Merhaba

ZEYTİNYAĞI mucizesi!
Egzoz gazları, fabrika bacalarının kustuğu kanserojenler, içme sularımıza karışan sanayi atıkları, bir yandan da belediyelerin temizlemek için suya kattıkları klor, fast food gıdalardaki, hazır yiyeceklerdeki tehlikeli katkı maddelerine karşı elimizde iki silah var: EKMEĞİMİZ ve ZEYTİNYAĞIMIZ
Doktor İlhami Güneral, bugün dünyanın en önemli kanser ilacı olarak kabul edilen köpekbalığı kıkırdağının Küba'nın ihracat kalemleri arasında ilk sırada yer alışını gülümseyerek karşılıyor. Köpekbalığından çıkarılan squalene adlı madde sızma zeytinyağında bol miktarda bulunuyor. Günde 100 cl. Zeytinyağı tüketimi ile köpekbalığı kıkırdağından alınacak kadar squalene alınır...
Güneral kendisini iyileştiren Dimethyl Sulfoxide (DMSO) adlı ilacı da Türkiye'ye getirip radyoterapi ve kemoterapi görmemiş kanser hastalarına veriyor. Başarı şansını ise 'yüzde 85-95 arası' olarak nitelendiriyor. DMSO'nun başarılı olmasında bir koşul daha var. Dr. Güneral'in öneriler listesine harfiyen uyulması...
Dr. İlhami Güneral ile sürdürdüğümüz dizinin beşinci gününde ülkemizde de bol miktarda bulunan, ancak ne yazık ki yeterince tüketmediğimiz zeytinyağı birinci tartışma konumuzu oluşturuyor.
Bu konuşma sırasında Dr. Güneral, Dr. Klinkhamer'in şu sözünü anımsamadan edemiyor: 'Büyük ilaç firmaları, havucun ya da baklanın sağlık yönünden değerini araştırmayı istemezler. Zira kendi ürünlerine büyük yatırımları vardır. Para musluğu neredeyse, ilgi ve araştırma da o tarafta. Böylece anlaşılıyor ki, konvansiyonel tıbbın kanser problemini çözmesi olanaksızdır'
Köpekbalığı kıkırdağı yerine ZEYTİNYAĞI
Dr. Güneral, zeytinyağının da ABD'de unutturulmak istendiğini anlatıyor. Biz de bir süre önce İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan 'Tarihten Günümüze İzmir Mutfağı' adlı kitabımızda, zeytinyağının Akdeniz'in bir mucizesi olduğunun altına çizdiğimizi söylüyoruz. Gerçekten de, Akdeniz'de kalp krizleri ve kanser dünya ortalamalarının çok altındaydı.
Konuşmamızda hem fikir olduk ki, egzoz gazları, fabrika bacalarının kustuğu kanserojenler, içme sularımıza karışan sanayi atıkları, bir yandan da belediyelerin temizlemek için suya kattıkları klor, fast food gıdalardaki, hazır yiyeceklerdeki tehlikeli katkı maddelerine karşı elimizde iki silah vardı: Ekmeğimiz ve zeytinyağımız... ikisine de çok iyi sahip çıkmalıydık.
Bir süredir gazetelerde ilanlar çıkıyor, TV'lerde haberlerini izliyoruz. Köpekbalığı kıkırdağı AIDS ve kansere iyi gelmektedir, hatta önleyicidir. Doktor Güneral'e soruyoruz:
- Köpekbalığı kıkırdağı gerçekten önleyici mi?
- Evet önleyicidir. Köpek balığı karaciğerinde bulunan Squalene maddesi tümörlerin yok edilmesinde yapıtaşı niteliğindedir. Bu madde bazı böceklerde ve karıncalarda da vardır. Squalene kanser tedavisinde başarı ile kullanılmaktadır. En önemli üreticisi Küba'nın da önemli bir zenginlik kaynağıdır. Ancak unutmayınız ki bu maddenin en çok bulunduğu madde ise bizim sızma, geleneksel yöntemlerle çıkarılmış zeytinyağıdır. Zeytinyağında yüzde 2 oranında Squalene bulunur. Günden en az 100 cl. Zeytinyağı tüketen bir kişi gerektiği kadar Squalene almış olur. Amerikan Tabibler Birliği'nin yayınladığı Archive of Internal Medicine Dergisi'nin 12 Ocak 1998 sayısında çıkan bir makale hayati bilgiler içeriyor. İsveç'teki Karolinska Enstitüsü'nden başta Dr. Alicya Wolk olmak üzere 8 bilim adamının yıllar süren 61.471 kadın üzerinde yaptıkları araştırma da şu çok önemli sonucu vermiştir: Zeytinyağı kanser riskini yüzde 50'ye yakın azaltmaktadır. Buna mukabil soya, mısır, ayçiçek yağları ve hayvani yağlar (tereyağ vb.) kanser riskini yüzde 69 yükseltmektedir. O nedenle buğday kadar önemli olan zeytinyağının tüketiminin artmasına çalışmamız gerekiyor.
Doğanın en mükemmel ilacı : Dimethyl Sulfoxide
Dr. ilhami Güneral, 1993'te '1.5 yıl ömrün kaldı' denilirken, kendisini ölümden kurtaran 'doğanın en mükemmel ilacı' olarak da nitelenen Dimethyl Sulfoxide'u (DMSO) kendisini ziyaret eden kanserlilere veriyor.
Dr. Güneral, DMSO ile ilgili olarak şu bilgileri verdi: 'DMSO odundan elde edilen organik bir kükürtlü maddedir. Yirminci yüzyılın en büyük üç buluşundan biridir. Bunları sırasıyla antibiyotik prensibi, kortizon prensibi ve DMSO prensibi olarak sıralayabiliriz. ABD'de sınırlı olarak kullanımına izin verilen DMSO, Almanya, isviçre, Rusya, Avusturya, İngiltere, İrlanda, Kanada, Meksika ve Güney Amerika devletlerinin çoğunun içinde bulunduğu 55 ülkede reçete ile alınabilmektedir.'
Ödemiş'in Gölcük yaylasında kendisinden şifa arayanlara bu ilacı öneren Dr. İlhami Güneral, DMSO'nun hayret uyandırıcı, kimyasal, biyolojik ve fizik karakteristiği olan küçük basit bir molekül olduğunu belirttikten sonra, DMSO'nun özellikleri şöyle sıralıyor:
1) Sinir liflerinin iletkenliğini bloke ederek ağrıları keser
2) Antienflamatuardır, vücuttaki şişlikleri indirir
3) Bakteri, virüs ve mantara karşı statik etkisi vardır
4) Tüm örtü dokularından kolayca ve zarar vermeden geçerek beraberinde istenen ilacı taşıyabilir. Örneğin DMSO içinde eritilmiş penisilin, iğne kullanmaya gerek kalmadan, cilde sürülerek deri altına ulaşabilir.
5) Kanda pıhtılaşma olasılığını azaltır
6) Damar açıcıdır
7) Kanserojen hidroksil serbest radikallerini silip süpürür
8) Bağışıklığı güçlendirir
9) Kuvvetli bir idrar sökücüdür
Dr. İlhami Güneral, hastalarına kendi hazırladığı karışımla DMSO'yu aktararak büyük başarı kazanıyor.
Yüksek ateş tedavisi
iki yıl kadar önce Rusya'da bir grup hekimin kanserli hücreleri yüksek ateş tedavisiyle öldürdüğü iddia edilmiş, ancak başta Türkiye'deki 'ortodoks' hekimler tarafından bu iddia kabul görmemişti.
Dr. ilhami Güneral ile yaptığımız söyleşi de bu konuyu da gündeme getirdik. Güneral bu yöntemin de doğru bir yöntem olduğu kanısında, ancak sadece Ruslar'ın bildiği iddiasına katılmıyor. Bakın uzmanımızı bu konuda neler diyor:
-Bu iddialar doğru mudur?
-Kanser hücreleri 42 derecenin üzerindeki ısıya dayanmaz ve ölür. Bu ta Mısırlılar zamanından beri bilinen ve tedavi maksadıyla uygulanan bir yöntemdir. Günümüzde bu uygulamalar daha bilimsel yöntemlerle, lokal olarak iyi odaklanmış, ultrason, mikro dalga ve radyo dalgalarıyla yapılır. Kanser kitlesi 42-44 C dereceye kadar ısıtılır ve böylece sağlıklı komşu dokulara zarar vermeden tümör kitlesi tahrip edilir.
- Türkiye'de neden uygulanmıyor?
- Bu kadar sade, böylesine etkili ve zararsız bir kanser tedavisi, ne yazık ki, ülkemiz onkologları tarafından ya bilinmediğinden, ya da ilaç firmalarına sadakatten kanser hastalarına ulaşamıyor. Yüksek ateş şokunun kanseri tedavi etmesi yanında, koruyucu niteliğini de gösteren çok parlak bir örnek verelim: Bundan 50 yıl kadar önce Orta italya'da Pontine Bataklığı diye anılan ve adeta sıtma tarlası olan bir bölge vardı. 500 kilometrekarelik bir bölgede hemen herkes sıtma geçirmekte ve bu hastalığın sık sık nükseden yüksek ateş krizlerini yaşamaktaydı. Fakat bu bölge yerlileri arasında hiçbir kanser olayı saptanmamıştı. Görüldüğü gibi yüksek ateş kanseri önleyici bir etken....
Dr. Güneral'den kanserlilere tavsiyeler...
1) Günboyu, susadıkça, evde yapılmış fazla koyu olmayan sebze çorbaları ve taze sıkılmış sebze ve meyve suları içiniz. Bu vücudunuza gereken vitamin, mineral ve enzimleri depolar ve ayrıca vücudu toksinlerden temizler.
2)Ne içmede ne de pişirmede asla klorlu olabilecek su kullanmayın. Özellikle pişirme sırasında klor yoğunluk kazanabileceğinden daha da tehlikeli olabilir.
3) Gıdalarınızı paslanmaz çelik ya da cam kaplarda pişirin. Az su kullanın. Düdüklü tencere, mikro dalga fırını ve alüminyum kap kullanmayın.
4)Alkollü içki kullanmayın. Yoğun sigara dumanı olan yerlerden kaçın.
5) Rafine besinler ve muamele görmüş gıdaları kullanmayın. Yedikleriniz ne derecede doğal ve taze iseler o kadar yararlıdırlar.
6)Toksik maddelerle ilaçlanmış sebze ve meyveleri kullanmayın. Bahçeniz varsa bu ürünleri kendiniz yetiştirin.
7) Yemeklerden sonra gaz ya da hazım bozukluğu görülürse sindirim organlarında yetersizlik var demektir. O takdirde yemeklerin ortasında birer tane pankreoflat türü ilaç alın.
8) Bir eczaneden alabileceğiniz nitrazin kağıdı ile idrarınızın asiditesini ölçün. Düşük çıktığı takdirde HCL tabletlerini kullanın.
9) Tuzu azaltın ve iyotlu tuz kullanın.
10) Patates, kuru fasulye, fındık, yeşil sebzeler gibi potasyum yönünden zengin gıdalar alın...
11) En az 8 saat uyuyun. Gündüz ara sıra dinlenin. Elinizden geldiğince hareketli olun.
12) Bitki çayları için, kekik, kuşburnu, ıhlamur, adaçayı gibi,
13) Beyaz ekmek yerine, çavdar, yulaf, kepek ekmeği ve bulgur kullanın. Esmer pirinç de tavsiye edilir.
14) Sadece koyun sütünden yapıldığına inandığınız peynir ve yoğurtları yiyin.
15) Taze meyve yerken, içerdiği şeker düzeyine göre elma, armut ve portakal gibi iri meyveler günde 3-4 tane, çilek, vişne; kiraz ve ahududu gibi meyveler 150/200 gram yenebilir.
16) Zeytinyağı kullanın.
17) Taze olarak beyaz etli derin su balıkları yiyin.
18) Kuzu eti ve ciğeri yiyin.
19) Kavrulmamış kayısı çekirdeği yiyin ...
AKSAM 22 eylul 2001