafkas cephesini zararına düzenlemeler almaya gerek kalmayacak ve bu cephelerdeki kuvvetler zayıflatılmayacaktı. En önemlisi de, on kere Türk Kurtuluş Savaşı yapacak sayıda kayıp verilmemiş olacaktı.

    Almanların Niyeti :

    Burada dikkat çeken asıl nokta; 18 Mart'ta Boğaza yapılan büyük saldırı ile yeni bir cephe olacağı kesinleşen Çanakkale'yi savunmak ve dolayısıyla Başkent'i savunmak için kurulan özel ordunun başına bir Alman'ın getirilmesidir. Bu Enver paşanın açık bir hıyanetidir.

    Atatürk'ün Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale ve sonrasında iki buçuk yıl kurmay Başkanlığını yapan İzzettin Çalışlar, günlüğüne şu notu düşmektedir. [2] "31 Mart 1915...5.Ordu Kumandanı Liman Paşa, Sahil Müfettişi Usedom Paşa, Donanma Kumandanı Merten Paşa, Anadolu tarafındaki Kolordu kumandanı Weber Paşa, Müstahkem Mevki kumandanı Cevat Paşa, üçüncü Kolordu Kumandanı Esat Paşadır.

    Almanlar Boğaz müdafaasında emir ve kumandayı tamamen ellerin almak istiyor gibi gözüküyorlar. Almanların amacı Çanakkale Muharebeleriyle yarım milyon İngiliz ve Fransız kuvvetini Avrupa'nın Batı Cephesi'nde uzak tutup Alman Cephesi'ni rahatlatmaktır.

    Atatürk, Arıburnu Muharebeleri Raporu'nda muharebenin kaderini değiştiren bu olayı anlatır.

    "Liman Paşa, 9. Tümen tarafından, doğrudan doğruya sahilin müdafaası bakış açısıyla alınmış olan tertibatı tasvip etmedi. Adı geçen, sahili zayıf birliklerle gözetlettirerek büyük kısımları geride bulundurmak ve düşman karaya çıktıktan sonra gerideki ihtiyatlarla ve süngü hücumu ile karaya çıkacak olan düşmanı denize dökmek görüşünü tasviye ediyordu. Buna dayanarak yeniden alınmasını emrettikleri düzen bu bakış açısına göre olacaktı.
    Karargâhlarımıza dönüşte 9. Tümen komutanı yanıma gelerek alınması emredilmiş olan yeni tertibat şeklinin kendisine güven vermediğini söyleyerek bu konudaki görüşümü sordu. Ben de sahilin yalnız gözetlenmesiyle yetinilmesi fikrine öteden beri karşı olduğumdan, adı geçen komutana o yolda düşünce ve değerlendirmelerimi açıkladım. Bunu üzerine

    9. Tümen Komutanı tarafından Kolorduya raporla istirhamlarda bulunulmuştur.[3]
    Atatürk'ün 3 Mayıs 1915'te muharebenin 8'nci gününde Başkomutan Vekili Enver Paşa'ya gönderdiği mektubunda şunları söylemektedir. "Evvelce size bu bölgenin bütün bölgelerle olan farkının önemini arz etmiştim. Eceabat bölgesi kuvvetlerine komuta eğitim zaman aldığım tertibat ile düşmanın karaya çıkmasına imkân verilmeyebilirdi. Von Sanders Paşa, sahilde çıkarma noktalarını tamamen açık bırakacak tertibat almış ve bugün düşmanın karaya asker çıkarmasını kolaylaştırmıştır.

    Vatanımızın savunmasında kalp ve vicdanları bizim kadar çarpmayacağına şüphe olmayan, başta Von sanders olmak üzere bütün Almanların fikirlerinin üstünlüğüne itimat etmemenizi kesin şekilde istirham ederim. Bizzat buraya teşrif edip, genel durumunuzun gereklerine göre, bizzat sevk ve idare etmeniz münasip olur..."
    Bu tespitler bir gerçeği ortaya koymaktadır. Çanakkale Muharebelerinde Almanlar kendi çıkarlarına göre harekâtı planlamışlardır. Bunu yaparken müttefikleri olan Türkleri dikkate almamışlar, sadece niyetleri uğruna kullanmışlardır. Ulaşılan bu gerçek devamında bir soru daha doğuruyor.

    "Biz, Çanakkale'de Almanlar için mi öldürüldük?"


    İşte bugün, Amerika'nın Afganistan ve Irak, işgalinden sonra şimdi Suriye ve İran'a saldırı hazırladığı da Amerika'nın ve Siyonist güç odaklarının Çanakkale'si gibidir. Çünkü ilk bakışta zafer kazanmış ve hâkimiyet sağlanmış görünseler de, gerçekte, Osmanlı gibi çöküşün eşiğine gelmişlerdir.

    Amerikan Yönetimini ele geçiren Siyonist güdümlü Bebe Bush ve şahinler ekibinin ve Mesihçi Yeni muhafazakârlar hareketinin, ABD ve İsrail'in sonunu getireceğini ve dünyayı felakete sürükleyeceğini sezen pek çok Yahudi ve Hıristiyan da bu görüştedir. Hatta daha önce "Saddam'ın devrilmesine, Irak'a demokrasi getirilmesine alkış tutan ve AKP'nin bu vahşete ortak edilmesine destek çıkan Fehmi Koru gibi yazarlar bile, şimdi Bush yönetiminin barbar ve saldırgan tavrı nedeniyle bütün dünyada yükselen nefret dalgası yüzünden artık ABD vatandaşlarının "Proud to be American-Ne mutlu Amerikalıyım" diyerek dolaşamadıklarını ve her yerde hakarete uğradıklarını söylemekte ve üzülmektedir.[4]

    Yeni Muhafazakâr (Mesihci) Neo Con'lar Kimdir?


    Yeni Muhafazakârlar grubunu fikir babası olan Leo Sttrauss ve günümüzde bu fikrin öncüleri olan Richard Perle ve Paul Wolfowitz gibi şahsiyetlerin Yahudi olmasına rağmen, bu grupta sayıları az olmayan Evanjelikler de vardır. Evanjelikler inançları gereği İsrail'e sempati ile Bakan Hıristiyan Protestan mezhebine bağlı kişilerdir. Yeni muhafazakârlar, dini inançları gereği adeta İsrail'e "kutsal bir müttefik" gözü ile bakan bu kişileri, "Amerikan imparatorluğu" vaadi ile yanlarına çekmeyi başarmışlardır. Evanjelik inancına mensup ABD vatandaşlarının nüfusu hiç de azımsanmayacak orandadır. Kimilerine göre (2002 yılında yapılan sayıma göre) 280 milyon kişilik nüfusa sahip ABD'de 60-70 milyon civarında Evanjelik-Protestan vardır. Potansiyel bir oy makinesi olarak telakki edildiğinde bu durum Evanjeliklerin, ABD'nin başkanlık seçimlerinde ne derece önemli bir konumda olduğunu ortaya koymaktadır.
    Yeni Muhafazakârlar ve 11 Eylül:

    11 Eylül Saldırısı, yeni Muhafazakâr düşüncenin ABD yönetiminin dış politikalarını belirlemede etkin bir rol üstlenmesine yol açmıştır. 11 Eylül saldırısı sonrası, ABD geleneksel dış politika stratejisi olan çevreleme (cotainment) ve caydırıcılık (deterrence) stratejisini terk etmiş, yerine Yeni Muhafazakârların savunduğu: "önceden müdahale (preemption) stratejisini" uygulamaya başlamıştır.

    Yeni muhafazakârlar, 11 Eylül Saldırısı sonrası düşmanı "Terörizm" olarak tarif etmiş ve gerekirse bu savaşın 100 yıl süreceğini söylemişlerdir. Yeni Muhafazakârların önde gelen ismi Richard Perle ise bu savaşı 4. Dünya Savaşı olarak nitelendirmektedir. Böylece bazı kılıflar altında İslam hedef seçilmiştir.

    Şu bir gerçek ki, kimlerin yaptığı ve neden yaptıkları kesin olarak bilinmeyen ve arkasında bir takım soru işaretleri bırakan 11 Eylül Saldırısı sonrası, Yeni muhafazakârların hazırladığı "Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi" uygulamaya konmuştur. Bu projenin ilk sahnesi Afganistan ve Irak'a saldırı olmuştur. Richard Perle ve diğer ABD yetkililerinin söylediği gibi sırada Suriye, İran ve Suudi Arabistan hatta Mısır bulunmaktadır. ABD bundan böyle, kendisine tehdit olarak algıladığı "serseri devletler"i, yani potansiyel tehlike saydığı ülkeleri vurmaya kararlıdır. Nedense ABD'nin "Serseri Devletler" olarak gördüğü yukarıda adlarını zikrettiğimiz ülkeler, hep Ortadoğu'dadır ve Müslümandır. Acaba ABD'nin bu ilgisi İsrail'in bu bölgede olmasından mı kaynaklanmaktadır. Dünyasının başka kıtalarında "Serseri devletler" yok mu? Yoksa ABD'ye göre "Serseri Devletler", sadece Filistin'e destek veren ülkeleri midir?

    Gerçek şu ki Yeni Muhafazakârların Ortadoğu'da "demokrasiyi tesis etme" arzularının ardında, İsrail'in güvenliği ve bekası vardır. Çünkü demokratik bir ülkede, diktatör bir ülke gibi kolay bir şekilde Filistin'e yardım edilemez. Bunun nedeni diktatörler yaptıklarından dolayı "la yüsel" (mesul değilken), demokrasi ile iktidara gelenlere böyle bir şey yaptığı halde hesabını sorulacağı makamların bulunmasıdır. Kısacası demokratik rejimlere müdahale, dikta rejimlere müdahaleden daha kolaydır. ABD'de olduğu gibi paraya ve medya gücüne sahip olan Yahudi Lobisi, Ortadoğu'da demokrasi ile yönetilecek ülkelere parasal ve medya gücünü kullanarak (İktidardaki partiye bağış yaparak veya medyaya bir propaganda başlatarak), Filistin hakkında karar alınması konusunda hükümetlere baskı yapmakta ve kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesini sağlamaktadır.

    Yeni muhafazakârların "demokrasiyi yayma" konusundaki bir çelişkisi de, daha doğrusu samimiyetsizliklerinin bir göstergesi de, Ürdün'de bir rejim değişikliğinden hiç söz etmemeleridir. Filistin'e verdiği destekten dolayı sıranın Suriye ve Suudi Arabistan'a, Lübnan'a verdiği destekten dolayı da İran'a geldiğini ve bu ülkelerin rejimlerini değişmesi gerektiğini her fırsatta dile getiren Yeni Muhafazakârlar, Nedense Ürdün'deki rejimden hiç bahsetmiyorlar. Yoksa Ürdün'ün demokrasi ile yönetildiğine mi inanıyorlar? Gerçek şu ki; Ürdün uyguladığı politikaları itibarı ile hep ABD'nin ve İsrail'in yanında yer almıştır. Bunun en son örneği, Irak'a işgal için topladıklarını ABD ve İngiliz askerlerine açmasıdır. Geçmişte de Ürdün'ün, İsrail'in istekleri doğrultusunda Filistinlilere baskı yaptığı bilinmektedir.

    Dünya Nereye Gidiyor?


    Günümüzde "ehli kitab"dan pek çok kimse, dünyamızda, gelecek on sene içinde, büyük hadiseler olacağını ve bilhassa Hz. İsa (AS)'nın veya bir kurtarıcının ortaya çıkacağına inanmaktadır. Bu mevzularda bazı senaryolar üreterek neşriyat yapılmaktadır.

    Hâlbuki Kıyamet'e doğru gitmekte olduğumuz bu dönem için de olacak hadiseleri peygamber (sav) Efendimiz bizlere, 1400 sene evvelinden haber buyurmuşlardır.
    Kıyamet alametleri denilen bu haberleri esas itibari ile üç zaman dilimine ayırabiliriz.

    I. Kıyamet'in küçük alametleri:

    Bu alametler Peygamber (sav)'ın vefatı ile başlamıştır. Yedi senelik bir İslam dünya devleti kuracak olan Hz. Mehdi'nin zuhuru ile bu süreç tamamlanacak ve bu dönemin sonunda Mesih Deccal zuhur etmiş olacaktır.

    II. Kıyametin on büyük alameti:


    Bu dönem, tanrılık iddia edecek Mesih Daeccal'ın çıkışı ile başlayarak güneşin batıdan doğuşu arasında geçecek olan takriben yetmiş senelik bir zaman dilimidir. On büyük olağanüstü olayı ihtiva eden bu zaman diliminde Hz. İsa'nın dünyaya inişi, Ye'cüc-Me'cüc, Duhan, Dabbe gibi olaylar bulunmaktadır.

    III. Güneşin Batıdan doğuşu ile kıyamet arasındaki olaylar


    Bu bölüm de yine Hadis-i Şeriflere göre 120 senelik bir süredir. Kâbe'nin yıkılması, "Kur'an'ın silinmesi, Kıyamet'e 100 sene kala bir rüzgârın bütün müminlerin ruhunu alması ve geriye sadece şerlilerin kalması" bu olaylar arasındadır.
    Bu alametlerin açıklanmasına geçmeden evvel, Dünyanın ve memleketimizin şu andaki durumuna bir göz atalım:
    Uzun zamandan beri Dünyayı perde arkasından idare eden egemen güçler (Siyonistler), artık Globalleşme veya Küreselleşme adı altında Dünyayı tek bir devlet haline getirip saltanat sürmek istiyorlar. Bu maksatla öncelikle, irili ufaklı müstakil devletleri birleştirmeye çalışıyorlar. (Avrupa Birliği, Afrika Birliği, BOB gibi)

    Son 50-60 seneden beri bu amaçları doğrultusunda, Avrupa Ekonomik Topluluğu'ndan AB'ye geçiş fiilen yaşanmakta, bir yandan da kitap, medya ve diğer yayınlarla insanları dünya devleti fikrine hazırlamaktadırlar.
    Bu konudaki bazı çarpıcı örnekleri hatırlatalım:

    1- İşte 1950'lerde neşredilen İngiliz yazarı George Orwel'in 1984 isimli romanı. Orwel, bu romanında 1984'de dünyada sadece üç devlet bırakıyordu. Biraz acele etmiş gözüküyor.

    2- Amerikalı yazar Jeffrey Archer'in The Future 1982-1995 isimli romanı: 1982'de neşredilen bu romanda 1991'de Rusya ile ilgili bir hadise anlatılırken Mihail Gorbachov'un başkanlığından ismen söz edilmektedir. Oysa Gorbaçov 1985'de SSCB Başkanı oldu. Başkan olmasından 3 sene evvel neşredilmiş bir romanda bundan nasıl bahsediliyor? Bu şu demektir: Egemen güçler SSCB Başkanını 3 sene evvelinden tespit edebiliyorlar.

    3- İşte bu güçler (Siyonistler) H. Mehdi'nin gelip bir dünya İslâm devleti kurmasının yakın olduğunu fark ettiler. Ve bunu önlemek için de kendi hazır kuvvetlerini (ABD)'yi Ortadoğu İslâm devletlerine karşı harekete geçirdiler. (Afganistan ve Irak'ın işgali.)

    En büyük bahaneleri de Müslümanların yaptığını iddia ettikleri 11 Eylül 2001 New York'daki İkiz Kulelerin ve Pentagon'un bir kısmının uçak çarpması ile yıkılmasıdır.

    Halbuki çelik konstrüksiyondan inşa edilmiş 110 katlı bu binaların bir uçak çarpması ile yıkılması maddeten imkansız olup, dinamitle yıkılmış olabileceği yine kendi adamlarınca söylenmektedir.

    4-11.06.2002 tarihli Millî Gazete'nin 7'nci sayfasında yer alan bir haberin başlığı ise şöyledir: ABD Başkan adayı Lyondan La Rouche’dan çarpıcı açıklama : "11 Eylül, gizli hükümet darbesidir!"

    5-Hz. Mehdi'nin zuhuru hakkında bizim kaynaklarımızda zamanla bilgisi 1400 Hicri civarıdır. Bu hususa işaret eden Hz. Peygamberimizin birçok hadisi vardır. Kitaplarda zikredilen en son rakam ise 1427 hicri şeklindedir ki, Miladi 2006-7'ye tekabül eder. Sait Nursi'nin ( Bediüzaman ) zikrettiği tarih ise hicri 1432 miladi 2010-11'dir. (En doğrusunu Allah Bilir.)

    Hz. İsa (AS)'nın gelişi:


    Hıristiyanlar arasındaki beklentilere göre ise bu geliş önümüzdeki on sene içinde olabilecektir. İşte bu husustaki bazı bilgi ve senaryolar:

    1-
    21-23 Nisan 1982 tarihli International Herald Tribüne gazetesinde verilen tam sayfa bir ilanda;
    Hz. İsa (as)'ın halen dünyada olduğu ve yakında meydana çıkacağı bildirilmekte, Hıristiyanlarca kendisinin "Mesih İsa" olarak ikinci gelişinin beklendiği duyurulmaktadır.

    Bunun gibi: Yahudilerin Mesih'i Müslümanların İmam Mehdi'yi Hinduların da Krisma'yı beklemediği söylenmektedir. Yani Hıristiyanlar Hz. Mehdi ile Hz. İsa'yı aynı kimse sanmaktadır.

    2-
    30.10.83 tarihli Günaydın Gazetesi'nin baş sayfasında 3 sütun olarak yer alan haberde ABD Başkanı Ronald Reagan'ın, "Kıyamet Gününü Göreceğiz" açıklamasının başlık yapıldığı sütunlarda Reagan'ın "Deccal ile Hz. İsa ve Hz. Mehdi kuvvetleri arasında Kudüs'te vukuu bulacak Armagedon savaşını bizim neslin görme ihtimali var" dediği yazılmaktadır.

    Bu haberle ilgili daha detaylı bir bilgi 6 Mayıs 1984 tarihli The Guardian gazetesinde Yahudi gazeteci Ronni'e Dugger'in Başkan R. Reagan'la yaptığı röportaj ile verilmekte ve R. Reagan'ın bu sözü 1980-83 seneleri arasında yakınlarına en az on kere bahsetmiş olduğu yazılmaktadır.

    Yine aynı röportajda, ABD'de 105 bin kilisenin (Evangelist) başkanı olan J. Falwell (ki R. Reagan'ın yakınlarından idi) Hz. İsa (as)'ın gelişi için 1981'de şunları söylemiştir: "Hiç kimse Hz. İsa'nın ne zaman döneceğini bilmez, ama biz onun dönüşüne yakın son günleri yaşadığımıza inanıyoruz. Bu belki 50 sene alabilir, ama zan etmiyorum. Çocuklarımızın normal hayatlarını yaşayacaklarını da zan etmiyorum. (Yani onlar görecektir) Belki ben de göreceğim."

    Yine Falwell tarafından yazılmış "Armageddon ve Rusya ile gelecek harp" isimli risalede Rusya ile Hz. İsa arasında Ortadoğu'da bir savaş olacağını ve bu savaşta Rus askerinin önemli kısmının öldürüleceğinden bahsediliyor. Ve ondan sonrada Armageddon savaşı gelecek diyor. (Bu sözler Ramuz-el-Ehadisteki 298. l Melha-me-i Kübra hadisindeki 1. gazayı ne kadar hatırlatıyor!)

    3-
    Amerika ve İngiltere'de basılan "The Plain Truth" (Açık hakikat) aylık bir mecmuadır. Bu mecmua 8 milyon adet basılıp ücretsiz dağıtılıyor. Gayesini "Hz. İsa (a.s.)'ın gelişinin yakın olduğunu, geldiğinde Dünya devleti kuracağını ve bunun bin sene süreceğini insanlara bildirmek" olarak açıklıyor. Bu mecmuanın 1985 yılı Haziran sayısındaki başyazısında şöyle denilmektedir: "Yaşamakta olan Hz. İsa kralların kralı olarak bütün milletleri Tanrının hükümeti ile idare etmek için çok yakında dönecektir."

    4- 23.11.1989 tarihli Tercüman'da The Mail'den alınmış '2010 yılında Avrupa' adlı bir harita neşredilmişti. Haritada Türkiye'nin cenubundan yukarı doğru iki ok konulmuş ve altında ise "Militan İslâm tehdidi" ibaresi yazılmıştır.
    Bu haritanın haber kısmında ise "NATO ve Varşova Paktı, İran'dan kaynaklanan "Radikal İslâm baskısı'na karşı ortak mücadele edecektir" denmektedir.

    5- 03.01.1993 tarihli Sabah Gazetesi'nin Gözlem köşesinde M. Barlas, makalesinde kısaca şöyle diyor: "İngiliz The Economist dergisi 1992'de yayınlanmış hayali bir Dünya Tarihi kitabında Türkiye ile alakalı şöyle bir kısım yer almış: "2011 yılında, Suudi Arabistan'da Albay Algosaibi bir darbe ile yönetime el koydu. İran ve Pakistan'ın da katıldığı "yeni Halifelik içinde tüm İslâm dünyası birleşti. "Yeni Halifelik Kuvvetleri" Türkiye'yi istilaya başladılar. İngiltere ve Fransa 2014 yılında Türkiye'ye yardım için Antakya'ya bir askeri kuvvet gönderdiler ama başarısız oldular. İslâm orduları İstanbul boğazını geçtiler ve 2016'daki Sancak Savaşı ertesinde Güneydoğu Avrupa'daki ilk köprübaşına sahip oldular" denmektedir. Evet, hayali bir senaryo, ama yazarların bu öngörüsü sanki Hz. Mehdi'nin zuhurundan bir ay evvelki Hac'da hacıların başta imam (Hükümet başkanı) olmadan hac yapacakları ve Hz. Mehdi'nin Antakya Amik ovasındaki "Rum"larla yapacağı (Melhame-i kübra) savaşına ait Hadis-i şerifleri biliyorlar intibaını veriyor.

    6- İran'daki Duruma Gelince

    Bugün İran'da Hz. Mehdi anlayışı ve O'nu bekleyiş âdeta inancın bir parçası gibidir. İşte gazete haberlerinden bazı örnekler:

    a- Humeyni'nin kurduğu "İran İslâm Cumhuriyeti"nin Anayasası'nın birinci maddesi şöyledir: "Bu anayasa Mehdi gelinceye kadar geçerlidir."

    b- 1986'da İran-Irak savaşı esnasında o zaman İran Meclis Başkanı ve silahlı kuvvetler kumandanı olan Rafsancani'ye gazeteciler soruyor: "Neden, Irak'a karşı büyük bir taarruza geçmiyorsunuz?" Rafsancani'nin verdiği cevap: "İşaret bekliyoruz." oluyor.

    c- Mart 1989'da Rafsancani Tahran Üniversitesi'nde verdiği bir Cuma hutbesinde şunları söylemiştir: "Mehdi gelecek, dünya tek bayrak ve tek kanunla yönetilecektir." (26.3.1989 Milliyet)

    d- Humeyni 1989'da vefat edinceye kadar İran'da bütün Radyo, televizyon ve toplantıların açılış ve kapanışında şu slo¬gan vardı: "Hüdaya, Hüdaya ta inkılâbı Mehdi, Humeyni ra ni-gâbbar", (yani; Ya Rabbi, Ya Rabbi Mehdi inkılâbına kadar Humeyni'ye ömür ver.)

    e- Humeyni'nin vefatından iki ay kadar önce Mayıs 1989'da Hürriyet gazetesinde kendisine atfen şu sözleri yayınlanmıştı: "İran-Irak savaşı mühim bir savaş değildi. Biz Hz. Mehdinin emrinde yapacağımız Evrensel savaş için hazırlanıyoruz ve bunun için yirmi milyon askerimiz var." demektedir.

    f- 31.01.1993 tarihli Milliyet'te çıkan bir haberde ise: Fransız Le Figaro gazetesinin Washington muhabiri Stephane Marc-hand'ın "İran Yarınki tehlike" başlıklı bir inceleme yazısından bahsedilmektedir.

    g- Ramuz el-Ehadis 508.4- "Horasan'dan siyah bayraklılar çıkar ve İlya'ya (Kudüs'e) kadar önlerinde bir şey tutunamaz." haberi verilmektedir.
    (Hz. Ebu Hüreyre r.a.)

    R.E.33.5- Siyah bayraklılar gelip de karşınıza çıktığında Farslılara ikramda bulunun. Zira sizin devletiniz onlarla beraberdir. (Hz. İbni Abbas r.a.) gibi hadis-i şerifler de göz önüne alınınca egemen güçlerin ve ABD'nin neden İran'la uğraştıkları daha kolay anlaşılır hale gelmektedir.

    7- "Yahova şahitleri tarikatı" neşrettiği bir broşürde "Armagedon'da sağ kalmak için şimdiden hazırlanın" başlığı altın¬da mensuplarına yaptığı tavsiyede kısaca şunları söylemektedir: "Tanrıyı tanıyın, Tanrı'nın dostları için koyduğu şartları tutmakla ve O'nun hoşnut olmadığı şeyleri yapmamakla O'nun dostluğunu kazanın." (Broşürde kendi İncil ayetleri referans verilmektedir)

    8- Yukarıda kısaca verdiğimiz bilgiler Hz. Mehdi'nin yakın bir gelecekte zuhuru ihtimalini kuvvetlendirmekte ve egemen güçlerin askeri kuvveti olan ABD'nin, Ortadoğu'da terör bahanesi" ile neden bir an önce harekete sevk edildiğinin sebebim izah eder gibi görünmektedir.

    9- Memleketimize gelince:

    Kanaatimizce şu anda memleketimiz için en sıkıntılı durum, egemen güçlerin dünya devletine giden yolda bir basamakları olan Avrupa Birliği'ne bizim de girmemiz hevesi ve isteğidir. Bunun için kanunlarımız, AB'ye uyum sağlamak adına değiştirilmekte ve ne olduğu açıkça bilinmeyen bazı vaatler yerine getirilmektedir.
    AB nedir? Bir Hıristiyan ve inançsızlar topluluğudur. Ve bizim yüzlerce yıl vatan müdafaası için kendileri ile savaştığımız devletlerden oluşmaktadır. Şimdi nasıl oluyor da uğrunda binlerce şehid verilmiş bir memleket ve devlet kendi istiklalinden vazgeçip bir Hıristiyan topluluğunun eyaleti olmak için onlara katılmak istemektedir?
    Bu insanlar hiç Kur'an meali okumamış ve üzerinde düşünmemiş midir?

    İşte bir kaç ayet meali:

    Maide suresi, ayet 51: Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onları dost (idareci) edinirse muhakkak o da, onlardandır. Allah zalim toplumlara yol göstermez."
    Maide suresi, ayet 81: "Eğer Allah'a, Peygamber'e ve O'na indirilene imanları olsaydı, o kâfirleri yâr edinmezlerdi. Fakat onların çoğu fasıklardır."

    Bakara suresi Ayet 120. "Sen onların milletine uyuncaya kadar, ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar Senden razı olurlar. De ki "Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına biraz uyacak olursan, and olsun ki Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır."

    Evet Kur'an'da bu mealde en az 30-40 ayet mevcuttur. Bırakalım dostluğu; Türkiye'mizin (AB)'nin bir eyaleti olması, nasıl kabul edilebilir? Bu kendimizi inkâr değil midir?

    Kaldı ki, bu devletin kurucusu M. Kemal Atatürk Türk gençliğine hitabesin de onlara şöyle seslenmiştir.
    "Ey Türk gençliği! Birinci vazifen Türk istiklal ve cumhuriyetini ilelebet müdafaa ve muhafaza etmektir."
    Hani, nerde kaldı Atatürkçülük, nerede kaldı vatanseverlik ve özgürcülük nerede kaldı Anayasa'yı korumak?
    Şu hale bakın: Milletin reyi ile seçilmiş ve Meclis Başkanlığına getirilmiş bir vekili TBMM'nin salonundaki "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" yazısına rağmen, "Egemenliğin devri ne ayıp ne günah ne de çirkindir" diyebilmiştir.[5]
    Peki, bu AB'yi kimler istiyor? Bunlar bir avuç hain ve bir zümre gafildir...
    Bu gruptakiler "O günün adamları dinlerini dünyalıktan az bir şeye satarlar"[6] hadis'ine girmektedir.
    Diğerlerine gelince; bunlar sözde "elit tabaka", dünya devleti taraftarları, tam demokrasi gelecek, serbestlik olacak zannedenler, başörtülü üniversiteye gideriz ümidinde olanlar, memlekette irtica tehlikesi kalmayacak diye düşünenler, "derin güçlerden" kurtuluruz ümidinde olanlar ve daha birçok hayalperestlerdir.
    Bize göre bu insanlarda, vatan, memleket, istiklal, hürriyet, millet mefhumları yerini dünya vatandaşlığına yani demokrat köleliğine bırakmış gibidir. Medya, televizyonlar, filmler demek ki bu kadar tesir etmiş. İşte bütün bunlar kıyamet alametleri cümlesinden olarak insanlarımızın Fitnelere" uğradığını düşündürten şeylerdir.
    Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor: "Kapkaranlık gece parçaları (fitneler) gelmeden amellere müsaraat (acele) ediniz ki, o devirde insan sabah mümin olur, akşama kâfir olarak ulaşır. Mü'min olarak geceye girer, kâfir olarak sabaha çıkar. Ve o günün adamları, dinini dünyadan az bir şeye karşılık satarlar."[7]

    Peki, "Fitne" ne demektir?

    Fitne: insanların doğruyu yanlış, yanlışı doğru, kabul etmeleri iyiyi fena, fenalığı iyi görmeleri diğer bir tabirle akıllarının karışmasıdır. Sıratı müstakimden şaşmalarıdır.
    İşte bugün bazıları marazlı medyanın ve mason kuruluşların destek ve teşvikiyle bir şey yaptıklarını zannedip memleketi kendi elleri ile AB'ye teslim etmeye çalışmaktadır.
    Ama bizler ümit ediyoruz ki Allah'u Teâlâ şehid kanları ile alınmış bu memleketi inşallah koruyacaktır.
    "Ahir zamanda zalim umera, iktidarlar, fasık yüzera (bakanlar) hain hükema (yargı adamları) ve yalancı ulema gelir. Herkim bunlara yetişirse sakın onların taraftarları, yardımcıları ve memurları olmasın."[8] hadisinin haber verdiği günler yaşanmaktadır.

    Öyle ise "Muhammed bin Abdullah olan Mehdi Aleyhisselamın" zuhuru yakındır. Ki Hz. Cebrail ve mikali (as) bile onun yardımcıları olacaktır. Ashabı, Kehf dirilip onun hizmetine katılacaktır.[9]

    O, Kostantiniyyeden çıkacak ve bayrağındaki slogan:

    "Biat Allah içindir" yazacaktır.

    Allah Onu, bir gecede (Yani mucizevî ve mükemmel bir şekilde) olgunlaştıracaktır
    Ona ilk defa Kâbe'de bazı Müslüman devlet başkanları, cihat komutanları ve ilim adamlarınca biat ve bağlılıkları sunulacaktır.

    Hz. İsa (as) da önce ona tabi olacak, Hz. Mehdi (as) den sonra ümmetin başında bulunacaktır. Ve artık vakit tamamdır ve sabah yakındır!

    [1] Yrd. Doç. Dr. İsmet Görgülü

    [2] Atatürk'le iki Buçuk yıl, Orgeneral İzzettin Çalışlar, Yay haz. İ. Görgülü-İ.Çalışlar, Yapı Kredi Yayın, 1993, s.34.

    [3] Mustafa Kemal, Arıburnu Muharebeleri Raporu, Yay. Haz. Uluğ İğdemir, TTK, 1986, s.15.

    [4] Yeni Şafak. 01.07.2005

    [5] 25.Nisan.2005 - Milli Gazete

    [6] Ramuzül Ehadis / 243.2

    [7] Ramuzül Ehadis 243/2 / Hz. Ebu Hüreye r.a

    [8] Ramuzel Ehadis. 518-6

    [9] Bak. Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri 1-42

    Hazırlayan : Mustafa Karaman

    alıntı

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  2. #2
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesaj
    3
    Rep Gücü
    0

    Cevap: 2011'de kıyamet kopacakmı?

    ya milenyum da da aynı şeyi söylemişlerdi bence saçma yani kimse bilemez ne zaman ne olacağını ama bu gidişle susuzluk, elektriksizlik... daha birçok şey bitiyor bana göre kıyamette budur.

    zaten dünya daha önce de buzul çağları yaşadı yine olacak ama ne zaman olacağı belli olmaz :D

    yinede torunlarımızın bolluk içinde yaşayacağını söylemek zor :)

Benzer Konular

  1. 2011/1 KPSS Tercih Başvuru Kılavuzu ve 2011/1 KPSS Başvuru İşlemleri
    dogangunes Tarafından Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 23-06-2011, 04:20 AM
  2. Şimdiden kıyamet kopardı (Kıyamet 2012 )
    İnci Tarafından Sinemalar Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 26-11-2009, 02:31 PM
  3. Kıyamet senaryoları Kıyamet ne zaman Kıyamet günü ne kadar yakın
    sadece ben Tarafından Komplo Teorileri Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 22-10-2009, 02:05 AM
  4. Gerçek Kıyamet
    D€NiZ Tarafından Kuran-ı Kerim Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 29-10-2008, 07:03 PM
  5. kıyamet
    dogangunes Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 26-05-2007, 04:31 AM
Yukarı Çık